İyi nedir, iyi insan kimdir?

İyi nedir, iyi insan kimdir?

Herkes kendini, kuruluşunu, düşüncelerini ve yolunu “iyi” olarak vasfediyor. Kendi indî bakışına göre “iyi benim”, “iyi burada”, “iyinin adresi burasıdır” gibi ifadelerle “iyiliğin” kaynağı olarak kendini gösteriyor.

Bu, modern-kapitalizmin paramparça ettiği “iyi” anlayışımızdan eser kalmayan, “iyi” ölçüleri çok farklı ve birbiriyle yüzde yüz zıt olan kafaların ürettiği ferdî ve sosyal bir hastalıktır…

Laikçilerin, Kemalistlerin, ulusalcıların, solcuların, liberallerin “iyi” anlayışı başka… Muhafazakârların, milliyetçilerin “iyi” anlayışı daha başka… İyi olmanın ve iyi insanın bir ölçüsü olmalı. Bizim irfânımızda iyi insan numunesi Hak ile halk arasında köprü olan insan-ı kâmildir.

Semerkand Dergisi’nin Aralık 2013 sayısında Ali Yurtgezen hocanın “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı “İyi İnsan Kim?” başlıklı yazısını okuyunca anladım ki, “İyi” ve “İyi insan” kavramı herkesin bildiği gibi değil.

“İyi” kavramı ve “iyi insan” hakkındaki yanlış anlayış cemiyette elân sürdüğü için adı geçen mühim yazıdan birkaç bölüm paylaşmak istiyorum:

“İtiraf edelim ki, ‘İyi insan’ ifadesini çok kullanıyor olsak da üzerinde çok durup düşündüğümüz söylenemez. Çoğunluk, genellikle kendisine yardımı dokunan, kibar ve saygılı birine iyi insan der ve iyi kavramını şahsî fayda ve ölçüleriyle belirlediğinin farkında olmaz. Oysa bizim iyi insan saydığımız birini bir başkası böyle görmeyebilir. Meselâ çok açık sözlü olmayı, tartışmacı bir üslubu benimsemeyi meziyet kabul edip kişinin dürüstlüğüne yormak da mümkün, kusur kabul edip nezaketsizliğine vermek de…”

“Şu halde iyiyi ‘beğenilen vasıflarda olan’ şeklinde tanımlayıp beğeniyi insanların kişisel yaklaşımına bıraktığımız müddetçe ‘iyi’ ve ‘iyi insan’ kavramlarını doğru bir şekilde tanımlamamız mümkün değil. İyiyi tanımlamak için ‘hayırlı, faydalı, güzel’ karşılıklarını vermemiz de meseleyi çözmez. Aynı davranış için birine ‘dürüstlük’, diğerine ‘keyfilik’, hiç şüphesiz bu kavramlara da kendince anlamlar yükleyecektir. Kaldı ki belli davranışların iyiliği hususunda ittifak olsa bile, bu birkaç iyi davranışın kişileri her bakımdan iyi insan sınıfına dâhil etmeyeceği açıktır.”

“Kısaca beşerî ölçülerle, hâkim zihniyetin veya zamânenin sürekli değişen anlayışıyla iyiye ve iyi insana ortak bir târif getirmek imkânsız. Öyleyse başkaları nasıl düşünürse düşünsün, bizler Müslüman olarak, hem iyi hem de iyi insan tasavvurumuzu dinimizin ölçülerine göre inşa etmek mecburiyetindeyiz.”
“İslâm’a göre iyi insan olabilmenin itikat, ibadet, ahlâk ve muamelâtla ilgili şartlar var. Ama ön şart müslüman olmaktır. Müslümanlık, iyi insanlar zümresine katılmak için girilmesi gereken kapının anahtarıdır. Müslüman olmak iyi insan olmanın ön şartıdır, ancak yeter şartı değildir. ‘Ben müslümanım’ diyen birisi iyi insan olma imkânını yakalamıştır sadece. Bundan sonra alınması gereken yolu kat etmedikçe, yâni Müslümanlığın icaplarını yerine getirmedikçe iyi insan sıfatını hak edemez. Nitekim Müslüman olduğunu söyleyen herkesin iyi insan diye nitelendirilmediği acı ama gerçektir. (…) Birçok âyette iyilikler, yani ahlâk ölçüleri, hasenat veya sâlih ameller, iyi insan olmanın gerekleri olarak sayılırken, her zaman en başta ‘iman etmek’ şartı zikredilir…”

Şu hâlde “İyi’yim demekle “iyi” olunmuyor. En müşahhas ifadeyle iyi insan dürüst, âdil ve emin kişidir. Milletine iyi hizmet eden, iyi düşünceler besleyen, hakkını gözetendir. Milletiyle aynı dini, irfanı ve hayatı yaşayandır.

Bu meziyetlerden biri veya birkaçı eksik olsa “iyi” olmanın derecesi düşük, hepsi bir arada olursa “iyi” olmanın derecesi yüksek olur.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir