KEMALİST TABULAR VE ÜLKENİN UFKU-2- ÜNİTER DEVLET TABUSU

                        KEMALİST TABULAR VE ÜLKENİN UFKU -2-

 

ÜNİTER DEVLET TABUSU

 

            Üniter devlet tabirini ülkeye yerleştiren temel saik, Kürt hareketlerin federal devlet talepleri oldu. Her şeyle ilgili ucuzculuk “üniter devlet” konusunda da kendini gösterdi. Hiçbir konunun fikri temelleri tartışılmadan batıdan kötü bir taklitçilikle ülkeye taşınmasındaki hastalık, üniter devlet bahsinde de kendini gösterdi.

            Batıdan ülkeye taşınan ve felsefi çerçevede ne manaya geldiği hiçbir zaman tartışılmayan siyasi konular ülkeye pahalıya patlıyor. Ülkedeki herhangi bir siyasi hareketin güçlenmesi ile meydana gelen rejime karşı siyasi tehdit, batıdan taklit yoluyla aparılan ve izahı yapılmamış hangi konuya denk geliyorsa, o konudaki rejim hassasiyeti artmıştır. Hiçbir teorik tartışmadan kaynaklanmaksızın, pratiğin bazı itelemeleri neticesinde, Kemalist siyasi sistemin olur olmaz noktalara “hassasiyet yığınağı” yaptığına şahit oluyoruz.

            Ülkenin temel problemlerden birisi, teorik altyapıları tartışılmadan Kemal Atatürk’e atfedilen bazı pratiklerin üzerinde milyonluk insan kitlelerini umursamayan militarist hassasiyet yığınakları yapılmasıdır. Ne olduğu ve ne olmadığı, ne kadar faydalı veya ne kadar zararlı olduğu, nasıl bir Türkiye için hangisinin lüzumlu olduğu gibi tartışmalara girilmeden yapılmış olan siyasi ve askeri hassasiyet yığınakları, ülkeyi kilitlemekte ve gelişme ve büyümesini engellemektedir.

             Ülkenin gelişmesini ve büyümesini engelleyen hassasiyet yığınaklarından birisi de “ÜNİTER DEVLET” bahsine yapılmıştır. Üniter devlet ve federal devlet bahsini, Kemalist hassasiyet yığınağından bağımsız olarak bir tetkik edelim. Bu tetkik faaliyetinin neticesinde üniter devlet lüzumlu ise yerinde kalsın ama federal devlet lazım ise onu da kamuoyu tartışmaya başlasın. 

            Üniter devlet merkezi yönetimi şart kılar. Merkezi yönetimle idare edilebilecek olan coğrafya alanı ve nüfus toplamının bir sınırı var. Geniş coğrafyaları ve büyük nüfus kitlelerini üniter devlet çatısı altında toplayabilmek ve yönetebilmek mümkün değildir. Buna karşılık federal devlet ile çok daha büyük coğrafya parçalarını ve daha büyük nüfus kitlelerini yönetebilmek mümkündür. Bu özellikler ilk bakışta iki devlet arasındaki farklılıklardır ve orta zeka tarafından anlaşılabilir. Bu noktadaki soru, Anadolu büyüklüğündeki coğrafya parçası ve yetmiş milyon civarındaki nüfus kitlesi için FEDERAL DEVLET sistemine ihtiyaç var mıdır?

            Hakikaten Anadolu coğrafyası büyüklüğündeki bir ülkeyi yönetebilmek ve insanların ihtiyaçlarını karşılayarak problemlerini çözebilmek için federal devlet sistemine ihtiyaç olduğunu söylemek zordur. Bu büyüklükteki coğrafyanın günümüz teknolojisi ile yönetilebilmesi kolay olmalıdır.

            Üniter devlet ile federal devlet bahislerindeki ikinci nokta, coğrafi alan ve nüfus yoğunluğunun dışında, nüfus çeşitliliğidir. Ana hatları ile saymak gerekirse nüfus çeşitliliği, din farklılığı, kavim farklılığı ve kültür farklılığından kaynaklanabilir. Türkiye’de din farklılığından kaynaklanan bir federal devlet ihtiyacından bahsetmenin lüzumsuzluğu açıktır. Zira farklı dinlere mensup insanların nüfusları olağanüstü azdır. Kavimlerin farklılığına dayalı olarak federal devlet ihtiyacından bahsetmek ise keza Kürtler dışındakiler için mantıklı değildir. Zira Kürtlerin dışındaki farklı kavimlerin nüfus miktarları federal devlet talebini komik kılmaktadır. Kürtlere gelince, zaten ülkedeki üniter devlet yapısını tartışmaya açan bunlardır. Bu sebeple bu konu yazının sonunda incelenecektir.

            Üniter devlet ile federal devlet konusundaki üçüncü nokta, kültürel farklılıklardır. Kültürel farklılıklar, inanç, hayat tarzı, farklı hukuklara tabi olmak vesaire gibi ciddi dünya görüşü ayrılıklarına dayalı olduğunda tetkik edilebilir. Türkiye’de ise ciddi manada birbirinden farklı düşünen ve yaşayan iki nüfus kitlesi olduğu doğrudur. Bu kitlelerin biri İslam’ı esas (merkez) alan Müslüman kitle, diğeri ise batıyı ve batılılığı esas alan laik kitle…

            Ülkedeki Türk-Kürt ayrışmasından daha derin olan farklılaşma, Müslüman-laik ayrışmasıdır. Bu ayrışma, çok derin olmasına ve hayatın her alanında günlük olarak görünmesine rağmen, her nedense Türk-Kürt ayrışması kadar ciddiye alınmıyor. Bunun en önemli sebebi, Kürtlerin silahlı mücadele yapıyor olmasıdır galiba.

             Buraya kadar yaptığımız tespitleri biraz dondurup konunun ikinci boyutuna geçelim. Zira konunun ikinci boyutunu ele almadan buraya kadar yaptığımız tespitlerden bir netice çıkarabilmek, ülkedeki zihni ve siyasi kilitlenmeye bakıldığında mümkün değil. İkinci boyut, ülkenin büyümesi ihtimalidir.  

            Büyük ve güçlü bir Türkiye düşüncesinin birkaç ihtimalde gerçekleşeceği malumdur. Birinci ihtimal, Türk birliğinin kurulması… İkinci ihtimal, İslam birliğinin kurulması… Üçüncü ihtimal, komşu ülkelerin bir kısmıyla siyasi, iktisadi ve askeri müşterek havzalar oluşturmasıdır.

 

            Birinci ihtimal… Türk birliğini kurmak…

            Türk birliğinin kurulması halinde ortaya çıkacak olan devlet, üniter devlet olmayacaktır. Devasa Türk coğrafyasını ve keza büyük nüfus kitlesini Ankara’dan veya başka herhangi bir merkezden yönetmek herhalde kabil olmayacaktır. Bu konuyu tartışmak abesle iştigaldir.

            Türk birliğini kurana kadar üniter devlet tabusunu devam ettirelim diye düşünenler, en basit kuralı dahi bilmiyorlar demektir. Önce ufkunuz bir noktaya kadar genişlemelidir ki, fiilen o noktaya kadar varabilesiniz. Bu sebeple, federal devlet sistemini düşünmeye ve tartışmaya başlamadan TÜRK BİRLİĞİNİ kurmak istikametinde atılabilecek tek adım bile yoktur. Ankara’dan yönetilecek üniter devlet sisteminden başka bir siyasi sistem teorisine sahip olunmadan Türk Cumhuriyetlerine ne söylenebilir ki? Almatı’ya Ankara’dan vali tayin edileceği düşüncesi, Kazakistan ile TÜRK BİRLİĞİNİ konuşmayı bile engeller. Zaten Sovyetlerin yıkılmasının üzerinden yaklaşık yirmi yıl geçmiş olmasına rağmen hala TÜRK BİRLİĞİ istikametinde birkaç adım dahi atılamamış olması çok manidar değil midir?

 

            İkinci ihtimal… İslam birliğini kurmak…

            İslam birliği konusu, Türkiye’deki siyasi sistemin (Kemalist-batıcı sistemin) ideolojik olarak karşı olduğu bir projedir. Kemalist-batıcı sistemden bu proje için bir adım beklemeyeceğimiz açıktır ama Müslümanların bu proje peşinde koşmak mecburiyetinde olduğu da apaçık bir hakikattir. Müslümanların bu mecburiyeti, İslami tefekkürün tabi neticelerinden sayılmalıdır. Öyleyse ülkedeki Müslümanların Kemalist tabulara sahip çıkması açıklanabilir bir tavır değildir.

            İslam birliği projesi sözkonusu olduğunda ortaya çıkacak coğrafya parçası ve nüfus kitlesi, üniter devlet için devasa bir kıymetler yekunudur. İslam coğrafyası ve Müslüman nüfusu merkezi bir yönetim ile idare etmeyi düşünmek dünyanın en komik işlerinden biridir. Bu çerçevede Kemalist tabulara Müslümanların sahip çıkması veya en azından fikri manada “dokunmaması” tefekkür zafiyetinden başka bir şey değildir.

 

            Üçüncü ihtimal… Komşu ülkelerle müşterek havzalar oluşturmak…

            Suriye, Irak, İran ve Azerbaycan’la müşterek havzalar oluşturmak projesi, siyasi birliği gerektirmeksizin de gerçekleştirilebilir. Mesela iktisadi birlik kurulabilir, dış politikada müşterek yönetim anlayışı ve uygulaması geliştirilebilir vesaire. Bu tür projeksiyonlar federal devlet yapısını şart kılmasa da havzaya dahil olan ülkelerle bir takım “hakimiyet haklarını” karşılıklı paylaşmak gerekebilir.

 

Türk birliği ve İslam birliği projelerinde Türkiye, lider ülke olacaktır. Batı birliği (AB) projesinde ise Türkiye, uydu ülke olacaktır.

 

Türk birliği, milliyetçiler için ideolojik ve stratejik, Müslümanlar (hadi İslamcılar diyelim) için de stratejik mecburiyettir.

 

İslam birliği, milliyetçiler için stratejik, Müslümanlar için de ideolojik ve stratejik mecburiyettir. Türk birliği zaten İslam birliğinin bir parçasıdır.

 

Komşu ülkelerle müşterek havzalar oluşturma projesi, milliyetçiler ve Müslümanlar için stratejik mecburiyettir. Bu teşebbüs, Türk birliği ve İslam birliğinin bir parçasıdır.

 

Türk birliği, İslam birliği ve komşularla entegrasyon (kısa ifadesiyle) laik-kemalistler için ideolojik ve stratejik bir mecburiyet değildir. Çünkü Kemalist-laikler batılılaşmış ve batı hayat tarzını benimsemişlerdir. Yönleri batıya dönmüş hayatları batıya kaymıştır. Bu noktada milliyetçilerin (ulusalcıların değil) ve Müslümanların Kemalist-laik-batıcı kitleden farklı bir siyaset takip etmesi gerekmez mi?

Milliyetçilerden kastımız, Müslüman kitlenin dışında bir siyasi kitle değil, milliyetçilik hassasiyetleri daha fazla olan Müslüman kitledir. Fakat ulusalcılar ile milliyetçileri aynı siyasi düşüncenin mensupları olarak görmemekteyiz.

 

*

 

            Üç ihtimalden biri, ikisi veya üçünün (yani İslam birliği) gerçekleşmesi durumunda federal devlet ihtiyaç değil mecburiyettir. Bu ihtimallerden herhangi birisinin gerçekleşmesini talep etmek ve bu istikamette faaliyette bulunmak için ilk şart, federal devlet yapısını siyasi gündeme almaktır. Ülkede bu üç ihtimalden en az birinin gerçekleşmesini isteyen insanların nüfusa oranı fevkalade yüksektir.

 

*

 

            Kemalist tabu olarak ÜNİTER DEVLET BAHSİ, komşularla entegrasyonu, Türk birliğini ve İslam birliğini baltalamaktadır. Bu üç projeksiyon ülkenin önündeki büyük devlet olma ihtimalleridir ve bunların dışında başka bir ihtimal yoktur. Bunların dışında mümkün olacak en iyi ihtimal, biraz daha zenginleşmiş bir ülke olabilir. Fakat bilinmektedir (veya bilinmelidir ki) ki, jeostratejik konum, tarihi arkaplan ve bölgedeki işbirliği imkanları dikkate alındığında Türkiye’nin vasat bir ülke ve devlet olma imkanı yoktur. YA BÜYÜK DEVLET OLUR VEYA BU GÜNKÜ GİBİ SÜREKLİ BİR İÇ ÇATIŞMA İLE KENDİ KENDİNİ TÜKETİR.

 

            Ülkedeki Kürt meselesinin ve daha birçok meselenin çözümünün hangi istikamette olduğu açıklığa kavuşmuş olmalıdır. Ya ülke büyük projelerin peşinde koşar ve bunu yaparken de öncelikle KEMALİST TABULARI yerle bir eder. Ya da bir avuç toprakta (Anadolu’da) federal devlet talebi ile uğraşır ve kendi etini yer.

            Ülkenin ufku bir kalem genişletildiğinde Kürtler de kendilerine federe bir devlet bularak rahatlarlar, Türkler ise memleketin bölünmesi korkusundan kurtulup dünyanın diğer yarısında hangi projeleri hayata geçireceklerini tartışmaya başlarlar.

            Unutmayın ki, pasta küçük olduğunda kavga büyük, pasta büyük olduğunda kavga küçük olur. Bu kuralı tamamen ters şekilde bilir insanlar. Oysa içerde kural böyledir, dışarıda ise tersidir. Yani dışarıda, pasta büyüdükçe kavga büyür, pasta küçüldükçe kavga küçülür.

Share Button

KEMALİST TABULAR VE ÜLKENİN UFKU-2- ÜNİTER DEVLET TABUSU” üzerine bir düşünce

  1. nihayet sonunda açıkça fikrinizi beyan ettiniz “Kürtler de kendilerine federe bir devlet bularak rahatlarlar” diyerek.. Çok doğru ve makul bir tesbit. Yoksa hafizenallah böyle giderse Türkiye büyümes aksine küçülür

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir