LİDERLER PAZARDAN MI ALINIYOR?

LİDERLER PAZARDAN MI ALINIYOR?

Lider yetiştirmek mümkün değil, hiçbir eğitim programı lider yetiştiremez. İdarenin için bile “okulu yok” denir, değil ki lider… İyi insan yetiştirebilirsiniz, akıllı ve donanımlı insanlar yetiştirebilirsiniz, uzman insan yetiştirebilirsiniz ama lider yetiştiremezsiniz. Liderler için bir eğitim programı geliştirilememiştir, geliştirilmesi de mümkün değildir.

Bakın Cumhuriyet tarihine, Özal ve Erdoğan’dan başka lider görebilir misiniz? Siyasi parti genel başkanları görebilirsiniz, cumhurbaşkanları, başbakanlar görebilirsiniz ama lider görebilir misiniz? Her siyasi görüşün, her fikriyatın kıymet verdiği insanlar var ama milletin yarısının gönülden bağlı olduğu bir lider bulabilir misiniz?

Milli Görüşçüler için Erbakan dünya lideridir. Erbakan’ın zekası ve donanımı konusunda bir tereddüt de yok, dost düşman herkes bunu kabul eder. Ama kırk yıllık siyasi hayatında alabildiği oyun zirvesi yüzde yirmi birdir. Liderliğin bir özelliği de halkı ikna etmek, bir istikamete sevketmek, onlara bir ruh üflemek, bir mefkure için teyakkuza geçirmek değil midir? Erbakan bu halkın en fazla beşte birini ikna edebilmiş biridir.

Mesele sadece oy almaktan da ibaret değil tabii ki. Böyle olsaydı Menderes ve Demirel de lider olurdu. Menderes, yirmi yedi yıllık tek parti zulmünün arkasından gelmiş, tarihte eşi az görülür bir zulmün akabinde, yine tarihte eşi ender bulunur bir fırsat yakalamıştır. Şartların doğurduğu bir siyasetçidir ve ondan daha fazlası değildir. Demirel ise halkı ikna etmekte, hem de uzun süre ikna etmekte maharet sahibiydi ama ne ülkedeki güç merkezlerine karşı ne de dış güç merkezlerine karşı mücadele edebilmiştir. İçeride ve dışarıdaki güç merkezlerine karşı mücadele etmeyi hayal bile etmemiş, böyle bir gündemi hiç olmamış, asker darbe yaptığında hazır olan çantası ve şapkasıyla iki erin arasında hapishanenin yolunu tutmuştur.

Merhum Özal, halkı ikna edebilmiş, içerideki güç merkezleriyle mücadeleyi göze almış, nispeten de mücadele edebilmiştir. Ülkenin ufkunu açmış, halkı değiştirebilmiş ama kadro teşkilinde zayıf kalmış, sistemi geriletirken elde edilenleri kalıcı kılacak tedbirleri alamamış, neticede kısa süreli bir devir olmuştur. Evet, liderdir zira öldürmekten başka bir yol bulamamışlardır.

Bir insanı öldürmekten başka bir yol bulunamıyorsa, o kişi lider olmuş demektir. Bir insanla kendi sahasında mücadele etmek mümkün değilse, hile yapmak zorunda kalınıyorsa, o kişi liderdir. Bir siyasetçi, yıllarca iktidarda kalıyor, hala halkı ikna edebiliyor, iktidardan düşürebilmenin siyasi bir yolu bulunamıyorsa, o insan liderdir. Bir insan zamanın yontucu, yıpratıcı, zayıflatıcı, yıkıcı etkisine karşı direnebiliyorsa, zamana rağmen ayakta kalabiliyorsa liderdir.

Tayyip Erdoğan, on iki yıllık iktidar döneminde hala oylarını koruyor ve artırıyorsa, cumhuriyet tarihinin en büyük lideridir. Atatürk çok partili bir seçime girmediği, kendini halkın terazisinde tartmadığı için lider değildir. Tek parti diktasıyla ülkeyi yönetmek liderlik özelliği değil, başka bir özelliktir. Erdoğan için cumhuriyet tarihinin en büyük lideridir dediğimizde, bazılarının “Atatürk’ten demi büyük” diye refleks halinde yerinden zıplamasının bizim için bir önemi yok. Çok partili seçime girmeyen bir siyasetçinin, liderlik tartısına yanaşmadığı açıktır.

Cumhuriyet tarihinde halkı ikna etmek konusunda Tayyip Erdoğan kadar başarılı bir lider gelmemiştir. Halkın yarısını ikna eden, bunu uzun süre devam ettiren, hala da devam ettirdiği görülen bir kişi tabii ki liderdir.

Erdoğan’ın halkı ikna etmesindeki en önemli özellik, herhangi bir siyasi partinin (mesela Adalet partisinin) oy almasındaki gibi değil. Halkı belli bir misyona sevkedecek derinlikte ikna etmesidir, mesela Türkiye’ye tarihi misyonunu tekrar kazandıracak kuvvette bir ikna başarısıdır. Erdoğan, bu milleti, dünyanın büyük güçlerine karşı mücadele edecek kıvamda ikna etmiş, tarihi misyonu aktüelleştirmiş, halkın yeniden kendine güvenmesini mümkün kılmıştır.

İslamcılar (biz de içinde olmak üzere), davalarını ferd ferd anlatabilmişler ama halka maledememişlerdir. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir lider, halkı, İslamcıların yeryüzündeki misyonuna hazır hale getirmiş, o istikamette mücadele edecek ruhu oluşturmuştur. Birkaç yüz kişiyi çevresinde toplayarak cemaat kuran, cemaatin içinde de tartışılmaz bir iktidar sahibi olan, bu kadar dar ufuk ve küçük bir iktidarla hayatı boyunca iktifa eden İslamcılık anlayışını ve hedefini halkın yarısına yayan, yarısından destek alan, o destek ile dünyaya meydan okuyan bir lideri pazardan alabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Halkın, tarihi misyondan ne anladığı, ne kadar anladığı başka bir mesele. Ama bir lider çıkıyor, tarihi misyonu aktüel hale getiriyor, buna rağmen ve belki de bu sebeple ama maharetle halkta, bu misyona sahip çıkacak değişimi gerçekleştiriyor.

İslamcı dava adamlarının hayallerinin yetişmediği ufuklar gerçekleşti. Düşünebiliyor musunuz, fikir ve ilim adamlarının hayallerinin ötesinde hedeflere ulaşıldı. Hiçbir hareket adamı, fikir adamının ufkuna ulaşamaz normal şartlarda, işte liderliğin farkı da burada. Liderlik o kadar etkileyici bir şahsiyet terkibidir ki, fikir ve ilim adamlarının kılı kırk yararcasına yaptığı hesaplarla ulaşamadıkları hedeflere, liderler, hem de o kadar ince hesap yapmadan ve daha kolay ulaşabiliyor. Biliyoruz, anlaşılmaz bir durum ama liderlik de zaten bu. Yani liderlik izaha gelmez bir şahsiyet terkibidir, yaptığı işlerin bir türlü denklemi kurulamaz. Fikir ve ilim adamlarının denklemini bile kuramadığı bir işi, lider denilen adam, tabii seyrinde yapıverir. Büyük ihtimalle kendisi de nasıl yaptığını, nasıl başardığını bilmez ama onda (liderde) “yapabilme” mahareti zirvededir.

Cumhuriyet tarihinde ilk defa davamızın yüzde elli destekçisi var. Bunun anlaşılmayacak ve takdir edilmeyecek yönü neresi? Seksen yılda en fazla yüzde yirmileri görenler, yüzde ellilik bir halk desteğini gerçekleştiren adamı, pazardan mı aldılar ki pazara çıkarıyorlar.

Doksan yıldır sol cenah böyle bir lider çıkardı mı? Milliyetçi cenah böyle bir lider çıkardı mı? İslamcı cenah böyle bir lider çıkardı mı? Kim çıkardı böyle bir lideri? Tayyip Erdoğan’ı da kimse çıkarmadı zaten, kendi kendini yetiştiren bir adam… Bulduk da sıra bunamaya mı geldi?

Fethullah Gülen örgütünün haline bakın. Türkiye’deki en organize güç, eğitimde en derin yapı… Sorarsanız eğitimi herkesten iyi biliyorlar. Kırk yıllık eğitim faaliyeti neticesinde bir Erdoğan yetiştirebildiler mi? Ne kadar isterlerdi yetiştirebilmiş olmayı… Ama liderliğin okulu yok işte… Muadil bir lider yetiştiremediler, kendilerini eşitlemek için “lider”i itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Liderin seviyesine çıkamadıkları için, lideri kendi seviyelerine indirmeye uğraşıyorlar.

Neler verirlerdi Tayyip Erdoğan’ın kendilerinin adamı olması için… Veya neler verirlerdi bir Erdoğan yetiştirmek için… Yerlere göklere sığdıramadıkları Fethullah Gülen, çok övdükleri yüz elli ülkedeki okullarının birinden bile çeyrek Erdoğan yetiştiremedi. Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizi (haşa) kendi kadrolarında istihdam edecek kadar ahlaksızlaşan bu örgüt, o hezeyanına rağmen neden bir Erdoğan yetiştiremediğini açıklamaktan aciz. Yetiştirmekten aciz oldukları lideri, yok etmek için yeterince güçleri olduğu vehmine sahip savruldukları için savaş açtılar.

Tayyip Erdoğan’ı pazardan almadık. Liderliğin okulu olmadığını da biliyoruz. Dişiyle tırnağıyla mücadele ederek ülkenin başına geçti, ne kadar iyi etti. Bu kadar tecrübeden sonra bize düşen kıymetini bilmek ve desteklemek… Kefeniyle yaşayan adama yapılan ahlaksızca iftiralara bakıp da “ne halin varsa gör” diyecek kadar vefasız mıyız?

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir