MANAYI ANLAMAK SURETİ İNŞA ETMEK-3-

MANAYI ANLAMAK SURETİ İNŞA ETMEK-3-
Mana ile suret münasebeti, sonsuz bir meratip halindedir. İç içe geçmiş manalar ve suretler cümbüşü halinde terkip olunmuştur. Mana ile suret münasebetini, “tek mana”, “tek suret” şeklinde anlamak, İslam Varlık Telakkisinin (ontolojisinin) eteklerinde dolaşmak, aslına ulaşamamaktır.
“İlim maluma tabidir” ölçüsünü takip etmek, namütenahi bir güzergahı göze almaktır. En dıştan başlamak üzere suretler fark edilir, anlaşılır, mana ayıklanırsa görülür ki, ulaşılan, keşfedilen mana, daha derindeki bir mananın suretidir. Bu silsilenin müntehasındaki mana, “hakikattir”. Bu yolun yolcuları, umumiyetle ara menzilde kalmış ve orada bulduklarına “hakikat” muamelesi yapmışlardır.
En dıştaki suret aşılıp, ilk manaya ulaşıldığında akıl, mana tecelli meratibinin son halkası olan o mananın ihtişamı karşısında kendini kaybeder. En dıştaki suret, “saf suret”tir. Fakat bu suret aşıldığında görülen mana, “saf mana” değildir. Mananın son tecelli basamağıdır. Akıl bu manayı bile keşfettiğinde cennete ulaşmış gibi sarhoş olur. Akılların ara menzillerde boğulmasının sebebi budur. Bu sebeple irfan ehli, “budur, demeyin, buraya kadar ulaştım deyin” türünden ihtarda bulunmuştur. Suret-mana silsilesini bilen “ehli hal”, kendi ufuklarını bile “Allahu alem” diye ifade etmişler ve tecrit faaliyetinin önünü kesmemişlerdir.
*
Hakikat mektebinden habersiz (veya bağımsız) tefekkür ehli, en dıştaki sureti (kabuğu) hafiften aralayıp da içeriye bir milimetre karelik delikten bakınca, “her şeyi keşfetmiş” edalarıyla sarhoş oluyor. Oysa ulaşılan ilk mana, bir sonraki manaya nispeten “kaskatı” surettir. Fakat maddenin kesafetinden birkaç milimlik uzaklaşarak ilk manaya nüfuz etmek bile cennetin keşfi gibi muhteşem bir halin kaynağıdır. Ve o ilk mana, aklı, bir ömür boyu tatmin etmeye kafidir. Tuzağı görüyor musunuz? Aklın akıbeti, en fazla ilk mertebede şaşkınlık halidir ki oradan ileriye gitmek akıl için ne mümkün…
Nihai mana olan “hakikat”, saf haliyle, meratipsiz şekilde, tek suret ile tecelliye gelir mi sanırsınız? Hakikat, dünyaya, derece derece iner. Tek suret ile hakikatin insana ulaşmasını mümkün görenler, hakikati gevezelik zannediyorlar. Hakikati saf haliyle taşıyacak bir suret olur mu? Bunun tek istisnası, Kur’an-ı Kerim’dir. Ve Kur’an-ı Kerim, Allah’ın insanlara sonsuz rahmet ve ihsanıdır. Ne var ki, suret-mana meratibinin dışında bulunan ve doğrudan hakikati ifade eden Kur’an-ı Kerim, hakikatin beyanındaki kestirme usulden dolayı, anlaşılması o nispette zor olan bir kitaptır. “İlim maluma tabiidir” ölçüsü ile “malum ilme tabidir” ölçüsünün yekununun cem edilmiş hali olan Kur’an-ı Kerim, idrak etmek bakımından kainattaki en zor metindir. Bu noktaya azami dikkat etmek gerekir. “İşte şudur” türünden kesin ve kestirme ifadeler, sahibinin cehlini ve seviyesizliğini göstermekten başka bir işe yaramaz.
*
Kalbi-ruhi mecrada inşa edilmiş “hakikat mektebi” ve onun nizami ifadesi olan “mana ilmi”, mutlaka ihtiyaçtır. Mana ilmi (veya ilimleri) olmadan, “ilim maluma tabiidir” ölçüsünün peşinden gitmek, müntehasına ulaşılması imkansız olan bir iştir. İstikamet üzere olmak başlı başına bir kıymettir ve müntehasına ulaşmak kabil olmasa da o yolda ölmek de hedefe ulaşmaktır. Bu sebeple “ilim maluma tabiidir” ölçüsünü, istikameti şaşmaksızın takip etmek, tenkit mevzuu değil, takdir mevzuudur. Tek şartla ki, ulaşılan ara menzilleri, nihai menzil kabul etmemek gerekir.
Mana ilimleri, kabuğu aşan, suret-mana helezonundaki kıvrımlarda şaşmayan, nihai menzili kutup yıldızı gibi işin bidayetinde gören, mütemadiyen ona ulaşmaya çalışan bir usul ve muhtevaya sahiptir. Nihai menzili bidayetinde göremeyen hiçbir çaba, nihai menzile ulaşamaz. Mana ilimleri, kalbi-ruhi mecradaki kestirme yoldan, hakikatin kestirme ifadesi olan Kur’an-ı Kerim’i anlama maharetidir.
Kabuğu (en dıştaki sureti) aşıp mana alemine geçildikten sonra başlayan “mana ilimleri”, suret halindeki manalar ile onlarda mahfuz olan manaları keşfedebilme istidadına sahiptir. Akıl, dış kabuğu kırabilir ve ilk mana haznesine ulaşabilir ama ondan sonra mesafe alması muhaldir. Çünkü akıl, “mana ilimlerini” anlamak ve tahsil etmek iktidarında değildir. Mananın manaya perde (suret) olmasını anlamak aklın işi değil, ruhun maharetidir. Kabuğu geçen akıl (ki bu akıllar bile dehaların aklıdır), ondan sonra sadece mana görür. Mananın suret halini ve onda başka bir mananın mahfuz olduğunu görme imkanı yoktur. Bu sebeple batı medeniyeti ontolojiyi iki basamaklı (matematik ifadesiyle iki tabanlı) kurmuştur. Bilgisayar sistemindeki iki tabanlı programın aşılamaması gibi… İslam varlık telakkisi (ontolojisi) sonsuz boyutlu, sonsuz tabanlı, sonsuz basamaklıdır. Batı bir tarafa da Müslümanlar içinde “rasyonalist” cereyanların arttığı bu gün, üstelik farkına varmadan, iki tabanlı ontolojiye teslim olanlar var. Hazin…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir