MANAYI ANLAMAK SURETİ İNŞA ETMEK-2-

MANAYI ANLAMAK SURETİ İNŞA ETMEK-2-
Suret mananın tecelliye gelmesi için lüzumlu fakat aynı zamanda manaya perdedir. Akıllar umumiyetle surete takılır, suretle meşgul olur, sureti aşıp manaya nüfuz edemez. Yukarıdan aşağıya doğru bakıldığında suret mananın tecelli vasıtasıdır ama aşağıdan yukarıya bakıldığında suret mananı perdesidir. “İlim maluma tabidir” ölçüsünce surete muhatap olunur önce, “malum ilme tabidir” ölçüsü takip edildiğinde mana aranır önce.
Manadan bakınca suretin ayrı bir şey olduğu görülür ve onun lüzumu anlaşılır. Suretten bakınca, mananın surete nüfuz etmiş olmasından dolayı, ikisini birbirinden tefrik etmek fevkalade zorlaşır. Manadan bakınca suretin fark edilmesi ve anlaşılması kolaylaşır ama manadan bakmak, suretten bakmaya nispeten çok zordur. Zaten manadan bakmaya başlayanlar için suret bahsi problem olmaktan çıkmıştır.
Mana surete bürünüp tecelliye geldiğinde, suret ile imtizaç etmiş haldedir. Aralarındaki sınır hendesi mikyaslarla tespit edilemez. Surete mana, manaya suret muamelesi yapmak alelade yanlışlardandır. Birbirinden tefrik etmek için gereken idrak keskinliği ve derinliği fevkaladedir. Mana saf haliyle müşahede edilmediği, fark edilmediği, anlaşılamadığı için, surete nüfuz etmiş manayı kazıyıp çıkarmak ve doğru anlamak ne zor iştir.
*
Suret bazen “tariftir”, tarif gibidir. Mananın “efradını cami, ağyarını manidir”. Bu durumda işimiz nispeten kolaydır. Bunlar, tabii suretlerdir. Tabii suretlerde, mana ile suret arasındaki terkip kıvamı, “yaratıcı ahenge” maliktir. Bu tür suretlerde takip edilecek ölçü, “ilim maluma tabidir” hikmetinde mahfuz ölçüdür. Allah, tecelliye gelmesini murad ettiği manaya, “Sani-i Kainat” kudret ve mahareti ile en mütenasip sureti hediye etmiştir. Dolayısıyla kainatta (tabii suretlerde) Allah’ın sanatkar yaratıcılığı mevcuttur ki, mana ile suret birbiri için yaratıldığından dolayı, her birinin diğerinden bir milim fazlası veya eksiği yoktur. Suret ile mana arasındaki imtizaç “yaratıcı kıvama” sahip olduğu içindir ki, “ilim maluma tabidir”. Yani insan bu ölçüyü takip ederek, ilim tahsil ve istihsal edebilir.
İnşai suretlerde durum farklıdır ve umumiyetle tersinedir. Tabii suretler manayı zapt etmiştir, inşai suretler ise mananın tecellisi için vesiledir. İnşai suretler manayı zapt altına alamaz, tecellisi için vasıtadır. Mana ile suret arasındaki imtizacın mütekamil seviyede olması beklenmez, “yaratıcı ahenk” ise zaten imkansızdır. Bu sebeplerle inşai suretlerden hareketle manayı ihata etme çabası, umumiyetle yanlış neticeler vermektedir. Hiçbir inşai suret, manayı, “efradını cami, ağyarını mani” şekilde çerçevelememiştir. İnşai suretlerden manayı keşfetme çabası, “inşa iradesini” anlamadan doğru netice vermez. İnşa iradesini anlamak demek, manadan hareket ederek sureti anlamak demektir. Zaten inşai suretlerde ölçü, “malum ilme tabidir” hikmetinde mahfuzdur.
*
Mana zamanüstüdür. Suretler zamana tabidir. Zamanüstü olan ile zamani olanın hemhal olması aklı patlatacak cinsten bir mesele. Buradaki temel mesele, tabii suretlerin de zamani olup olmadığıdır. Yaratıcı kudretin yarattığı tabii suretler, manayı mütekamil haliyle tecelli ettiriyor ve bunu mütemadiyen yapıyor. Mütekamil haliyle mütemadiyen yapmak iki ihtimalden birinin varid olduğuna işarettir. (Tabii ki Allah, sonsuz ilim ve kudret sahibidir ve buna bağlı olarak sonsuz ihtimalde meydana getirebilir, bizim aklımızın erdiğini işaretlemeye çalışıyoruz). Ya tabii suretler de zamanüstüdür veya ihtiva ettikleri manaya mutlak olarak tabiidirler ve o mana her zaman diliminde sureti yeniden şekillendirmektedir.
Tabii suretler, zamanîdır. Çünkü insan zamani bir varlıktır. İnsanın inşa ettiği suretlerin bir miadı vardır, ya suretler manaya muvafık şekilde yenilenmeli veya mana surete muvafık hale getirilmelidir. İkinci ihtimal mananın tağyir ve tebdil edilmesi, kırılıp dökülmesidir. Umumiyetle de bu yapılıyor. Mananın tecellisi için güzel bir suret inşa ediliyor fakat o suret daimi zannediliyor. Sureti inşa eden mahir insanlar gittikten sonra hafif akıllılar o suretlerin bir zamanlar tecellisine vesile olduğu mananın ihtişamının peşine takılıyor ve manayı unutup sureti muhafazaya başlıyorlar. Başlangıçta güneş gibi parlayan mana yavaş yavaş zayıflıyor bir müddet sonra sönüyor fakat suretin estetiğine takılan hafif akıllar bir müddet de onunla idare ediyor. Uzun zaman sonra kara deliğe dönüyor, aynı surette ısrar edenler yobazlaşıyor, kara deliği fark edenler de dinden uzaklaşıyor. Hilafet vazifesi, mütemadi inşa faaliyetini şart kılar. İnşa faaliyeti kesintiye uğradığında donma ve sönme başlar.
“İlim maluma tabiidir” ölçüsünden ibaret bir varlık telakkisi (ontolojisi), varlığın insanı teslim almasıdır. İnsan dünyaya değilse kainata (sadece ufku geniş olur ama muhteva değişmez) teslim olur. Doğrusu, “ilim maluma tabiidir” ölçüsünün insanı götüreceği menzil, varlığın (mahlukatın) ötesidir ve insanı varlığın tahakkümünden kurtarır. Fakat sadece bu istikamette yol almaya çalışmak, tek kanatla uçmaya benzer ki, nihai menzile umumiyetle varılamaz. Ara menzillerde nefesi kesilen insan nesli, varlığa teslim olur ve bunu da fark etmez.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir