KEMALİST TABULAR VE ÜLKENİN UFKU-3- ATATÜRK CUMHURİYETİ TABUSU

KEMALİST TABULAR VE ÜLKENİN UFKU-3-

ATATÜRK CUMHURİYETİ TABUSU

Dünyada ve hayatta neler kişi isimleriyle tesmiye edilebilir? Nelerin başına veya sonuna kişi ismi getirilerek o varlık veya bahis tarif edilebilir? Neler isme izafe edilebilir, isme nispet edilebilir, isme atıf yapılabilir?
Temel mantık kuralı şudur; benzeyen (nispet edilen), benzetilen (kendisine nispet edilenden) kıymetsizdir. Kıymet atfı, benzetilenedir. Bu sebeple nispet ölçüleri, kıymet deposudurlar ve onlara nispet edilerek ilgili varlık ve vakıalara kıymet nakli yapılır.
Kainatta müstakil varlık (tam bağımsız varlık) olabileceği iddiası en hafif tabiriyle fizik bilmemektedir. Her varlık ve dolayısıyla her vakıa, içinde bulunduğu çok sayıdaki boyutun örgüsüne dahildir ve yalnız başına varolamadığı gibi varlığını da yalnız başına (tam bağımsız varlık olarak) sürdüremez. Bu temel gerçeklik, nispet (veya izafiyet) zaruretini aklın birinci verisi olarak tefekkür dünyamıza yerleştirir.
Nispet mecburiyeti, kıymetler meratibini (değerler hiyerarşisini) şart kılar. Kıymetler meratibi ise “ilk kıymeti” kaçınılmaz hale getirir. Kıymetler meratibinin nizami hali, “dünya görüşü” olarak karşımıza çıkar. Dünya görüşünün temel kıymeti ise kıymetler meratibinin “ilk kıymet” olarak gördüğüdür.
Nispet silsilesinin içinde kişiler olabilir. Fakat nispet silsilesinin nihai noktası (yani ilk kıymet) asla kişi olamaz. Çünkü “ilk kıymet” nihai kıymettir ve ondan daha kıymetli varlık veya vakıa yoktur. Nispet silsilesinin (veya illiyet silsilesinin veya tahlil silsilesinin) nihayeti, kıymetler meratibinin (değerler piramidinin) zirvesidir. Kıymetler piramidinin zirve noktası, kendinden daha kıymetli bir varlık veya vakıanın olmadığı nihai kıymet kaynağıdır. Bu sebeple kıymetler meratibinin (değerler piramidinin) zirve noktasına ne yerleştirilirse yerleştirilsin ona İLAH denmektedir. Çünkü o noktada varlık ve vakıaların varolabilmek için ihtiyaç duyduğu “kudret” vardır.
Yeryüzündeki kıymetler meratibinin zirve noktasına asla varlık yerleştirilmez. Yeryüzündeki nihai kıymet ölçüsü, fikirdir. Buradaki fikirden kastımız, dünya görüşü çapındaki fikirdir. Düşünce kırıntılarını nihai kıymet ölçüsü olarak kabul etmek, ya düşünce zafiyetini veya akıl donmasını gösterir.
Nispet silsilesini yeryüzü (madde) ile sınırlandıranlar ve maveraya (veya metafiziğe) ulaşmak için ruhi ve akli mecralar açamayanlar, nihai kıymetini yeryüzünde ararlar ve ilahlarını yeryüzünde bulurlar.

*

Devleti bir kişinin ismi ile tarif etmek, devleti o kişiye nispet etmektir. Nispet ölçüsü Atatürk olduğunda devlet Atatürk’ten daha kıymetsizdir veya Atatürk devletten daha kıymetlidir.
Kemalist kavrayış (böyle bir kavrayış sistematiği var mı bilmem) devleti, ülke ve milletten daha kıymetli gördüğüne (öncelediğine) göre Atatürk, devlet, millet ve ülkeden daha kıymetli demektir. Bir kişinin, ülke (vatan), millet ve devletten daha kıymetli kılınması, akılla anlaşılır bir şey değildir.
Neden?
“Atatürk Cumhuriyeti” ifadesi, milleti, vatanı ve devleti sözkonusu eden bir tefekkür faaliyetinin nihai nispet ölçüsünün Atatürk olduğu neticesine götürür. Böyle ise (ki böyledir) millet, vatan ve devletin her şeyi ile Atatürk’e nispet edilmesi gerekir. Bu üç bahiste her şeyin Atatürk’e göre tanzim edilmesi, düşünülmesi ve yaşanması gerekir. Uç noktada bir misal vermek gerekirse tüm milletin içki içmesi gerekir. Zira Atatürk içki içmiştir. (Bu misalin yanlış olduğunu ve içki içmenin Atatürk’ün zafiyeti veya kusuru olduğunu söyleyerek itiraz edecek olanlar, zahmet etmesinler, zira bu itirazları bizim tezimizi teyit eder. Çünkü kusurlu olana bir şey nispet edilmez. O zaman “Atatürk Cumhuriyeti” ifadesi kullanılmaz.)
Atatürk’ün yapmış olduğu bir yanlışlık, kendisi nispet ölçüsü (hatta nispet merkezi) olarak kabul edildiği için ilanihaye devam edecek demektir. Veya Atatürk’ün kendi zamanında doğru olan fakat daha sonraki gelişmelerle yanlış veya zararlı hale gelen bir uygulamasının ilanihaye devam edeceği manasına gelir.
Kaldı ki Atatürk sayısız yanlışı da yapan bir insandır. Herhangi bir insan gibi sayısız yanlış yapabilecek potansiyele sahiptir. Eğer Atatürk’e tanrılık atfedilmiyorsa (ki değerler piramidinin zirvesine oturtulmakla ilahlık atfı gerçekleşiyor) insan hayatında yapılabilecek çok sayıdaki yanlışı yapabileceğini söylemek sıradan bir tespittir.

*

Ülkedeki tüm gelişmelere karşı çıkılmasının temelinde de zaten bu anlayış yatıyor. Bir türlü kendiler değişip gelişemiyor. Zira düşünmüyorlar. Atatürk ne dedi, Atatürk ne yaptı, Atatürk nasıl davrandı gibi birkaç sorudan ibaret zihin evrenleri, geçmiş zamanda savrulup duruyor. Millet için faydalı olan nedir, ülke nasıl kalkınır, devlet daha faydalı hale nasıl gelir gibi soruları sormuyorlar. Bu tür soruları gündemlerine almamalarının sebebi ise Atatürk’e vatan, millet ve devletten daha fazla kıymetli atfediyor olmalarıdır.
Doğru düşünebilme mahareti olmadan “doğru düşünceye” ulaşmak kabil olmadığı gibi temelde “doğru düşünce” olmadan da doğru düşünce faaliyeti gerçekleştirilemiyor. Atatürk’e yetmiş milyonluk milletten daha fazla kıymet atfeden düşünce, temelde yanlış düşüncedir. Orijininde yanlış düşünce ile başlayan zihni faaliyet, hem metot olarak hem de muhteva olarak doğru düşünceye ulaşamaz.
Doğru düşünceye ulaşamadıkları ve dolayısıyla “düşünemedikleri” için milyonluk ordunun arkasına mevzileniyor ve orduyu tahrik ediyorlar. Doğrusu Kemalistlerin çoğunluğu ordudadır ve bu konuda dışarıdan tahrik edilmeye ihtiyaçları yoktur ama dışarıdan da ciddi şekilde tahrik edildikleri de vakadır.

*

Türkiye’deki ciddi problemlerden birisi de, fikirleri, hareketleri, oluşumları, örgütleri, cemaatleri vesaire her türlü insani varoluş kıpırdanışını, kişilerle isimlendirme geleneğidir. Fikir sistemlerine veya fikri veya siyasi hareketlerine kurucusunun ismi dışında isim verenler (hatırladığım kadarıyla) Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç’tur. Üstad Necip Fazıl, fikir sistemine, “büyük doğu”, Sezai Karakoç ise “Diriliş” ismini vermiştir. Doğru olan tavır budur zira, fikir sistemi, müellifinden daha kıymetlidir ve varlığını devam ettirecek olan odur. Müellifiyle sabitlenen fikirler uzun ömürlü olmamakta ve değişen şartlarda kendini yeniden üretememektedir.
Müslümanlar isimlendirme konusuna yabancı değillerdir. Zira İslam, ismini Hz. Risaletpenah’tan almamakta ve Müslümanlar kendilerine Muhammedi değil Müslüman demektedirler. Çünkü Allah (c.c.) dinlerine isim koymuştur ve bu isim de Hz. Risaletpenah’a nispet edilerek konulan bir isim değildir. İsmi, onu vazeden peygamberinden müstakil olarak tespit edilmiş olan İslam, mensuplarına “doğru düşünce” için gereken usulün en temel şiarını göstermiştir.
Fethullah Gülen cemaati, harekete bir isim vermemekle bu handikapa düşmüştür. Harekete isim verilmemesinin bir çok sebebi olabilir. Fakat bilinmelidir ki, siz kendi hareketinize isim vermezseniz, başkaları size isim verir. İsimlendirme bir mecburiyettir. Zira sizden bahsedecekleri zaman bir isim gerekecektir. Kendi isminizi tayin ve ilan etmediğinizde kamuoyu tarafından bir şekilde isimlendirilirsiniz. Ki bu durumda inisiyatif de sizden çıkar. Fethullah hoca cemaati (bakın bizde şahıs ismiyle zikrediyoruz) kendilerine isim vermedikleri için bu problemi uzun süre yaşadılar. Bu bir basiretsizlik misaliydi.

Share Button

KEMALİST TABULAR VE ÜLKENİN UFKU-3- ATATÜRK CUMHURİYETİ TABUSU” üzerine 2 düşünce

  1. Harikulade bir mantik silsilesi.
    Tabi konu bilim degil kisiler ya da olaylar oldugunda, farkli yorumlar da kacinilmazdir. Sahsim adina, sonucunu bildigim bir matematik islemin ispatini da kavrayabilmis hissi icerisindeyim.

  2. Yazınız çok hoş , merak ettiğim siteyi wordpress ile yoksa blogengine ile mi yaptığınız , cevaplarsanız sevinirim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir