LİDER BOŞLUĞU VE ERDOĞAN’IN LİDERLİĞİ

LİDER BOŞLUĞU VE ERDOĞAN’IN LİDERLİĞİ
Allah her şeye kadir… Gerçekleşme zamanı gelen hadisenin vukuuna mani olacak bir güç, kainatta yok. Bir hadisenin gerçekleşme zamanını tayin eden, Allah’ın ezeli ve ebedi ilminde mahfuz bulunan, meşhur adıyla “kader”dir. Allah’ın kudreti sonsuz olduğu gibi ilmi de sonsuzdur. İlmi ile her şeyi bilaistisna ihata etmiştir.
Sünnetullah ve kader, umumiyetle makul çerçevede (anlaşılabilir şekilde) zuhur ediyor. Allah, makul çerçevenin çok üstünde ve anlaşılamaz şekilde hadiselerin cereyanına da müsaade (veya onları emr) ediyor. Bunun anlaşılabilir hikmeti de (Allahu alem) insanlara Allahlığını hatırlatmaktır. Her şey determinizme uygun olarak cereyan etse, zalim, cahil ve nankör olan insan tabiatı, Allah’ı hatırlamaktan uzaklaşıyor.
Anlaşılan o ki, Allah bir hadisenin zuhurunu murat ettiğinde, o hadisenin gerçekleşme şartlarını da yaratıyor. Böylece insanlar hadiselerin sebep-netice münasebetini anlayabiliyor ve tavır alabiliyor.
Bu giriş, Erdoğan merkezinde gelişen hadiselerin çerçevesini tespit için. Şimdi, Erdoğan, Türkiye ve kader arasındaki münasebeti kısaca hikaye edelim.
Erdoğan İstanbul büyükşehir belediye başkanı olduğunda, şehri yönetmek için fevkalade başarılı çalışmalar yaptı. Yani kendine düşen sorumluluğu yerine getirdi. Fakat bu kafi değildi çünkü İstanbul’un sadece su meselesini çözmek bile kısa vadede imkansızdı. Yıllarca yağmur yağmayan İstanbul’a tüm barajları dolduracak kadar yağmur (hatırladığım kadarıyla) kısa süre içinde yağdı. Hangisi hangisini celp ediyor, teşhis etmek zor. Erdoğan kendi mesuliyetini yerine getirdiği için mi Allah ona yardım etti ve yağmur gönderdi yoksa Allah, Erdoğan’ın liderliğini murat ettiği için mi hem şartları uygun hale getirdi hem de ona mesuliyetini yerine getirecek maharet ve gayreti verdi, bilinmez. Bilinebilir olan galiba, hadiselerin toplamına bakıldığında, Erdoğan ile kaderin aynı istikamete yönelmiş olmasıdır.
Erdoğan ile ilgili tüm hadiseleri anlatmak kabil değil, ana başlıklarla sıralamaya devam edelim. Fazilet partisinin kapatılması, ayrı bir parti kurmak için uygun bir vasatı doğurdu. Koalisyon hükümetini oluşturan partiler arasındaki ihtilaf, erken seçimi getirdi. Hem de iktisadi krizin yaraları sarılmamışken… Enteresan… Erdoğan hükümeti kurduktan sonra dünyada müthiş bir likidite bolluğu oluştu ve bu paraların ciddi bir kısmı da Türkiye’ye aktı. 11 Eylüldeki eylemden sonra Arapların ABD deki nakit rezervleri daha güvenli ülkeler aramaya başladı ve ciddi bir kısmı da adres olarak Türkiye’yi seçti. Tüm bu gelişmeler içinde Akparti hükümeti de doğru adımlar attı ve ülkenin yatırım için ihtiyaç duyduğu döviz ihtiyacı kafi miktarda karşılandı. Her hadisede temel iki boyut hiç gözden kaçmıyor. Hükümet (ve Erdoğan) kendi mesuliyetini yerine getiriyor, kader ise yollarını açıyor.
İçinde bulunduğumuz zaman dilimi, batının ayakta kalmak için kendi dışındaki dünyadan açık veya kapalı şekilde yardım dilendiği bir dönem… Bakmayan kamuoyu önünde bazı batılı liderlerin hala tafra sattığına, kapılar kapanır kapanmaz dilenciliğe başlıyorlar. Kaderin cilvesine bakın ki, Erdoğan Türkiye’de ne kadar güçlenirse batı alemi o kadar zayıflıyor. Türkiye batının çöküşünü tetikleyecek kadar büyük bir iktisadi, siyasi ve askeri güç değil tabi ki… Birbirinden büyük nispette bağımsız olarak güçleniyor ve zayıflıyorlar. Öyleyse denklem şu; Akparti mesuliyetini hakkıyla yerine getirip Türkiye’yi güçlendirdikçe, kader de batıyı çöküşe doğru aynı hızda itekliyor.
Erdoğan’ın son hamlesi olan İsrail’e karşı aldığı tavır, İsrail ve ABD de şaşkınlıkla karşılandı. Aslında AB’de öyle oldu ama onlar hala meseleyi kendileriyle ilgili değilmiş gibi davrandıklarından ses vermiyorlar. Bu hadisenin de aslında tüm şartları oluşmuştu. Türkiye Mavi Marmara hadisesinden dolayı tartışmasız şekilde “haklı” durumdadır. Hak, hala dünyada geçer akçedir ve haklı olan Türkiye’ye karşı dünya tavır alamıyor. Tabi ki durum bundan ibaret değil. İsrail tarihinde hiç olmadığı kadar batı için ağır ve taşınamaz bir yük haline geldi. Türkiye ve Arap dünyasındaki gelişmeler, İsrail’in batıya maliyetini çok kısa sürede birkaç misline çıkardı. Artık İsrail’in batıdaki “rayiç değeri” sıfıra yakın. Almanların, Yunanistan’ın hovardalığının (bu kendi tabirleri) bedelini neden biz ödeyelim diye isyan etmelerine bakılırsa, İsrail’in (en hafif tabirle) şımarıklığının bedelini, kapalı kapılar ardında, neden biz ödeyelim demeye başladıklarından emin olabiliriz.
Buraya kadar her şey anlaşılabilir. Fakat bunların hiçbiri, kaderin, Erdoğan için hazırladığı esas imkanı göstermiyor. Kaderin Erdoğan’a altın tepsi içinde sunduğu imkan, dünyadaki lider boşluğu… Evet… Sadece Türkiye’de değil, sadece Arap coğrafyasında değil, sadece İslam aleminde değil, tüm dünyada… Şu anda dünyadaki hiçbir lider, kendi ülkesinde Erdoğan kadar güçlü ve karizmatik değil. Keza hiçbir lider, ülkesinin de içinde bulunduğu çevre coğrafyada Erdoğan kadar güçlü, etkili değil. Yine hiçbir lider dünyada bu kadar geniş bir coğrafyada ve bu kadar büyük bir nüfus üzerinde etkili değil. Bir liderin gücünün ve etkisinin en büyük alameti, muhalifleri ve düşmanları tarafından da takdir edilmektir. Erdoğan, Türkiye’de muhalefetin de gizliden gizliye takdir ettiği bir liderdir. Diğer taraftan Yunanistan medyasındaki “bize de bir Erdoğan lazım” manşetini hatırlayanlar ne demek istendiğini anlarlar.
*
Çok zeki olabilirsiniz, harikulade işler yapmak için istidatlarınız da olabilir. Hakikaten başarılı işler yapabilir ve insanların gönlünü fethedebilirsiniz. Fakat bölgenizde ve hatta dünyada başka liderlerin çıkmasını engelleyemezsiniz. Dolayısıyla sizden başka başarılı, etkili, güçlü ve karizmatik liderler olabilir. Üç beş tane daha Erdoğan çapında lider olduğunu düşünün, Erdoğan’ın bölgedeki tesiri aynı olur muydu?
Onlarca ülkede, milyonlarca halk kitleleri, Erdoğan’ı liderleri olarak görüyor. Bu nasıl bir şey böyle? Bir taraftan bakıyorsunuz, olacak iş değil. Planlanamaz bir durum… Öngörülemez gelişmeler… Dahiyane şekilde planlasanız bile hangisini gerçekleştirebilirsiniz ki? ABD ve AB’nin içine düştüğü iktisadi krizi gerçekleştirmeye gücü yetecek bir merkez (güç) var mı dünyada?
Gelişmelere bakınca, zannedersiniz ki kader önce Türkiye’ye iniyor ve buradan dünyaya dağılıyor. Tarih, bu tür bir hadiseye çok az sayıda şahitlik yapmıştır. Hayret ve haşyetle seyretmekten başka bir şey yapamıyor insan. Böyle bir manzara karşısında ne söylemek gerekir?
Sadakati, pazarlıksız, ivazsız, tereddütsüz Allah ve Resulüne olan bizim gibi insanlar, şahsa bağlanmayacakları için galiba şunu söylemelidirler.
Recep Tayyip ERDOĞAN… Zirvelerde dolaşıyorsun, yükseklerin rüzgarı sert olur, dengesi hassas olur, dikkat et. Allah tüm dünyayı senin için uygun hale getirdi, öyleyse Allah’ın muradını keşfet. Milyonlarca Müslüman’ın ve mazlum insanın dertleriyle ilgileniyorsun, Allah yardımcın olsun. Bu imkan ve iktidar kime verilir de “istikamet üzere” olur ve kalırsa bil ki, cennet sağ elini uzattığında ulaşacağı mesafededir. Fakat o kadar büyük bir imkan ve iktidar sahibisin ki, “istikamet üzere kalamazsan” cehennemin alevleri sol elini yalayacak kadar yakın. Bulunduğun zirve o kadar yüksek ki, “küçük bir dengesizlikte” düşersin ve o yükseklikten düşeni dünyada ve ahirette kurtaracak kimse yok. İşinin ne kadar zor olduğu malumumuz, biz de zaten zorluğunu hatırlatalım dedik, o kadar zor ki, kesintisiz uyanık olman lazım.
En-netice; “olman gereken kişi ol”, “yapman gereken işi yap”… Bunlar, Allah’ın muradında mahfuz, hatırında olsun. Fakat unutma ki, Allah’ın muradında “laiklik” yok. Var diyen, Şanı Yüce Allah’a iftira etmiş olur ki, O’na iftira etmek, iftiraların en büyüğü ve en alçağıdır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir