KAZALAR, KURTARMA ÇALIŞMALARI VE SİYASET

KAZALAR, KURTARMA ÇALIŞMALARI VE SİYASET

Soma’daki maden kazası gündemi boşalttı, gündemdeki tüm meseleleri arka plana attı ve tek gündem maddesi haline geldi. Böyle olmalıydı çünkü kainattaki en kıymetli varlığın en kıymetli unsuru olan “can” ile ilgiliydi ve çok sayıda hayatını kaybeden insan vardı. Özellikle de kaza gibi hadiseler, hayatını kaybedenlerin masum olmasından dolayı keskin bir hassasiyet oluşturur. Buna, kazanın gerçekleşme sürecinde bazı ihmaller olması ihtimalini eklediğimizde mesele vicdanları patlatacak bir hassasiyet infialine sebep olur.

Birkaç gündür ülkenin gündemi yoğun şekilde Soma’ya kilitlendi. En son yapılan açıklamada hayatını kaybeden masumların sayısı 282’ye çıkmıştı. Bu çok büyük bir sayı… Hadise tam bir facia… Böyle şeylerin nasıl olabildiğini hala anlamış değilim. Yaşadığımız çağdaki teknolojik imkanlar, iş kazalarını önlemede ve kayıpları asgariye indirmede nasıl olur da işe yaramaz. Demek ki mesele tedbirlerin alınmasında ferasetsizlik, hassasiyetsizlik, akılsızlık çizgisinde seyrediyor.

Bir kazanın olmaması için gerekli tedbirleri almak tabii ki şart… Ama meselenin bir de “kurtarma çalışmaları” safhası var. Yapılacak soruşturmada, eksik kalan her bir tedbir için sorumluların mutlaka cezalandırılması lazım. Ama kurtarma çalışmaları konusunu da ciddi şekilde konuşmamız gerekiyor.

Tabii afetlerde de karşılaştığımız bir meseledir, afet veya kazalar sonrasındaki kurtarma çalışmaları hayati önem taşıyor. Yukarıdan aşağıya hükümetin, bürokrasinin, kurtarma timlerinin, hayatını kaybedenler ve yaralananların yakınlarının ve halkın kurtarma çalışmalarında neler yapması, nasıl davranması gerektiği meselesini konuşmalıyız.

Tabii afet veya kazalarda, hadisenin meydana geldiğinin farkedilmesinden başlayarak, kurtarma çalışmaları bitene kadar geçecek süreyi “dokunulmaz” kılmalıyız. Bu sürede ilgili, ilgisiz her insan ve kuruluşun kurtarma çalışmalarına katılması ve katkıda bulunması lazım. Kurtarma çalışmalarının sıhhatli, verimli ve netice alacak şekilde yürütülmesi için kurtarma sürecini ve kurtarma teşebbüslerini tartışmadan arındırmalı, sadece ve sadece daha verimli şekilde yürütülmesini temin etmeliyiz.

Kaza veya afet ile ilgili kasıt, kusur, ihmal meselelerini mutlaka kurtarma çalışmalarının bitmesine kadar ertelemeli, kurtarma çalışmaların hesaplaşma, hesap sorma, sorumluları tespit etme gibi meselelerle zehirlememeliyiz. İnsanlığın ürettiği tecrübelerden biliyoruz ki, hadisenin gerçekleşmesi esnasındaki kayıplar kadar, hadiseden sonra kurtarılamadığı için yaşanan kayıplar sözkonusudur. Acil, hızlı ve etkili arama-kurtarma çalışmaları hayat kurtarmakta, arama-kurtarma çalışmalarındaki yavaşlık, yanlışlık, ihmal gibi durumlar ise hadisenin kendisi kadar kayıplara sebep olmaktadır. Özellikle de büyük afet ve kazalarda, hadisenin kendisinden daha çok, arama-kurtarma çalışmalarındaki zafiyet veya yavaşlıklar insan kaybına sebep olmaktadır.

Hadise sonrası arama-kurtarma sürecinin, kavga, kaos, itham gibi gayretleri ve çabaları zafiyete uğratacak tüm menfi tavır ve beyanlardan arındırılması gerekiyor. Soma’daki kaza misalinde arama-kurtarma çalışmalarının en fazla bir hafta süreceği göz önüne alınırsa, hesaplaşmaların, hesap sormaların, tenkit ve ithamların bir hafta ertelenmesiyle hiç kimse bir şey kaybetmez. Buna mukabil, arama-kurtarma sürecinin verimli ve etkili yürütülmesi sağlanabilir ki, hala madenden insanlar kurtarıldığı hatırlanırsa ne kadar mühim olduğu anlaşılır.

*
Arama-kurtarma süreciyle ilgili ilk yapılması gereken iş, bu çalışmaların siyasetten arındırılmasıdır. Muhalefet, yapıcı, destekleyici, teşvik edici tavır ve beyanlarla arama-kurtarma çalışmalarını “siyasi koruma” altına almalıdır. Kaza meydana gelir gelmez, içinden ölü sayısının artmasını ve buradan siyasi kazançlar elde etmeyi düşünecek kadar gözü dönmüş bir ülke haline gelmiş olmayalım. Kazada hayatını kaybeden insanların ölü bedenleri tabii ki siyasetin konusudur, hatta bu kadar önemli bir siyaset konusu yoktur. Çünkü “can”, her şeyden azizdir ve can üzerinden siyaset yapmak, “canı” korumaya matuf olduğu müddetçe aynı derecede azizdir. Fakat hala madende kurtarılmayı bekleyen aziz canlar varken, ölü bedenler üzerinden siyaset yapmak, bunu yaparken madende kurtarılmayı bekleyenlerin akıbetini zorlaştırmak, siyaset değil cinayettir.

Arama-kurtarma çalışmalarını siyasetten arındırmak, yaşanan hadiseyi siyaset dışına taşımak değil, aksine arama-kurtarma sürecini sıhhatli ve verimli şekilde sürdürebilmek içindir. Hadise mutlaka siyasetin konusudur ama kurtarılmayı bekleyen tek kişi bile kalmadığı, bulunamamış tek bir kaybın olmadığı dakikadan sonradır. İşte bu andan itibaren mesele en yoğun şekilde siyasetin konusudur ve sorumluların bulunması, hesap vermesi, yargılanması için mutlaka en ağır muhalefetin sürdürülmesi şarttır. Yine hükümetin de, arama-kurtarma süreci tamamlandıktan sonra en hassas şekilde meselenin sorumlularını araması, bulması ve hesap sorması gerekir.

*
Meselenin bürokratik boyutu daha da hassastır. Genellikle arama-kurtarma çalışmalarını yapacak veya yönetecek bürokrat kadro, yaşanan hadisenin sorumlusudur. Kuruluşun yetkilileri kazanın sorumlusu olduğu gibi, aynı zamanda arama-kurtarma çalışmalarının da sorumlusu ve yöneticisidir. Arama-kurtarma konusunda uzmanlaşmış timlerin bulunduğu vakıadır ama arama-kurtarma sürecinin en önemli kısmı, hadisenin yaşandığı andan itibaren başlayan ilk zaman dilimidir. O zaman diliminde uzman arama-kurtarma timleri vaka mahalline intikal edemez, intikal etmeleri belli bir süre alır. Oysa ilk müdahale hayati ehemmiyettedir ve kurtarma başarısı veya kayıp sayısı o ilk saatlerde gerçekleşir.

Arama-kurtarma sürecini, o süreci yönetecek kişileri rahatlatmak için hukuki çerçevede de “dokunulmaz” kılmak gerekir. Yüzlerce insanın kurtarılmayı beklediği bir vasatta, işyerini (Soma misalinde madeni) en iyi bilen şirket (veya kurum) yetkililerini, arama-kurtarma çalışmalarının ortasından çekip alan bir savcılık soruşturması, adalet arayışı değil, tam aksine adaletsizliktir. İşyeri yetkilileri, tedbirsizlik ve ihmalleri yüzünden yaşanan can kayıplarından sorumludur muhakkak ama bunlar aynı zamanda bilgi ve tecrübeleriyle arama-kurtarma çalışmalarında da hayati öneme sahiptir. Arama-kurtarma çalışmalarının ortasına, filin züccaciye dükkanına girmesi gibi girecek olan savcılar, hukuku işletmiş, adaleti gerçekleştirmiş olmaz, aksine arama-kurtarma çalışmalarını engellemiş olurlar ki, kaç insan hayatına mal olduğu düşünülmelidir.

Savcılık tabii ki hemen harekete geçebilir, geçmelidir de… Sorumluların kaçması, delillerin karartılması, soruşturmayı zorlaştıracak bazı gelişmelerin olması ihtimali mevcuttur. Bunun tedbirlerini almalı, soruşturmayı da derhal başlatmalıdır. Ama soruşturma yapıyorum diye, kriz masasındaki görevlileri veya kriz yönetiminin ihtiyaç duyacağı (kazadan sorumlu kişileri) gözaltına alıp, arama-kurtarma çalışmalarını akamete uğratmamalıdır.

Savcılık arama-kurtarma çalışmalarını engelleyecek veya zararlı olacak işlerden kaçınmalıdır, bununla birlikte yapacağı soruşturmaya kazanın sorumluları ile birlikte arama-kurtarma çalışmalarındaki sorumluları da katmalıdır. Özellikle kazanın sorumlularının, arama-kurtarma çalışmalarında yeterince hassas ve dikkatli davranıp davranmadıklarını, kazadan sorumlu oldukları için kaçmaya mı yoksa arama-kurtarma çalışmalarına katılmaya mı teşebbüs ettiklerini soruşturmalıdır. Kazadan sorumlu olanların, arama-kurtarma çalışmalarında ellerinden geleni yapıp yapmadıkları ayrıca önemlidir, bu nokta savcılığın gözünden kaçmamalıdır.

*
Kazadan hayatını kaybeden veya yaralanan kişilerin yakınları, hala arama-kurtarma çalışmaları devam ederken protesto, isyan, kaos çıkarmamalı, kendi yakınlarının akıbetinin belli olmasını kafi saymamalı, hala madende başkalarının kurtarılmayı beklediğini unutmamalıdır. Kendi yakınının hayatını kaybettiğinin belli olması (cenazesinin çıkarılması), meselenin bittiğini göstermez. Sergileyeceği taşkınlık, arama-kurtarma çalışmalarında herhangi bir aksaklığa sebep olacaksa, her şeye (tüm acısına) rağmen bundan kaçınmalıdır.

Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabr-ı cemil, yaralananlara acil şifalar niyaz ederiz.

NOT; Bu yazı 17.05.2014 tarihinde YENİ ŞAFAK gazetesinin “Düşünce Günlüğü” sayfasında yayınlanmıştır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir