KASET SİYASETİ VE ZİHNİ SAVRUKLUK

KASET SİYASETİ VE ZİHNİ SAVRUKLUK
Kendilerini “Farklı ülkücüler” olarak isimlendiren bir gurubun, MHP yönetici kadrosu ile ilgili kaset arşivi, siyaseti teslim aldı. Mesele nasıl ele alınırsa alınsın, fikir haysiyetini zedelemeden tetkik etme imkanı sanki yok gibi…
Kamuoyunu ve siyaseti işgal eden bu mesele ile ilgilenmemenin bir yolu var mı? Bu yoğunlukta bir zihni işgal karşısında sükut etmek galiba mümkün değil. Kaset karşısında sükut etmek en doğru tavırdı ama hadisenin kamuoyunu ve siyaseti işgal etmesi karşısında sükut etmek yanlış…
Bir taraftan fikir haysiyetini muhafaza etmek diğer taraftan bu kadar çok boyutlu ahlaksızlık karşısında kelam etmek zor bir bahis… Zorluğu kolaylaştırıcı olan manevra, meseleyi pratiğin giriftliğinden çıkarıp, teorik mesele olarak ele almak. Gerçi bu meseleden hareket edilerek konu pratikten ne kadar tecrit edilebilir, emin değilim. Mümkün olduğunca tecrit ederek bazı tespitlerimizi ifade edelim.
Meselenin üç boyutu var. MHP, kamuoyu ve Müslüman bakış açısı…
MHP boyutu…
Kasetlerin hiç yayınlanmamış ve hatta duyulmamış olması ihtimalini göz önüne alalım. Meseleyi teorik zeminde konuşmanın yolu sanırım bu…
“Kadın ve aileden sorumlu genel başkan yardımcısı görevinde bulunan birinin, sahip olması gereken “anlayış” ve yaşaması gereken “hayat” ne olmalıdır?” sorusunu, MHP yönetimi kendine sormaz mı? MHP, yönetici kadroyu seçerken, anlayış ve yaşayış ile ilgili hiçbir kıstas sahibi değil mi? Genel başkan yardımcısının, “Rus Fahişeye” genel başkanını eleştirmesindeki şahsiyet hafifliği dikkatlerden kaçacak cinsten bir şey midir? İnsanların mahrem hayatlarında neler yaşadıkları bir tarafa, fikir seviyeleri ve şahsiyet terkipleri, mahrem hayatlarında günah avcılığına çıkmadan anlaşılmayacak bir şey midir? Bir adamın, günah işlemesini anladık ve bunun peşine düşmenin de ayrıca ahlaksızlık olduğunu biliyoruz da, parti genel başkanı yapılacak adamın şahsiyetini tespit gerekmez mi? Bir kadını “tavlamak” için sahabeye hakaret edecek seviyede (çukurda) olan adamın, fark edilmesi için deha olmak mı gerekir?
Günah işlemek için bir araya geldiği fahişeye, kendisinin “bir şeyler olduğunu” anlatmak ihtiyacını duyacak kişinin, akıl seviyesi, bir oturumda ve en fazla yarım saatlik sohbette anlaşılır. Devlet Bahçeli, bunu tespit edemeyecek kadar zihni zafiyetlerle malul müdür? Tespit etmişse, bu adamları o makamlarda tutmasının “hususi kastı” nedir? MHP kadroları bu seviyedeki insanlardan mı teşkil edilmiştir?
Kaset hadiseleri olmasa, MHP üst yönetiminin ne kadar seviyesiz olduğunu kamuoyu fark etmeyecek. Zira ismi geçenlerin çoğunu hatırlamıyoruz bile… Bu adamlarla yakın münasebet imkanı bulunmadığına göre, adamların seviyesi halk tarafından hiçbir zaman bilinmeyecek. Bu durumda nasıl bir tavır takınmalıyız? Mahrem hayat kısmını anladık da, adamın seviyesini görünce çıldırmamak elde değil. Bu seviyesizlik karşısında, “MHP yanlışlıkla iktidar olsa bu milletin hali ne olur?”, diye düşünmeyen var mı? Bu noktayı düşünmeden konuyu örtbas mı etmeliyiz?
MHP için asıl vahamet, kadrolarının seviyesi, donanımı, ahlakı ve anlayışıdır. Millet için de bu husus birinci derecede mühimdir. Bu kadrolarla milletin önüne çıkıp oy istemek, nasıl bir ahlaki zafiyettir? Kasetleri yayınlayanların “toptan istifa çağrısı”, kaset meselesinden bağımsız olarak doğrudur. Ne var ki, kaset ile şantaj yaparak bu çağrıda bulunmalarının yanında yer almak kabil değil. Diğer taraftan, nasıl ortaya çıktığından bağımsız olarak da, bu kadar seviyesiz adamların bir partiyi yönetiyor olması, anlaşılır ve kabul edilir hadise değil.
Kamuoyu boyutu…
Kamuoyu, bir taraftan “büyük haber” olduğu için ilgisiz kalamamakta, diğer taraftan ahlaksızlığa ortak olma endişesiyle kıvranmaktadır. Hakikaten çok ciddi bir paradoksa sıkışmış halde bocalıyor. Kaset, zina, ahlaksızlık boyutlarında dolaştığından dolayı da bocalamaktan kurtulamıyor. Oysa meselenin ahlaksızlık boyutunun dışında kalan “seviyesizlik” boyutu konuşulmalıydı. Bu kadar seviyesiz bir kadronun, bir partinin üst yönetiminde bulunması ve iktidara talip olması bir tarafa “kanarya sevenler derneği” yönetim kurulunu bile oluşturamayacak yetersizlikte bulunduğu gözlerden kaçtı. Meseleyi konuşmayanlar bu noktayı teşhis edemediği gibi konuşanlarda işin suyunu çıkardı.
Siyasi kadroların fikri ve ahlaki seviyeleri tartışma konusu olmayacaksa, siyasi parti ile yaş günü partisi arasındaki farkı nasıl açıklayacağız?
Müslüman bakış açısı boyutu…
İslam, mahrem hayata yönelik tecessüsü men eder. Müslümanlar, mahrem hayat ile ilgili araştırma yapmak bir tarafa, gözlerinin önünde cereyan etse, gözlerini başka tarafa çevirir. Fakat bu meselede Müslümanları ilgilendiren bir boyut var. Münafıklık alametleri…
Adam, “Müslümanım” dediğinde İslam hukuku ve İslam ahlakı, o adamın Müslüman olup olmadığını (hele de mahrem hayatını gözetleyerek) tespit etmeye müsaade etmez. İnsanların işledikleri günahlar bir tarafa fakat yalnız kaldığında veya aynı türden insanlarla bir araya geldiğinde İslam’ın mukaddes kıymetlerine hakaret ve küfür etme meselesi, münafıklık alametidir. Münafıklığın tespiti fevkalade zor olduğu için “alametlerinden” bahsediyoruz. Bir insanın münafıklık alametlerini taşıyor olması, Müslüman bakış açısının gözünden kaçmaz, kaçmamalıdır. Zira münafıklık, istismarın zirvesidir. Bahsi geçen adamların tamamı, kamuoyu önünde Müslüman olduklarını söylüyorlar. Kapılar kapandığında İslam ile ilgili neler söyledikleri bir şekilde ortaya çıktığında, münafıklık alametlerini taşıyıp taşımadıkları bizi doğrudan ilgilendirmeye başlar. Bahsini ettiğimiz hususun, yediği haltlar (günahlar) olmadığı anlaşılıyor olmalı…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir