KARŞI-DEVRİM TEKNİĞİ VE MISIR’DAKİ TEŞEBBÜS

KARŞI DEVRİM TEKNİĞİ VE MISIR’DAKİ TEŞEBBÜS
Bir ülkede her zaman çok sayıda fikri ve siyasi hareket ve muhalefet olur. Diktatörlüklerin olduğu ülkelerde de resmi olmasa bile farklı ideolojilere bağlı muhalefetin olması kaçınılmazdır. Muhalefete izin verilmeyen siyasi rejimlerde (yani diktatörlüklerde) muhalif düşüncelerin birbirinden ayrışması, demokratik siyasi rejimlerdekine nispeten daha belirsizdir. Diktatörlüklerin baskısı, muhalefetin serbestçe örgütlenememesi, muhalefetin düşünce ve hareket olarak kendini ifade etmesini zorlaştırır. Bu sebeple ağır baskı ve zulümlerin olduğu siyasi rejimlerde muhalif düşünce ve hareketler genellikle omuz omuzadır. Bu ülkelerdeki halk, aralarındaki fikri ve siyasi farklılıklarına aldırmadan birlikte isyan hareketi başlatır.
İsyanın başlamasıyla diktatörün yıkılmasına kadar geçecek süreçte farklı muhalif hareketler için önemli olan ortak hedef (düşman) siyasi rejim yani diktatördür. Devrim (isyan) sürecinde diktatörün baskı ve zulmü daha da artacağı için muhalif hareketlerin birbirinden ayrışması değil birbirine yaklaşması, birbiriyle yardımlaşması sözkonusudur. Muhalif hareketler arasındaki ideolojik uçurumlar ne kadar derin olursa olsun, diktatöre karşı ayaklanmalarda bu özellikler ortaya çıkmıyor veya muhalifler arasındaki ideolojik farklılıklar birbirini hasım olarak görmelerini gerektirmiyor.
Devrimler (İhtilaller) tarihinde, muhalif hareketlerin ayrışmaya, birbirini hasım olarak görmeye, birbirleriyle mücadele etmeye başlaması iki safhada gerçekleşiyor. Birincisi, devrimin son safhası, yani artık siyasi rejimin dayanma gücünün kalmadığı ve yıkılmasının mukadder olduğu safha, diğeri ise devrimin gerçekleşmesinin hemen akabindeki safha… Yaygın olanı ise devrimin gerçekleşmesinden hemen sonra muhalif hareketlerin kendi aralarında hesaplaşmaya başladığı yönünde…
Devrimin eşiğindeki muhalif hesaplaşma, mevcut siyasi rejimin akıllıca hareket etmesi halinde kendini koruyabildiği misalleri göstermiştir. Siyasi rejim tam yıkılacakken muhaliflerin birbiriyle hesaplaşmaya başlaması, statükonun, muhalif hareketler arasında denge siyasetiyle ayakta kalma imkanını oluşturuyor. Bu durumun ihtilaller tarihinde misali az olsa da mevcut. Bu ihtimale, devrim sürecini inkıtaa uğratma riski taşıdığı için fazla itibar edilmemektedir.
Çoğunlukla görülen ihtimal, devrim süreci bittikten ve mevcut siyasi rejim yıkıldıktan hemen sonraki safhada muhalif güçlerin birbiriyle hesaplaşması şeklinde ortaya çıkıyor. Karşı-devrim dediğimiz hadisenin mayalanmaya başladığı nokta ve iklim burası.
Siyasi rejim yıkıldıktan sonraki en sıcak ve acil gündem, yeni siyasi rejimin ne olacağı sorusudur. Bu sorunun cevabını büyük oranda veren “metin” ise anayasadır. Yeni bir anayasa yapılıp yürürlüğe konulduğu andan itibaren yeni siyasi rejimin temeli kurulmuş olur. Anayasa ile yeni rejim kurulurken, anayasada kuvvetlerin dağılımı ve kuvvetlerin ideolojik mahiyeti de tayin edilir. Bu noktaya gelindiğinde, yani anayasa yapılıp, kuvvetler oluşturulup, anayasal müesseseler inşa edildiğinde devrim süreci esas itibariyle tamamlanmış olur. Bu safhadan sonra ortaya çıkan isyan, karşı-devrim değil, yeni bir devrim sürecidir.
*
Devrim sürecini başlatmakla karşı-devrim sürecini başlatmak arasında büyük farklar var, devrim sürecini başlatmak, karşı-devrim sürecini başlatmaktan çok daha zor. Karşı-devrim, devrim süreci bitmeden başlatıldığı için daha kolay, daha az maliyete sahip, insanları harekete geçirme imkanı daha fazla… İşte işin sırrı burada… Karşı-devrim süreci, devrim sürecinin içinde başladığından dolayı, hala devam eden devrim psikolojinden faydalanıyor, devam eden devrim sürecinin içtimai altyapısından faydalanıyor, devam eden kaotik ortamdan faydalanıyor, güçlü bir iktidarın kurulamamış olmasından faydalanıyor, devrimci hareketin (devrimciliğin) kutsanmışlığından faydalanıyor. Bu sebeplerden dolayı karşı-devrim ihtimali tehlikelidir ve her devrim için bu ihtimal mevcuttur.
Tarihte küçük karşı-devrim güçlerinin başarılı olduğuna dair misaller var. En başarılı karşı-devrim hareketi, 1917 Rusya’sındaki bolşevik hareketidir. Bilenlerce malumdur, 1917 yılında, birinci dünya savaşının da tetiklemesiyle dev Rus coğrafyasında dev bir isyan dalgası başlamış, Çarlık alaşağı edilmiş, yerine parlamenter siyasi rejim kurulmaya başlanmıştır. Devrim sürecini bu safhaya kadar getirenler, Menşevikler (sosyal demokratlar) olmuş, devrim, sürecin tamamlanacağı son safhada Bolşevik (komünist) karşı-devrim ile sarsılmış ve yerini Lenin’in kadrolarına bırakmıştır.
Bolşevik (komünist) karşı-devrimin başarılmasındaki esas sebep, Lenin’in sevk ve idare maharetidir. Aslında 1917 devrim süreci boyunca Lenin’in başında bulunduğu komünist hareket ve örgüt, değil Rusya’da devrim yapmak, Rusya’nın küçük bir bölgesinde bile inisiyatifi eline geçirecek kadar güçlü değildir. Zaten Lenin gücünü 1905 devrim teşebbüsünde ölçmüş ve başarısız olarak trenin hayvan taşıyan vagonlarında İsviçre’ye zor kaçmıştır.
1917 yılındaki devrim dalgası, 1905 dekinden daha büyük gelmiş, Çarlık yıkılmış, yerine parlamenter sistem ise daha kurulamadan (yerleşemeden) Bolşevik müdahalesi (karşı-devrimi) başlamıştır. Yeni siyasi sistem kurulma aşamasındayken, daha yerleşmeden, müesseselerini oluşturmadan, kendine gelemeden komünist müdahale ile sarsılmış ve yıkılmıştır. İşin kritik noktası tam olarak burasıdır. Eski siyasi rejimin yıkılması ve yeni siyasi rejimin hala kurulamaması… Kritik geçit burasıdır ve bu noktayı gören Lenin, tarihte hiçbir siyasi harekete nasip olmayan bir başarı kazanmıştır, hem de sahip olduğu siyasi ve askeri gücün binlerce kat üstünde bir başarıdır.
1979 İran devriminde Halkın Mücahitleri isimli sol örgüt, tam da 1917 yılındaki Lenin’in stratejisini uygulamak istemiş, Şahlık rejimi yıkılıp Şah ülkeden kaçtıktan sonra fakat yeni rejim kuruluşunu tamamlamadan önce harekete geçmiştir. Aslında Halkın Mücahitleri örgütü zamanlamasını yanlış yapmamış, devrim sürecindeki “kritik geçit” teşhisini doğru yapmıştır. Başarılı olamamasının sebebi kritik geçit teşhisinde değil, devrim güçlerinin büyüklüğündedir. İran’daki devrim güçleri ile 1917 yılındaki devrim güçleri olan Menşevikleri birbirine karıştırmış veya bunları birbirine karıştırmamış ama başka alternatifi kalmamıştır. 1917 yılındaki devrim güçleri olan Menşeviklerin askeri kuvveti yok fakat Lenin’in emrinde askeri güçler mevcuttur.
Devrim, karşı-devrim hadiselerinin tarihte çok fazla misali var, bu iki misal meseleyi anlatmaya kafi olduğu için bu kadarıyla iktifa ediyoruz.
*
Mısır, devrim sürecine bakıldığında, tam karşı-devrimin harekete geçme zamanını yaşıyor. İçinde bulunduğu süreç, “kritik geçit”tir. Bir müddet daha karşı-devrim hareketi başlamamış olsaydı, karşı-devrim ihtimali kalmayacaktı.
Mısır’daki karşı-devrim güçlerini destekleyecek çok sayıda devlet var. Mısır, Muhammed Mursi’nin (yani Ihvan-ı Müslimin’in) iktidarı demokratik seçimler yoluyla ele geçirmesinden sonra milletlerarası kuşatmaya alındı. Avrupa, ABD, Rusya, Çin ve başka ülkeler tarafından, bazıları farkedilir şekilde, bazıları ise çok sinsi şekilde bu kuşatmaya katıldı. Aynı durum Suriye muhalefetine batının destek vermekten vazgeçmesinde de görüldü, iki hadisedeki sebepler de aynı, bir İslam blokunun kurulmaması…
Mısır’daki parlamento seçiminde, küçük İslami partiler bir tarafa, sadece Ihvan ile Selefilerin aldığı oy toplamı yüzde yetmişi geçiyordu. Bu oy oranlarına bakıldığında Mısır’da mevcut siyasi iktidarın yıkılması sözkonusu bile değil. Bu iktidar yıkılmamalı… Zaten de yıkılmaz, halk desteği göz önüne alındığında böyle bir ihtimal yok. Ne var ki gücü ne olursa olsun, devrim sürecindeki “kritik geçit” çok mühim…
Muhammed Mursi, birçok konuda ve birçok sebeple zamanının olmadığını, bir an önce devrim sürecinin tamamlanması gerektiğini, bu sebeple acilen anayasanın kabul ve referanduma sunulmasını istedi. Nazari çerçevede konuya bakılında bu siyaset doğruydu, gerçekten hem Mısır’ın hem de İslam dünyasının zamanı yok, siyasi altyapıların süratle kurulması ve üst yapıların (İslam birliğinin) inşasına geçilmesi gerekiyor. Fakat nazari doğruları pratikte uygulamak maharet ister.
*
Bu safhada Mısır ne yapmalı, Muhammed Mursi nasıl hareket etmeli? Şimdi asıl soru bu…
Devrim hareketleri bazen başlamadan önce bazen başladıktan sonra genellikle de her iki safhada bazı “semboller” edinirler. Mısır’daki devrim sürecinin sembolü, “Tahrir” meydanıdır, meydanın isminin anlamı da “hürriyet” olduğu için ayrıca ehemmiyet kazanmıştır. Devrimin mayalandığı yer tahrir meydanı olduğu için, oradaki nümayişlerin “dokunulmazlığı” vardır. Mısır hala devrim sürecini tamamlamadığından dolayı “tahrir”, devrimin tarihi sembolü haline gelmemiş, hala aktif ve canlı bir sembolü olmaya devam ediyor. Muhammed Mursi ve arkasındaki siyasi gücün ilk hatası, devrim süreci tamamlanmadan “Tahrir” meydanını terketmiş, boşaltmış olmasıydı çünkü devrimin meşruiyeti o meydanda oluşmuştur. Tahrir meydanı karşı-devrimci güçlerin eline geçtiği için mevcut siyasi iktidar tahmin etmediği kadar büyük bir sarsıntı geçiriyor. Yapılması gereken mühim işlerden birisi, Tahrir meydanını ele geçirmek ve devrim süreci bitene kadar orayı boşaltmamak…
Yapılması gereken mühim işlerden biri de, karşı-devrim güçlerini, devrim sürecinden, devrim sürecinin psikolojisinden, devrim sürecinin meşruiyetinden tecrit etmek… Karşı-devrim güçlerini, kendileriyle baş başa bırakmak, bu yolla devrim sürecinin meşruiyetinden faydalanmalarına fırsat vermemek… Karşı-devrimci güçlerin, devrim sürecinin devam ettiğini, süreci kendilerinin devam ettirdiğini, devrimin hedeflerine ulaşmadığını ifade etmelerini ve halka bu şekilde propaganda yapma imkanını sahiplenmelerini engellemek şart. Bunun için siyasi iktidar, karşı-devrimci güçlerin üzerine polis ve askeri sevketmek yerine, milyonluk kütlelerle meydana çıkmalı, Tahriri işgal etmeli, devlet başkanlığı makamı ve Parlamentoyu kuşatmaya almalıdır. Bu işleri kolluk kuvvetleri (polis ve asker) marifetiyle değil, sivil güçlerle, büyük nümayişlerle yapmalıdır. Sivil gösterilerle halka, devrim sürecinin devam ettiğini, süreci kendilerinin devam ettirdiğini, hedeflerine yaklaştıklarını ilan etmeli ve karşı-devrimci güçlerin devrimi yoketmek istediklerini, devrim düşmanı olduklarını ifade etmelidir. Ihvan-ı Müslimin’in, karşı-devrimci güçlere karşı sivil eylemler, milyonluk gösteriler düzenleme konusundaki tereddüdü, sebebi ne olursa olsun yanlıştır, halk devrimi sokakta yapılır, sokağı boşaltanlar devrimi unutmak zorunda kalır.
Karşı-devrim hareketinin ivme kazandığı görülüyor, devrimin sembollerini (mesela Tahrir meydanını) daha önce işgal etmiş olmaları inisiyatif kazandırıyor. Muhammed Mursi’nin geç kalmış sivil hareketleri, sokağın ve devrimin inisiyatifini elden kaçırma noktasına kadar getirdi. Karşı-devrim bu hızla büyümeye ve şiddetlenmeye devam ederse, yukarıda yapılması gerektiğini söylediğimiz hareketler netice almaya kafi gelmeyebilir. Bu durumda yapılması gereken iş, karşı-devrim hareketini sokaklardan çekmek için üzerlerine polis göndermek değil, seçime gitmektir. Parlamento seçimleri için karar almak, bu kadarı ilan etmek, seçim zamanını da mümkün olduğunca erken bir tarih olarak tespit etmektir.
Seçim kararı, karşı-devrim hareketini soğutur, önlerine sandık konulan insanlar mecburen eylemden vazgeçer veya eylemleri erteler. Seçime hızlıca ve iyi şekilde hazırlanmak, seçim mitinglerinin en sonuncusunu, seçim tarihine yakın bir zamanda (birkaç gün kala) Tahrir’de yapmak ve mitingden sonra Tahrir’i boşaltmamak doğru hamle olur. Bu şekilde hem seçim yoluyla tekrar zafer kazanılır hem de Tahrir işgal edilir, inisiyatif ele geçirilir.
*
NOT: Dünyada birileri devrim ve karşı-devrim süreçlerini iyi biliyor olmalı. “Kritik geçit” teşhisini Mısır’da birileri doğru yaptı, zamanlamasında da isabet kaydetti. Kritik geçide dikkat çekmek için daha önce yazmayı düşündüğümüz buna benzer bir yazıyı ertelememizin sebebi, bilmeyen birilerinin aklına düşürme endişeydi. Kritik geçidi doğru teşhis eden, zamanlamasında isabet kaydeden birileri olduğu görülüyor, artık bu yazıyı yazmak ihtiyaç haline geldi.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir