Kur’ân, Hz. Peygamber ve Osmanlı’sız Türklük olmaz

Kur’ân, Hz. Peygamber ve Osmanlı’sız Türklük olmaz

“Türk milleti” derken üç şeyi dimağ ve kalbinizde tutmalısınız: Kur’ân, Hz. Peygamber ve Âl-i Osman. Bu üç unsur olmadan Türk milleti olmaz.

Kavimler üstü kültürel, medenî ve siyasî bir hüviyet olan Türklüğün fikir ve inşa merkezi, bizi dört başı mamur ölçülerimizle temsil etme kabiliyet ve idrakini haiz olmayan Asya Türklüğü değil, Anadolu’dur.

Türk milleti lafzını, amigo ve futbol seyircisi seviyesinde ağzında sakız gibi çiğnemekten başka mârifeti olmayan ulusalcı bâtıl Türkçülere deriz ki:

Alparslan Gâzi Hazretleriyle bütünüyle islâmlaşan, Osman Beyle irfan ve fütüvvet ehli olan, Yavuz Sultan Selim’le Mekke ve Medine’nin hâdimi olan şanlı asırların mayaladığı Türk milletinden olduğumuzu gökle yer arasında her varlık “bildim ve kalbimle kabul ettim” diyecek ve dahi her amel ve fikrimizin yüreğimizden fışkıran İ’lâ-yi Kelimetullah üzere olduğunu gür nâramızdan işitip duyacak.

Doğu Türkistan’dan Ötüken’e, Semerkant’tan Bosna’ya, Kırım’dan Kerkük’e kadar Türküm diyen herkes, her hecesi din-i İslâm’dan sâdır olan Hakk’a tapan Türklüğün sesinde kendini bulacak ve terkip olacak.
Ümmetin ümitle bağlandığı Türk milleti budur…
Bir daha belirtelim: Türk’ün Müslümanla aynı mânaya geldiği Alparslan ve Osman Gâzilerle başlayan inşa ve ihya edici iki hâkim dönem itibariyle Türk bir ırka izafe edilemeyecek bir millet ismidir. Bu iki önemli tarihten sonra ırk ve kavim bütünlüğünde değil, İslâmî ideal ve inanç etrafında teşkilâtlanan bir millet ve devlet ismidir.

Bu kutlu ve muhterem hüviyetten dolayıdır ki, ne Jöntürk, ne Gençtürk, ne de Atatürkçü-seküler bâtıl Türkçüyüz… Türk mevzunu el almamız bu ülkenin bir asırdır yaşadığı kimlik meselesinin câhil aydınlarca aslî değerlerinden koparılmasındaki endişedir.

Türklüğün doğrusu nedir sualinin cevabı, ağyarını mâni efradını câmi şekilde verilmedikçe ve doğru cevap olan Hakk’a tapan Türklük mensubiyetinde birleşilmedikçe bu ülkede Türk kimliği daha da karmaşık hâle gelecek ve farklı Türk kimlik anlayışlarından menfaat uman çevreler Türk kavramının yozlaştırmaya devam edeceklerdir.

Daha önce söylediğimizi bir daha söyleyelim: Ulusalcı-lâdinî Atatürkçü Türklükten tutun da İslâm’ı bütünüyle esas almayan seküler Türkçülerin Türklük anlayışına, pozitivist sol zihniyetli Türklükten ırkçı-şaman Türklüğe kadar yirmiye yakın Türk kimliği dillendiriliyor.

Bu zümreler, İslâmlaşınca kavmiyetten millet muhtevasına yükselen Türk kimliğine zarar veriyorlar. Bu idrak kirliliğinden anlıyoruz ki, “Türk kimdir, Türklük nedir?” mevzuu önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin gündemini daha da meşgul edecek.

Böylesine karmaşık hâle getirilmiş Türk kimliği meselesinde üstadların ve âlimlerin düşünceleri, içinde bulunduğumuz şartlar gereğince millî bir ehemmiyet arz ediyor.
————————————————–
İLÂVE YAZI:

MEDENİYET TEBLİĞCİSİ İKİ FİKİR ADAMI

Âciz nazarımda medeniyet tebliğcisi olarak bildiğim iki fikir adamının, yâni Haki Demir ve İsmail Göktürk’ün kışın başından bu güne kadar yorulmak ve dinmek bilmez bir aşk ve cehdle o şehirden o şehire medeniyetimizi tebliğ mücadelesinin birkaç karesini aktarmak istiyorum.

Medeniyet dâvasını omuzlayan fikir adamlarının çoğaldığı günümüz Türkiye’sinde elbette bu iki insandan daha fazla mücadele eden insanlar var. Biz kendi muhitimizde gördüğümüz bu iki dostun faaliyetlerinden gönlümüze düşenleri anlatmak geldi içimizden.

Fikir ve medeniyet tebliğcisi iki adamdan ilki İsmail Göktürk bir medeniyet tebliğinden bir medeniyet tebliğine koşuyor. “Medeniyetin ihyası için insanın inşası” tebliğini Şehr-i Maraş’ın birçok gençlik dernekleri ve vakıf merkezlerinde sunduktan sonra, kara kışa aldırmadan Sivas’ın fikirli soğuğunda tebliğini sunup geliyor.

Soluk almadan, dinlenmeden, Osmanlı’nın kuruluş diyarı Bilecik’e varıp, Hazret-i Şeyh Edebali’nin huzurundan himmet alarak yine “Medeniyetin ihyası için insanın inşası”nı tebliğ ediyor.

Sivas, Bilecik, Maraş… “Bu ne dinmez bir kültür fütühatıdır…!” diye nazar ettik ona. Sonra yine Şehr-i Maraş’a gelip, Tarih Okutmanı Şevki Karabekiroğlu ile KSÜ’de “Son Sultan Abdülhamid Han’ı anlamak” konulu karşılıklı söyleşi yapıyor.

Az dinleniyor, az soluklanıyor, kara kışa sen misin demiyor… Gâziantep Semerkand Vakfı’nın dâveti üzerine yine “Son Sultan Abdülhamid Han’ı…” anlatmaya gidiyor. Yine çağırıyorlar. Afşinliler, “Abdülhamid Han’ı bizim gençlere de anlat” diyorlar. Afşin tebliğinin ardından Elbistan ilçesinden çağrılıyor ve orada da Osmanlı Devleti’nin en zor döneminin “en siyasî” padişahı Abdülhamid Han’ı anlatıyor yine…

Boş durdurmazlardı İsmail Göktürk’ü. Yazgısına “tebliğ et” vazifesi yazılmıştı. Güzel ve hayırlı bir yazgıydı bu. Yazgısı böyledir ki, üç-beş soluk almadan bu kez de Diyarbakır’dan çağrılıyordu… “Medeniyet ve İnsan”ı anlatacaktı… Diyarbakır fütuhatından sonra Urfa / Birecik’te yine “Medeniyet ve İnsan”ı anlatacak. Sonra Şehr-i Maraş’a gelip, Birkaç okulun tertip ettiği programlarda öğrenci ve öğretmenlerle “Hoca” kavramı üzerine sohbet edecek…

Boş durmak yoktu ona. Osmanlı’nın ilk asırlarındaki Horasan dervişleri gibi İslâm medeniyetini ve hazreti insanın vasıflarını anlatmak ve yaymak düşmüştü nasibine.

Bu iki fikir adamından diğeri Haki Demir ise, Terkip ve İnşa dergisiyle İslâm medeniyetimizin meseleleri hakkında mufassal dosya sayılar çıkarak bu ülkenin temel problemlerinden birini etraflıca açıp neşter vuruyor ve teklifler sunuyor.
Üstad Necip Fâzıl’ın Büyük Doğu Düşüncesi geleneğinden gelen, bu düşüncenin taşıyıcısı olan Haki Demir, Büyük Doğu Külliyatı adı altında onlarca kitap neşretmiş ve medeniyet dâvasına dair birkaç dergi çıkarmıştır.
Onun fikir adamlığının aksiyon tarafı daha faal… Bir yıldan bu yana Şehr-i Maraş’ta başlayan İslâm medeniyetinin meseleleri konulu tebliğlerini Kayseri’den Malatya’ya, İstanbul’dan Ankara’ya defalarca sunmuş ve sunmaya devam ediyor.

Fikrini aksiyona dönüştürdüğü önemli tebliğlerinden biri de “Siyaset Beyannâmesi” dir. Bu tebliği Türkiye’nin birçok siyasî ve kültür merkezlerine hem yazılı olarak göndermiş, hem de konferans ve paneller tertip ederek sözlü olarak anlatmıştır.

Bir heyetle hazırladığı “İstiklâl Fikri ve İstiklâl Beyannâmesi” adlı mufassal bir tebliği Tarih Okutmanı Şevki Karabekiroğlu ile hem yazılı olarak, hem de Türkiye dışından da gelen konuşmacılar birlikte birçok şehirde sivil kuruluş ve üniversiteler topluluklarınca tertip edilen programlarda talebelere, münevverana, ümeraya ve halkımıza İstiklâl fikrinin bu ülkenin, bu milletin iman meselesi olduğunu anlatmaya elan devam ediyor.

Bu önemli faaliyetin kayda geçmesi için kendi uhdesinde çıkan Terkip ve İnşa dergisinin Mart 2018 / 36. sayısı da “İstiklâl Fikri ve İstiklâl Beyannâmesi” dosyasıyla çıktı. Önemli bir dosya olan bu sayının mündericatı şöyle:
Takdim / Editör İstiklal Beyannamesi-özet / Haki Demir İstiklal Beyannamesi-tam-/ Haki Demir İstiklal Platformu / Faruk Adil İstiklal Programı / Mesut Bülbül İstiklal Programı sürecindeki meseleler / Nurettin Saraylı Kültürel İşgal ve Kültürel İstiklal / Prof. Dr. Veysel Aslantaş Rus işgalinden günümüze Kafkasya’da İstiklal Mücadelesi / Dr. Telman Nusretoğlu
Maraş istiklal harbinden insanlığın çıkaracağı dersler / Şevki Karabekiroğlu Doğu Türkistan İstiklal Mücadelesi / Dr. Alimcan Buğda Kosova İstiklal Mücadelesi / Şehsuvar Kabashi Sohbetle Sahabe olanların milletindeniz / Ahmet Doğan İlbey Kültürel işgal / İbrahim Sancak Kahramanmaraş ve İstiklal beyannamesi / A.Bülent Civan Tefekkürün istiklali / Ünal Yılmaz Kültürel istiklal ve medeniyet şehri / Ebubekir Sıddık Karataş İstiklal medeniyetin ön şartıdır / Alihan Haydar / Üçüncü yıl bitti Ramazan Kartal / Dördüncü yıl mevzu haritası
—————————————–
İSTANBUL’DAKİ FİKİR DÜKKÂNCILARINA MÜJDE!
Ali Yurtgezen hoca 16 Mart 2018 Cuma günü Süleymaniye’de Mostar gençliğiyle “Medeniyetimizin şiir kapısı” konulu sohbet edecek ve “Evin Mahremi Olmak” kitabının imza gününe katılacak

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir