KİMSE DUYMUYOR BAHANESİ…

“KİMSE DUYMUYOR” BAHANESİ…
Hükümetin, Mısır darbecilerine ve Suriye katiline karşı Müslümanlara yardım eden ve tüm dünyayı “vicdana” davet eden beyan ve tavırları, çeşitli cihetlerden tenkit ediliyor. “Doğru” beyan ve tavrı tenkit etmek zorunda kalanların bir müddet sonra akli muvazenesini kaybettiğini gösteren ülke ve dünya laboratuvarı, abes, ucube, saçma bir sürü tenkit misalini görmemizi sağladı. Bir ara moda olan tenkit şuydu, “Esed ile şahsi dostluk bile kuran Erdoğan, ne oldu da şimdi düşman kesildi?”. Bu tür soru-tenkitlerin yapıldığı vakitlerde, Suriye’de iç savaş başlayalı bir yılı geçmiş ve ikinci yılına ulaşmıştı. Esed’in bir-iki yıldır halkını katlettiğini görmeyen uyurgezerler, böyle ucube tenkitlere sarılmışlardı. Şimdilerde bu tenkit duyulmaz, görülmez oldu ama aynı ucubelikte yenileri sürüme sokuldu.
Son zamanlarda yoğun olarak ileri sürülen tenkit şu; “Akparti hükümeti bağırıp çağırıyor ama dünyada kimse duymuyor” veya “hükümet Mısır’da darbeci katillere değil de halka destek veriyor ama dünyada hiçbir etkisi olmuyor”… Tabii ki tesiri oluyor, bir gün içinde tesirini ve tesirinin neticesini beklemeyeceğimize göre sabrettiğimizde göreceğiz. Muhalfarz gerçekten hiç tesirinin olmadığını kabul edelim, bu takdirde soru şu; “Doğruyu yapmak, ahlaklı davranmak, muhataptaki tesirine mi bağlı?”.
Türkiye’deki batının dostları (daha doğru ifadesiyle batının işbirlikçileri) bu tenkidi sık kullanıyor. Onlar karşı cepheden olduğu için anlamalarını beklemeyiz, zaten onlar izah istemiyorlar, Müslümanlarla mücadele ediyorlar. Meselenin bizi ilgilendiren ciheti, bu tenkidi bazı Müslüman yazarların da kullanmaya başlamış olması. Müslümanların içinde özellikle de İran ve Esed taraftarlarının yoğunlaşarak kullanılacağı anlaşılan, diğer Müslümanların da bazılarında yavaş yavaş görmeye başladığımız bu tenkit, İslami tefekkür cihetinden tam bir felaket.
Müslüman, “doğru” olanı, en başta imanının gereği olarak yapar. Yaptığı işin neticesini almak ehemmiyetsiz değildir tabii ki, her faaliyetini netice almaya ayarlı şekilde yapar. Fakat “doğru”, neticesine göre yapılacak veya yapılmayacak bir iş değildir, neticesi ne olursa olsun, iman ettiği için yapmak mecburiyetindedir.
Müslüman, netice almak için, ak sütün içindeki ak kılı görecek kadar keskin bir feraset sahibidir ve bu ferasetin gerektirdiği tüm tedbirleri ikame eder. Bununla beraber bilir ki, netice kadere bağlıdır, nasiptir, ihsandır. Allah Azze ve Celle’nin dilemediği, takdir etmediği, olmasını emretmediği hiçbir şey gerçekleşmez. Neticenin gerçekleşmemesi, hatta gerçekleşmeyeceğinin akıl ile görülebilir yakınlıkta olması bile “doğru” olanı yapmaya mani değildir.
Kadere (ve geleceğe) vakıf olmamak, neticenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmemektir. Gerçekleşmesi için gerekli tedbirleri almak mesuliyeti ihmal edilmemelidir mutlaka ama son tahlilde neticenin gerçekleşeceğini veya gerçekleşmeyeceğini bilme iddiası, kadere vakıf olmak iddiasına muadil değil midir? Böyle bir kanaat sahibi olmak ve tefekkür tarzına yönelmek, İslami tefekkür çerçevesinde görülebilir mi?
Mesuliyet netice ile ilgili değil, gayret, faaliyet ve tedbir ile alakalıdır. Kudretince gayret eden, ferasetince tedbir alan Müslüman, mesuliyetini yerine getirmiş olmaz mı? Kaderin bazı tecelli şekilleri o kadar calib-i dikkattir ki, menfi zannedilen netice, alınan tedbirden dolayı meydana gelmektedir. Bu ihtimalde bile Müslüman, gayret ve tedbir ile mesul değil midir?
Netice tabii ki mühimdir. Müslümanın tüm faaliyeti netice almaya müteveccihtir. Müslümanın faaliyeti böyledir ama imanı da, Allah’ın takdir etmediği bir neticenin gerçekleşmeyeceği şeklindedir. Ahmaklık, neticeyi gerçekleştirememiş olmakla değil, gayret ve tedbirde ihmalkarlıktır. Toprağa gömülen hiçbir tohumun yeşermesi garanti değildir ama tohum saçmadığımızda mahsul alamayacağımızı biliriz. Öyleyse tohumu toprağa ekmeliyiz, yani gayret, faaliyet ve tedbir mesuliyetimizi yerine getirmeliyiz.
Müslümanlar ifrat ile tefrit arasındaki berzahta kıvranıyor, iki direk arasına kurduğu salıncakta sallanıyor. Bazıları, Allah’a iman ettiği için tedbiri unutuyor, bazıları neticeye kilitlenip gerçekleşmesi zor görünen ama doğru ve ahlaklı olan işleri yapmaktan imtina ediyor. Aman… Bu hal, iyi hal değil.
Hükümet Mısır’da İhvan’a, Suriye’de muhalefete destek vermekle doğru yapıyor. Bunu kimsenin duyması veya etkilenmesi başka bir mesele… ABD, AB, Rusya gibi ülkelerin etkilenmemesi bizim meselemiz mi? Ya da biz, “doğru ve ahlaklı” olanı yapmak için ABD’nin etkilenmesini mi bekleyeceğiz? ABD’nin etkilenmediği doğruları yapmayacak mıyız? Yahu çıldırdınız mı siz, zaten ABD, “doğru”nun düşmanıdır, ondan etkilenmesini mi beklemeye başladınız? Bu nasıl bir reaksiyonerliktir…
Bir Müslüman, her hangi bir beyan veya fiil için, “Kimse duymuyor, kimse etkilenmiyor, hiçbir işe yaramıyor” diyemez. Çünkü Müslüman’ın Allah’ı var, O duyuyor kafi değil mi? Zaten Müslüman, Allah için konuşur, Allah için yapar, Allah için gayret eder. Doğru ve ahlaklı bir beyan ve tavrı Allah’ın duyması, ne zamandan beri Müslümanlara yetmez oldu?

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir