MEDENİ MAHALLE

MEDENİ MAHALLE

Medeniyet Arapça Medine (şehir) kelimesinden türemiş bir kavramdır. Zıddı Bedevi’dir. Lugat itibarı ile şehirli – göçebe gibi tanımlansa da Istılah manası hayli derindir.
Bir yerde bir hareket başlar ama bu hareketin medeniyet boyutlarına ulaşabilmesi için geniş bir taraftar toplaması ve epeyce bir alanda nüfuzunu hissettirmesi gerekir. Eğer istenilen kapsamda bir yayılma gösteremezse ulusal veya yerel kültür olarak kalır.
Medeniyet işe insanı tanımlayarak başlar. O tanımlanan insanın hayat tarsına göre temel ihtiyaçları belirlenir ve buna uygun yaşam alanları oluşur üretim teknikleri gelişir.
Batı medeniyeti Homo Economıcus insan modeli üzerine inşa edildiği için güç egemen, sınıfçı ve sömürgecidir. Üretim teknikleri yaşam alanları şehirleri bu mantık üzerine bina edilir.

İslam’ın zuhuru ile birlikte insanlığın yeni farkına vardığı en temel değerlerden biri eşitlik olmuştur. İnsan sahip olduğu vasıflardan veya sıfatlardan dolayı değil bizatihi insan olduğu için başlı başına bir değerdir. Ahsen-i takvimdir ve en güzel surette yaratılmıştır.
Cahil toplumlarda asabiyet, zenginlik, fakirlik, ırk, renk, soy sop üzerinden farklılaşan insanların gündelik yaşam biçimlerine hatta bunun mimarisine bile bu farklılıklar damgasını vururdu.
İnsanların ruhundaki vahşet ve karanlık aynen mimarisinden mahallesine kadar yansırdı.
Bütün bu sebeplerden dolayı İslam yayılırken ulaştığı şehirleri geliştirip buralara İslami bir damga vurmaktansa yeni şehirler kurmayı daha da tercihe şayan gördü.
Bugün bildiğimiz pek çok şehir sonradan tesisi edildi. Bağdat, Kufe, Samarra, gibi.
Bu şehirler inşa edilirken mahalle mahalle bölündü.
Mahalle hayatın merkezinde yer aldı ama her mahalleye de bir merkez kuruldu.

Mahalleler zengin veya fakir muhitleri olarak ayrılmazlar. Her mahallenin zengini de vardır fakiri de. Birbirlerini kollarlar ve gözetirler. Mahalleli dayanışması had safhadadır. Mahallede işler imece usulü ile görülür ve sorunlar elbirliği ile çözülürdü.

Her mahalle bir külliyenin etrafında şekillenirdi. Bu merkeze herkesin bir bahane ile yolu düşerdi. Zaten günde beş kez namaz için buluşurlardı. Her buluşmanın öncesinde sonrasında ünsiyet, muhabbet tazelenir, taze haberler alınırdı. Herkes herkesin durumundan haberdar olurdu. Yalnız namaz değil, alışveriş, hamam, kütüphane, medrese ve tahsil terbiye işleri de bu merkezden görülürdü. Bu sistem kardeşliği tesis etmek sosyalleşmeyi zirveye taşımak için ideal bir sistemdi.
Külliyede sosyal tesisler bulunur ve bunlar halka açık olurdu. Hamam, kütüphane, cami, aşevi bu külliyenin birimlerinden idi. Aşevine her türlü insan gidip karnını doyururdu. Zengin fakir ayırımı yoktu. Her çeşit insan buraya girip karnını doyurabilirdi. Tek fark şuydu; zengin olan yediği yemeğe karşılık para verip çıkar, fakir olan vermeden çıkardı. Sistem kendi kendini finanse ederdi. Fakirler de rencide edilmemiş olurdu. Buralar sadece fakirlere hizmet verseydi kırıcı olabilirdi.
Mahallede sadaka taşları olurdu. Sokakların köşe başında bulunan ve insan boyu yüksekliğinde olan bu taşlara isteyen birkaç kuruş bırakır, ihtiyacı olan da oradan gidip alırdı. Alan vereni bilmezdi. Daha önemlisi bilinmeyen muhtaçlara ulaşılırdı.
Vakıflar kurulmuştu. İki yüzden fazla farklı amaca hizmet eden vakıflar sosyal hayatın her yanını kuşatmıştı. Göçmen kuşların, dul kalmışların bekâr erkeklerin veya kızların kaygısı yoktu. Çünkü onlarla ilgilenecek vakıflar vardı. Bir mal bir hizmete vakfedilirse kıyamete kadar bu vasfı değişmezdi.
Bizim bünyemizi sağlam tutan sebeplerin en başında belki de bu gelir. Bizim kültürümüzde mahalle her şeydir. İnsanların hangi aileden olduğu kadar hangi mahalleden olduğu da çok önemlidir. Mahalleli akraba gibidir. Mahalle içerisinde canlı ve dinamik hayat vardır. Kolektif yaşamanın, her şeyi paylaşmanın zor günlerde dayanışmanın, iş günlerinde yardımlaşmanın, acı günlerde birlikte ağlamanın, düğünlerde hep beraber eğlenmenin adresidir mahalle. Güzel bir yemek yapıldığı zaman bir kap da komşuya gider. Evde ne üretti isek birer numune kapı komşularına da göndeririz.
Mahallenin camisi, mektebi, medresesi, hanı, hamamı çeşmesi, kitaplığı, imareti her yeri ortak mekânlardır. Buralarda insanlar kaynaşır. Sorunlar mahalle içerisinde çözülür çoğu zaman. Mahallenin akil adamları vardır. Reylerine ve şahitliklerine herkes güvenir. Mahkemeye gitmeden önce onlara gidilir. Onların kararına itiraz eden olmaz.
Mahalle de aç, yemeksiz, yetim, kimsesiz, hasta bakımsız kalmaz. Tüm mahalle seferber olur, sorunlar çözülür. Annesini ve babasını kaybeden öksüz ve yetim biri mahalleli sayesinde onların yokluğunu hiç hissetmez.
Biz mahallelerde kardeşliği eşitliği sosyalliği hayatın merkezine taşırken Ortaçağ Avrupa’sında sınıf çatışmaları soyluluk, köylülük veya kölelik toplumsal dokunun en bariz unsurları idi. İnsanlar birbirini eziyordu. İnsanlar üzerinde yaşadığı toprakla beraber alınıp satılıyordu.
İşte bu yüzdendir ki Osmanlılar eliyle İslam önce Batılı insanı sonra da tüm insanlığı kuşatmaya muvaffak oldu. Çünkü İslamlık insanlık demekti.
Aslında İsmet Özel’in kitabı üzerinden gidersek neyi kaybettiğimizi hatırlamamız gerekir.
Medeniyeti bırakıp vahşete dönmenin matemini tutmamız gerekir.
Nerede o cıvıl cıvıl komşuluklar, kardeşlikler.
Daracık sokaklarda sıcacık komşuluklar yaparken kim hapsetti bizi kiprit kutusu gibi dairelerin içine. Kim öldürdü komşuluk ve kardeşlik ruhumuzu.
Ne zaman şehir yerine kent demeye başladılar ne zaman mahalle yerine semt demeye başladılarsa bilin ki ruhumuzu o gün öldürdüler

ŞEVKİ KARABEKİROĞLU

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir