KUR’AN İLİMLERİ MECRASI

KUR’AN İLİMLERİ MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Kur’an ilimleri mecrası, Sünnet-i Seniyyeyi de ihtiva eden “mutlak ilim” bahsini esas alır. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye hem mutlak ilimdir hem de ilmin mutlak ve nihai kaynağıdır. Bu cihetle ilmin tek ve şeriksiz kaynağıdır. Tevhid bahsinde, nasıl ki açık veya gizli şekilde başka bir ilah edinmek men edilmiştir, onun gibi İslam ilim telakkisinde de kaynak vahdeti vardır ve şeriki olmayan kaynak, “mutlak ilim” olmak cihetiyle Kitap ve Sünnettir.

Kaynak şirki bahsi fevkalade mühimdir. Hem kadimde hem de günümüzde, “nakli ilimler” ve “akli ilimler” türünden bahis ve tasniflere rastlanmaktadır. Böyle bir bakış ve anlayış, aklı “kaynak” haline getirdiği için marazidir. Akıl, ilmin kaynağı değil, ilmi idrak, izah ve tatbik edecek anlama melekesidir, yani alettir. Alet, esas yerine ikame edilmez, edilemez. Aklı ilmin kaynağı haline getirmek, hem ilmin ve malumun ne olduğunu hem de insan telakkisini idrak zafiyetinden kaynaklanır.
Kadimdeki nakli ve akli ilimler bahsi ve tasnifi günümüzde umumiyetle doğru anlaşılmamakta, bugünkü idrak seviyesiyle nakli ve akli ilimler meselesi tamamen mecrasından saptırılmaktadır. Bu meselenin mütemmimi cinsinden olan ve merkezinden uzaklaştırılan başka bir bahis ise “tekevvün ayetleri” ismiyle zikredilen ve nakli-akli ilim tasnifinde olduğu gibi kaynak şirkine yol açan mevzudur.
Malum, yani yaratılmış varlık alem bilginin kaynağıdır muhakkak ama bunu ilmin müstakil kaynağı haline getirmek, kaçınılmaz olarak aklı da ana kaynaktan (kitap ve sünnetten) müstakil bir kaynak haline getirmektedir. Mutlak İlim olan Kitap ve Sünnet olmadan kainat anlaşılabilecekse, bunu da akıl yapabilecekse, vahiy ve Risalet ihtiyacı izah edilemez hale gelir. Veya en azından Vahiy ve Risalet dışında bir ilim mecrası olabileceği, böylece düalist ve eklektik bir ilim telakkisinin mümkün olduğu neticesi çıkar. Unutulmamalıdır ki şirkin ana sebebi, kaynak şirkidir ve günümüzde şirke yol açan en yaygın sebeptir.
Aklın kainattan (malumdan) bazı bilgiler devşirmesi mümkündür. Bilgi ile ilim arasındaki fark gözden kaçırıldığında, aklın ve varlığın müstakil ilim kaynağı haline getirilmesi mümkündür. İslam ilim telakkisi, akıl veya başka bir yolla elde edilen hiçbir bilgiyi, Kur’an ilimleri mecrasında hesaba çekmeden, Kur’an ilimleri mecrası tarafından tertip ve tanzim edilmeden, Kur’an ilimleri mecrası tarafından yeniden yoğrulup terkip edilmeden “ilim” muamelesi yapmaz. Kur’an ilimleri mecrası tarafından hesaba çekilmeyen bilgiye ilim muamelesi yapılmaya başlandığı andan itibaren, önce İslam dışında bir ilmin olabileceği, sonra İslam ile ilim arasında tenakuz ihtimali, nihayet birbirinden müstakil ve birbirini tekzip edebilecek iki mecranın zuhur edebileceği kabul edilir. Bu hal, önce Hıristiyanlık, sonra felsefeyle ilgili bir problemdir ve asla bize ait bir mesele değildir.
*
Kaynak şirki bahsinde yanlış anlaşılan ölçülerden birisi de, “İlim maluma tabidir” hikmetinde kendini gösterir. Kadimden habersiz olan nevzuhur yaklaşımlar, mutlak ilme ihtiyaç duymaksızın “ilim maluma tabidir” hikmetini, batının pozitif bilimleriyle telif edecek kadar merkezden uzaklaşmaktadır. “İlim maluma tabidir” ölçüsünü, batılı bilim telakkisi olan pozitif bilimlerin, malumu esas alarak ilim imal ettiği kanaatine varacak kadar makbul görmeye başladıklarına şahit oluyoruz. Bunların başka bir alameti farikası da, felsefeye “hikmet” muamelesi de yapmaktır.
Mevzuun sığ idraklerde problem haline geldiği nokta şurasıdır; Kur’an-ı Kerim Allah Azze ve Celle’nin beyanıdır, kainat ise yine O’nun yarattığı varlık alemidir. Öyleyse bunlar arasında tenakuz olması gerekmez. Evet vakıa aynen böyledir, ikisi arasında herhangi bir tenakuz yoktur, olması da muhaldir. Fakat buradan hareketle, mutlak ilimden (kitap ve sünnetten) bağımsızlaşmak, bağımsızlaşmanın neticesi olarak pozitif bilim telakkisinin doğru yolda olduğunu düşünmek, hele de İslam’ın bilimle çelişmediği, çelişmeyeceği iddiası ile Allah’ın dinini pozitif bilimlere teyit ettirmeye çalışmak, çok vahim neticelere ulaşmaktadır. Bu tür yaklaşımlar, aklın yalnız başına hakikati bulabileceği iddiasının “bilimsellikle” süslenmiş halidir ve İslam’dan uzaklaşmanın bin bir çeşit yolundan biridir.
Pozitif bilim materyalizmi esas aldığı için çok dar bir hacme (ve ufka) sahiptir. Varlığı maddeden ibaret görmek ve pozitif bilim telakkisini de tek ilim mecrası olarak ya da hakikati bulabilecek bir yol olduğunu kabul etmek; insan, akıl, idrak bahislerini anlamamak manasına geldiği gibi, vahyin neden indiğini de anlamamaktır. Vahiy ve Risalet olmadan varlık ve onda tecelliye gelen hakikat anlaşılabilecekse, insanın kendi haline bırakılması gerekirdi.
Dünyada birçok varlık, insan ve hayat telakkisi olduğu aşikardır. Bu çeşitliliğin temel sebebi de bilgi telakkisidir ve akıl denilen aletin mutlak doğruyu keşfetmekteki zafiyetidir. Buna rağmen “İlim maluma tabidir” ölçüsünü, İslam ilim telakkisi için tek nispet kabul etmek, meselenin idrak ve izahını imkansızlaştırır.
*
Mevzu bir derece derinleştirildiğinde ortaya çıkan durum şudur; Mahlukat alemi yaratılmış, ne kadar sonra Allah Azze ve Celle varlığın izahını da ihtiva eden Kelam-ı Kerimini inzal etmiş gibi anlaşılmaktadır. Yani Kur’an-ı Kerim, varlığın yaratılmasından sonra beyan edilmiş zannı (belki vehmi) oluşmaktadır. Oysa meselenin bidayetine gidildiğinde “kelam” ve tabii ki “ilim” öncedir. Allah Azze ve Celle’nin ilmi sonsuzdur ve kainatı yaratmayı murad etmeden önce mevcuttur. Zaten yaratma fiili, sonsuz ilminin tecelli ve taayyününden ibarettir. Demek ki Kelam-ı Kerim, kainattan öncedir, demek ki kainat Kelam-ı Kerime uygun şekilde yaratılmıştır. İlliyet irtibatı da böyle olduğuna göre, kainat, Kelam-ı Kerimin tecellisinden başka bir şey değildir. Öyleyse kitap kainata mukaddemdir.
Dinin bilime uygun olduğundan bahseden her yaklaşım, Allah’ın dinini anlamamış sığ kavrayıştan ibarettir. Söylenecek nihai söz, ilmin (ve bilimin) Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyeye uygun olması gerektiğidir. Bu manada Kur’an ilimleri mecrası, tek ilim mecrasıdır ve Haki Beyin yaptığı dörtlü tasnifteki diğer ilim mecraları (Tevhid ilimleri mecrası, beşeri ilimler mecrası, müspet ilimler mecrası) bu mecraya tabidir, bu mecranın tasarrufu ve tarassudu altındadır.
Kur’an ilimleri mecrası doğru anlaşılmadığı takdirde, merkezkaç düşünceler kendine fırsat ve imkan alanı bulacak, İslami anlayışlar kaçınılmaz olarak eklektik hale gelecektir. Tefekkürde felsefenin, ilimde pozitif ilmin tesirinden kurtulma imkanı oluşmayacak, kendi mihrakımıza bağlanmamız zorlaşacaktır.
ABDULLAH TATLI

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir