KORKUYORLAR ÇÜNKÜ…

Siyasi rejim, kendini ve ilkelerini yerleştirmek için kurulduğu yıllardan itibaren uzun süre, en küçük ilkesi ve alameti için bile binlerce can aldı. O kadar basit sebeplerle insanların canına kıydılar ki, sadece şapka için binlerce masum ve mazlum insanı astılar. İnsanlık tarihinde sayısal anlamda çok büyük katliamlar var. Fakat şapka gibi basit sebepten dolayı binlerce insanın asıldığına rastlanmaz. Hiçbir siyasi rejim bu kadar vahşi şekilde kurulmamıştır. En küçük ilkesi için binlerce insanın canını almaktan imtina etmediğini bu halka gösteren siyasi rejim (kemalist rejim) tüm gerçekleri ve doğruları tersyüz etti. Yalanı doğru, sahtesi gerçek oldu. Her şey ama her şey, yanlış kuruldu fakat bu kuruluş muhtemelen yüzbinlerce insanın canına malolduğu için, sistematik yalan ve yanlışlar herkes tarafından doğru olarak kabul edilmek zorunda kaldı. Üretilen suni gerçeklik, “gerçek” muamelesi gördü. Suni gerçeklerin “gerçek” olduğuna dair tek delil, darağacında haftalarca sallanan cansız bedenlerdi. Herhangi bir iddia için, darağacında sallanan cansız bedenden daha kuvvetli bir delil tasavvur edebiliyor musunuz? Darağacında sallanan cansız beden herşeyin delilidir. O kadar ki, iki kere iki beş eder dendiğinde, bazen sarahaten bezen ihsasen darağacında sallanan cansız bedenlere atıf yapıldı ve matematik bile değiştirildi. Yavaş ol, o kadar da değil, matematik değişir mi diyenler, Anayasa Mahkemesinin 367 ve benzeri kararlarına baksınlar, değişir mi değişmez mi orada görürler.
Ülkede kurulan kemalist siyasi rejimin çok kestirme usulleri var. Kuruluş döneminde iki şey biliyordu. Ya itaat et, ya da öl… Ölümün önüne gelmiş insan için tüm gerçeklik kavrayışı bir anda değişir. Hele de sayısız ölümü darağacında seyretmek zorunda kalmışsa… İki gerçeklik var, hayat ve ölüm… Şehirlerin meydanlarında kurulan darağaçları, o tarihlerdeki zihin kontrol programlarının en iptidai haliydi ama çok etkiliydi. Ankara’dan üflenen tek ses, insanların kulaklarına darağaçlarının gölgesinde ulaştığı için çok inandırıcı ve çok doğru gibi geldi. Çünkü o ses, hayatın sesiydi. O sese itaat hayat, itiraz ise ölümdü. İnsanların önüne ölüm ile hayatı koyduğunuzda, insanlık tarihinin en saçma, en manyakça, en mantıksız, en ütopist fikri bile son derece makul ve doğru gelir.
Ha… Bu saçmalıklara ve kepazeliklere isyan eden, şerefsiz hayat yaşamaktansa şereflice ölmeyi tercih eden yiğitler çıktı. Hem de çok sayıda… Hala Cumhuriyetin kuruluşunda haysiyetini hayatına tercih etmiş olan “şehitlerin” sayısı belli değil. Siyasi rejim, yalanını muhafaza etmek için arşivleri açmamış, açmaya da hiçbir zaman niyetlenmemiştir. Gerçi katliamların birçoğunun arşivi de tutulmadı ya…
*
Şeriat tehlikesi, sivil darbe iddiası, eksen kayması dedikodularının kaynağında, dehşet bir korku var. Evet… Gerçekten korkuyorlar. Siyasi rejimin değişmesinden sonsuz bir korku duyuyorlar. Dehşet içindeler. Panik halindeler. Akıllarını kaybettiler. Çıldırdılar. Bütün bunların sebebi, on yıllarca yaptıkları zulümdür.
Bir siyasi rejimin değişmesinin anlamı, sıra sıra darağaçlarının kurulmasıdır. En küçük direnişin darağacında son bulacağı korkusudur. En küçük isyanda başlarının üzerinde uçakların uçacağını, caddelerinde tankların yürüyeceğini, her gece birilerinin akibeti bellisiz seyahatlere çıkarılacağını, yargısız infazların yapılacağını düşünüyorlar. Niye böyle düşünüyorlar? Çünkü aynen böyle yaptılar. Çünkü sadece böyle olacağını zannediyorlar. Siyasi rejimin değişmesi (ihtilal olması) halinde mesela şapka giyenlerin asılacağını vehmediyorlar. Çünkü kendiler şapka giymeyenleri asmışlardı.
Korkuyorlar… Akıllarını esir alacak çapta bir korku içindeler. Korkuyorlar… Zekalarını imha edecek çapta bir korku içinde kıvranıyorlar. Korkuyorlar… Tüm müesseselerin hukuki altyapısını çürütecek çapta bir saçmalamaya savruldular.
Korktukça akılları kilitlendi. Akılları kilitlendikçe korkuları arttı. Korktukça ufukları daraldı. Ufukları daraldıkça korkuları çoğaldı. Korktukça tembellikleri arttı, tembellikleri arttıkça korkuları büyüdü.
Halktan korktular. Halktan korktukça uzaklaştılar. Halktan uzaklaştıkça da halktan korkuları arttı. Halktan korktukça onu düşman olarak gördüler. Düşman olarak görünce de korkularının önüne geçemez oldular.
Bilimden korktular. Çünkü bilim, kendi gerçekliklerinin dışında da gerçeklikler olabileceğini söyledi. Başka gerçeklikler olma ihtimaline karşı bilimden korktular. Bilimden korktukça ondan uzaklaştılar. Bilimden uzaklaştıkça korkularını gidermenin yolunu bulamaz oldular.
*
Korktukça tüm tartışmaları fevri bir şekilde kilitlediler. Tartışmalar kilitlenince ne korkularını giderici fikirler geliştirebildiler, ne de problemleri çözebildiler. Problemler çözülmedikçe büyüdü ve çözülemez hale geldi. Bu defa da problemlerin çözülemeyeceğinden korkmaya başladılar.
Korktukça düşman ürettiler. Halk düşman oldu. Hükumetler düşman oldu. Basının bir kesimi düşman oldu. Dış dünya zaten tamamen düşmandı. En sonunda herkes düşman ilan edildi.
Korktukça hayatı üretemez oldular. Hayatı kendiler üretemeyince başkaları üretmeye başladı. Başkalarının ürettiği hayattan da korkmaya başladılar. Bir müddet sonra hayat tamamen kendilerinin dışında üretildi. Böyle olunca tüm hayattan korkmaya başladılar.
Korktukça gerçeklikten uzaklaştılar. Gerçeklikten uzaklaşınca, suni gerçeklikler ürettiler. Hem kendi toplumundan hem de dünyadan bağımsız suni gerçekliklere saplandılar. Suni gerçekliklerde karar kıldıklarında “gerçek”ten korkmaya başladılar. “Gerçek”ten korkmaya başlayınca, psikiyatrik vaka haline geldiler. Medyum oldular, niyet okudular. Kahin oldular, gelecekten haber vermeye ve sivil darbe yapılacağını sayıklamaya başladılar.
İslam’dan korktular, Kur’an-ı Kerim’e sarıldılar. Bir anda ülkeyi hoyrat, serseri, cahil ve istismarcı müfessirler işgal etti. Hayatında birkaç tane farz ve sünneti sayamayacak adamlar, Ayet-i Kerimeleri meallerinden okuyup tefsir etmeye başladılar. Mensup olmadıkları dinin nasıl anlaşılması gerektiğini, o dinin mensuplarına anlatmaya kalkacak kadar çıldırdılar. Hayatının bir saniyesini bile İslam’a göre yaşama imanı ve düşüncesi olmayanlar, İslam’ın nasıl anlaşılması gerektiğini, Müslümanlara anlatma çabasına girmenin nasıl bir akıl savrulması olduğunu anlamayacak kadar dağıldılar. Çünkü korku ilk olarak aklı vuruyor ve onu yokediyor. Amaan… Ne kadar da korkmuşlar.
*
Bitti. Rejiminiz tükendi. Hala ayakta olduğunu zannettiğiniz rejimi, yatağında uyuyan canlı zannediyorsunuz ama morgda yatan bir cenaze o. Gerçeklik kavrayışınız çarpıldığı için, morgu yatak odası, yatan ölüyü de uyuyan canlı gibi görüyorsunuz. Orası morg, yatan da ölü. Rejim dediğinizin cenaze merasimi kaldı bakiye… Başınız sağolsun, milletin de gözü aydın olsun.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir