“İTİBAR MERKEZİNE” İLK ADIM ATILDI O DA YANLIŞ ATILDI

“İTİBAR MERKEZİNE” İLK ADIM ATILDI O DA YANLIŞ ATILDI
Ali Babacan’ın 06.01.2012 tarihli gazetelerdeki açıklamaları içinde dikkatimizi çeken bir konu var. Çek ile ilgili yeni düzenlemeler bahsinde, vatandaşların kredi durumlarını tek havzada toplamak için Türkiye Bankalar Birliğine verilen yetkilerden bahsediyor. Sadece çeklerin karşılıksız çıkmasından ibaret olmayan ve elektrik faturasına kadar ödeme düzeni hakkında bilgilerin depolanacağı belirtiliyor. Bütün bunlar, bankalardan çek defteri almak isteyenlerin kredibilitesini tespit etmek için kullanılacak.
Liberal-kapitalist siyasi sistemler, iktisadi alanda bankaları korumakla görevlidirler. Batı dünyasındaki iktisadi krizde bankalara “yardım” adı altında ödenen yüz milyarlarca dolarda görüldüğü gibi, kanuni düzenlemeler de bankaları ve tabii ki büyük şirketleri özenle koruyorlar.
Türkiye, dünyanın yeni bir çağa doğru hızla yol aldığı vasatta, hala istikametini tayin etmekte zorlanıyor. Ali Babacan, iktisadi alandaki uzmanlığı ve yüksek zekası sebebiyle genç yaşta bakan yapılan birisi. Gerçekten de ciddi işler yaptığı, dünya iktisadi krizinde ülkeyi iyi durumda tutmayı ve büyütmeyi başaran birisidir. Hakkını teslim etmenin rahatlığı ile tenkidimizi yapalım.
Vatandaşların bilgilerini sadece bankalar için depolamak ve onların istifadesine sunmak, bankacılık sistemi için lüzumlu olabilir fakat bu bilgilere insanların da ihtiyacı olduğunu nasıl oluyor da düşünemiyor? Bilgiler sadece devlet, bankalar, büyük şirketler vesaire gibi halkın uzağında kalan müesseseler tarafından kullanıldığında, halk kendi haline bırakılmış olmuyor mu?
Bu meselenin nasıl düşünülmesi gerektiğini, halkın faydalanmasına nasıl sunulabileceğini göstermesi bakımından, Haki Demir’in bir teklifinden bahsetmek istiyoruz. “İtibar Merkezi” isimli müessese teklifi…
*
Haki Demir Mayıs 2011 tarihinde sitemizde (www.fikirteknesi.com) “İtibar Merkezi” ismiyle bir yazı yayınlamıştı. Bu yazıda özet olarak, içtimai hayatın itibar üzerine kurulması için gerekli olan müessese ihtiyacına işaret ediyordu. İnsanların şahsi bilgileri dışında, hayatta başkalarının bildiği, bilebileceği, bilmesi gereken bilgilerinin bir havzada (itibar merkezinde) arşivlenerek, halka açılmasının lüzumundan bahsediyordu. Müesseseye olan ihtiyacı şu şekilde izah etmişti.
“Hayatın gailesi içinde savrulmaktan kurtulmak, hayatı sağlam zeminlere oturtmak, emin münasebetler geliştirebilmek, ciddi hamleler gerçekleştirebilmek, teşebbüsü tehlikelerden ve korkulardan kurtarabilmek için hayatın ortasına inşa edilmesi gereken bir müessesedir, İTİBAR MERKEZİ…
İnsanın önüne gelen ihtimalleri ve hadiseleri anlamasına yardım edecek, anlaması için gerekli süzgeçleri oluşturacak, cemiyetteki emniyet duygusunu inşa edecek, rahat ve verimli düşünebilmeyi mümkün kılacak bir elek vazifesi görecektir İTİBAR MERKEZİ…

Açık ifadesiyle, hayattaki dolandırıcılık kanallarını kapatacak, itimat edilebilir insan listesini çıkaracak, münasebetlerin altyapısını oluşturacak bir süzgece ihtiyaç olduğu vakadır. Hayat mahalleden ibaret bir alanda yaşanamayacağına göre, insani münasebetlerin karşı tarafının yabancı olma ihtimali oldukça artmış durumdadır. Birbiriyle tanışmayan insanların arasındaki münasebetleri mümkün kılacak olan itimat ve bilgi kaynağı ihtiyaç haline gelmiştir. Münasebetleri “tanıdıklarıyla” sınırlı tutan insanların hayatı fevkalade dar bir alana inhisar eder. Kaldı ki, bu günün dünyasında tanış olmak dahi kafi gelmemektedir. Zira insanlar birbirlerini yeterince tanıyamamaktadır.”
Gerçekten ülkedeki hukuki, ticari, mali, siyasi münasebetlerden başlayarak dostluklara kadar derinleşecek her alanın itimat edilebilir altyapısını oluşturacak bir müessese… Bu günün dünyasında iş yapabilmek ve yaşayabilmek için insanları tanıma imkanı kalmamıştır. Buna ne zaman var, ne fırsat var, ne de gerek var.
Haki bey, ferdi “şahsiyet” olarak ifade eder ve cemiyetin de şahsiyet sahipleriyle inşa edilmesi gerektiğini düşünür. İnsan anlayışı bu merkezde oluşmuştur. Şahsiyet sahibi olmayan insanların oluşturduğu topluluğa kalabalık der, cemiyet değil. Dolayısıyla itibar müessesesi ile ulaşmak istediği hedef, şahsiyetli insanların yetişmesi ve hayatın bunlar merkezinde inşa edilerek yaşanması. Bu sebeple “itibar merkezi” müessesesini ifade ederken, kişilerin bu müesseseye verecekleri bilgileri, “şahsiyet beyanı” şeklinde anlamaktadır. Tam olarak ifadesi şöyle;
İtibar merkezindeki bilgilerin toplamı, “şahsiyet beyanı” olarak düşünülmelidir. “Şahsiyet, insanın hayattaki yekun beyanıdır.” İnsanlar şahsiyetlerini beyan etmelidirler. İnsanın gizleyecek birçok şeyi olabilir ama şahsiyet asla bunlardan birisi değildir. Şahsiyet beyanında bulunmayanlar, şahsiyetsizdirler. Şahsiyet sahibi olanlar zaten bunu beyan etmektedirler. İtibar merkezi müessesesi ihdas edildiğinde şahsiyet beyanını nizami şekilde yapma imkanına sahip olacaklardır.”
İnsanların şahsiyetini inşa eden bilgilerin cemiyetten gizlenmesi doğru mudur? Cemiyetten gizlenmesi gereken bilgiler olduğu doğru tabii ki, fakat şahsiyeti inşa eden bilgiler zaten aleni bilgiler değil midir? Bu konuda ciddi tetkiklerin yapılması gerektiği doğru… Kaba bir akılla meseleye yönelmek arzu edilmeyen neticeleri ortaya çıkarabilir. Dikkatli bir tetkik neticesinde insanların şahsiyet beyanlarını gizli tutmalarını istemek, ancak gizli niyetlileri, kötü niyetlileri, zararlı kişileri korumak olur. Haki bey bu hususta ciddi izahlar yapmış, kendisinden okuyalım.
“Bu bilgilerin bir kısmı şu anda kayıtta tutulmaktadır. Mesela sabıka kayıtları Adalet bakanlığı bünyesinde tutulmakta ve savcılık tarafından şahsın kendisine verilmektedir. Umuma açık bir bilgi kaynağı değildir. Keza çeklerle ilgili (çeklerin ödenmemesi gibi) bilgiler bankalar tarafından arşivlenmektedir. Diğer bilgilerin de tamamı kamu kurumlarınca bir şekilde tutulmaktadır.

Devlet birtakım sebeplerle insanların bilgilerini arşivlemekte fakat cemiyete arzetmemektedir. Mesela sabıka kayıtlarını tutmakta ve sadece savcılıkların tasarrufuna bırakmaktadır. Bu durum sabıka kayıtlarının sadece asayiş ile ilgili konular için kullanıldığını göstermektedir. Oysa asayiş kadar önemli konular vardır. Kişilerin hırsızlık sabıkası olduğunu bilmek, o kişiyle ticari münasebete girecek olan insanlar için ihtiyaç değil midir? Devlet kendisi ile ilgili bilgilerin tamamını kaydetmekte fakat insanlara bu bilgileri sunmakta cimri davranmaktadır. Bir kişinin dolandırıcılığı meslek haline getirmiş olmasını cemiyetten gizleyen devlet, dolandırıcılığa ortaklık etmiş olmaz mı? Bazı kişilerin çeklerini dolandırıcılık malzemesi olarak kullanması, bankalar dışında da insanları ilgilendirmez mi? Devlet veya bankalar veya bir takım kurumlar kendileri ile ilgili bilgilerin kaydını tutmakta fakat bu kayıtları cemiyete arzetmedikleri gibi benzeri kayıtları tutmayı da yasaklamaktadır.”
Çok enteresan… Devlet, dolandırıcılık yapanları ifşa etmemekte, bunların kayıtlarını tutmayı da yasaklamakta ve insanların dolandırıcılar hakkında bilgi sahibi olmasını kanunla yasaklamaktadır. Gerçekten çok enteresan…
Biz meseleyi fazla uzatmayalım. Konu Haki Demir imzasıyla sitemizde “İtibar Merkezi” başlıklı yazıda tetkik edilmiş. Hangi bilgiler arşivlenecek, bu merkeze üyelik gönüllü mü yoksa mecburi olacak birçok husus dile getirilmiş. Haki beyin saf tefekkürle meşgul olduğunu biliyoruz ama aynı zamanda cemiyet ve hayatı inşa edecek müesseseler üzerinde çalıştığı da meçhul değil. Bunlardan birkaçını sıralayalım, zaten takip edenler biliyorlar. “İtibar Merkezi”, “Zeka Merkezi”, “Karz-ı Hasen Müessesesi”, “Akl-ı Selim Okulu” vesaire. Hepside sitede (www.fikirteknesi.com) yayınlanmış halde.
NURETTİN SARAYLI
nurettinsarayli@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir