MARİFETNAMEDE İLM-İ SİMA BAHSİ

            Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. Tarafından kaleme alınan ve bugünkü isimlendirmesiyle Ansiklopedi türüne giren MARİFETNAME üzerinde kafi derecede çalışma yapılmaması ıstırap vericidir. Kitabın ihtiva ettiği konulardan İLM-İ SİMA ile ilgili bahis harikuladedir.

            Marifetnamedeki ilm-i sima bahsinin gündeme gelmemesinin en önemli sebeplerinden birisi, insanın eşkâline bakarak mizaç hususiyetlerini tespit etmenin mümkün olmayacağı istikametindeki düşüncedir. Hakikaten bedeni (biyolojik) özelliklerden hareketle mizaç hususiyetlerinin (karakter özelliklerinin) tespitini yapmak için gereken “insan sistematiği”, bugünkü psikoloji veya psikiyatri biliminde bulunmamaktadır. İlm-i sima bahsinin gündeme gelmemesinin temel sebebi, anlaşılamamasıdır. Anlaşılması için gerekli olan zihni altyapı ve ilmi zemin bulunmamaktadır.

 

*

 

            İslam’ın “insan anlayışı” (insan sistematiği) ruh ile beden beraberliğine dayanır. Ruh, beden üzerinde tasarruf eden ve onu şekillendiren temel özdür. Ruhun beden ile birleşmesinden itibaren beden ruhun sahip olduğu hususiyetlerin sureti haline gelmeye başlar. Ruhun sahip olduğu hususiyetler (mizaç hususiyetleri) bedende şekil olarak ortaya çıkar.

            Bedenin ruhun şeklini alması, uzun zaman alır. Genellikle yirmi yaşlarına kadar devam eden bu süreç, bedenin sürekli değiştiği bir zaman dilimine işaret eder. Bu süreç genellikle (kesin olmamakla birlikte) büyümenin bitmesi ile neticelenir. Büyümenin bitmesinden sonra da bedende şekil değişiklikleri devam eder ama çok yavaştır. Bu manada ölüme kadar bedenin şekillenmesinin devam ettiği vakadır.

            Büyümenin durduğu noktaya kadar devam eden değişiklikler, tamamen mizaç hususiyetleri (ruhi özellikler) ile alakalıdır. Büyümenin durmasından itibaren bedeni şekillenmenin kaburgası oluşmuş demektir. Bu noktadan sonraki değişiklikler, insan aklının (ve şuurun, hafızanın, vicdanın, idrakin) gelişmesi ile alakalıdır. Büyümenin durmasına kadar ki şekillenme, insan potansiyelinin (doğuştan varolan-ruhta varolan) özelliklerin bedene etkisi ile alakalıdır. Büyümenin durmasından sonraki bedeni şekillenme ise insanın hayatta kazandıkları ile alakalıdır. Özet olarak söylemek gerekirse; büyümenin durmasına kadar ki bedeni şekillenme mizacın (ruhun doğrudan) etkisiyle gerçekleşir, büyümenin durmasından sonraki bedeni şekillenme ise ahlakın (hayatta kazanılan verimlerin) etkisiyle gerçekleşir.

            Ruhi-zihni ve akli-fikri gelişmesi olmayan insanlarda büyümenin durmasından itibaren bedeni şekillenme de durur. Zira bu insanlar, mizaç hususiyetleri ile baş başa kalmışlardır. Başka bir ifade ile bu insanlar, mizaç hususiyetlerini çıplak olarak yaşamaktadırlar. Ruhi ve akli gelişmesi olmadığı için hayatta kazandıkları verimler, bedeni şekillendirecek güce ve seviyeye ulaşamaz.

            Mizaç hususiyetlerini çıplak olarak yaşayan ve onları geliştirmek ve dengelemek için ruhi ve akli hamleler gerçekleştirememiş olan insanlar, şahsiyet sahibi olamazlar. Sadece mizaç hususiyetleri ile yaşayan insanlar, “insanileşme” sürecinin başındadırlar. İnsanileşme sürecinin başı, kişinin tabiatında (mizacında) bulunan kaynakların sevketmesiyle yaşamaktır. İnsanileşme sürecinin müntehası ise kişinin her işini “irade ederek” yaşamasıdır. İrade etmek bahsi, çok çetrefilli ve girift bir bahistir. İradeyi “istemek” olarak tarif edenler, tabiatlarının kendilerinden talep ettiklerini de “istemek” zannedenlerdir. İrade etmek, istemek değil, öncelikle neyi istemek gerektiğini anlayacak kadar fikir sahibi olmaktır. İnsan, tabiatına rağmen bir şeyi istemesi gerektiğini anlayacak seviyeye çıkana kadar “irade” etme kudretine sahip olamaz. Daha kısa ifade ile “irade” sahibi olamaz.

            Mizaç hususiyetlerini çıplak olarak yaşamamak, mizacın aşılabileceğini göstermez. İnsan, mizaç evrenini aşamaz. Fakat mizaç ufkunun içinde kalarak, mizacını dengeleyebilir ve şahsiyet sahibi olabilir. Mizacın dengelenmesi, genel ismiyle ifade etmek gerekirse, ahlak marifetiyle gerçekleşir. Hayatta kazanacağı ahlak, mizacını dengeleyebilir ve bir terkip meydana getirebilir. Mizaç ruhun, ahlak ise aklın tezahürlerindendir. Bu manada mizaç-ahlak dengesi aynı zamanda ruh-akıl dengesidir. Şahsiyet ise ruh (mizaç) ile aklın (ahlakın) dengeye ulaşmış halidir. Akıl insan iç dünyasının (zihninin) merkezi unsuru haline gelmediği zaman, bu denge kurulamaz ve insan mizacıyla baş başa kalır. Bu vaka, insanın aklıyla değil duygularıyla yaşadığı manasına gelir. Fakat duyguyla yaşamanın “güzel” tarafı ortaya çıkmaz. Zira aklın merkezi unsur haline gelmediği insan iç dünyasında duygular, “ham haliyle” zuhur eder. Ham haliyle zuhur eden duygular ise vahşidir. Duyguların zuhuruna güzellik kazandıran unsur akıldır. Bu sebeple akıllanmamış kişi, duygulu kişi de değildir, sadece vahşi birisidir.

 

*

 

            İlm-i sima, yukarda bahsi edilen “insan analitiğinde” incelendiğinde faydalanılabilecek bir disiplindir. Ruhun bedene nüfuzu ve tesiri ile ortaya çıkan bedeni şekillenme neticelerinden ruhi hususiyetlere (mizaç hususiyetlerine) ulaşmak mümkündür ve doğrusu mizaç tespitlerinin en kestirme yoludur. Ne var ki, bedenin herhangi bir özelliğine (uzuvların herhangi birinin şekline) bakarak insan hakkında karar vermek kabil değildir. Marifetnamedeki ilm-i sima bahsinin anlaşılmasına mani olan en önemli sebep de budur. Bir uzvun şekline bakarak kişi hakkında ulaşılan kanaatin doğru çıkmaması ihtimali vardır. Hatta bu ihtimal çok büyüktür. Bu tür yanlış usullerle yapılan misallemeler neticesinde varılan yanlış hükümler, marifetnameye veya ilm-i simaya tahmil edilmektedir.

            İlm-i simanın temel özelliği, kişideki tüm bedeni şekillerin manalarını toplayarak bir terkibe ulaşılmasını şart kılmasıdır. Kişiyi parça parça değerlendirmek, genellikle yanlış neticelere sevk etmektedir.

            Buradaki temel soru ise şudur; Terkip ölçüsü nedir veya terkibe nasıl ulaşılabilir? Bu sorunun cevabı, ilm-i simayı doğru tatbik edebilme imkânını sunar.

 

            Sorunun cevabı mı ne? Bu kadar kolay değil…

Share Button

MARİFETNAMEDE İLM-İ SİMA BAHSİ” üzerine bir düşünce

  1. Anlayabilmek icin bile ciddiyetin otesinde akademik disiplin gerektiren bir konu. Gizli kalmis, insanoglu tarafindan kesfedilmeyi bekleyen onca sahane varken, kesfedilmislerin tekrar kesfedilmesi ugrasina girebilmekten bile aciz kalmis olmak ne aci!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir