MEDENİYET HAMLESİ İÇİN TEMEL KAVRAYIŞ

MEDENİYET HAMLESİ İÇİN TEMEL KAVRAYIŞ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medeniyet, bir dünya görüşünün nazari çerçevedeki üretimleri ile ameli sahadaki yapıp ettiklerinin toplamına verilen isimdir. İslam ve İslami dünya görüşü; insan, hayat ve varlık ile ilgili her konuyu kendi merkezinde ve kendi esaslarıyla izah eder. En küçük bir konuda bile kendi dışından ithal fikir ve ölçü talebi yoktur ve bütün sızmalara karşı da teyakkuz halindedir, bu nedenle eklektizm İslami dünya görüşünün zehiridir. Öyleyse Müslümanların dünyada yeni bir medeniyet hamlesi başlatması, her meseleyi kendi merkezlerinde izah ve inşa etmektir ki, bu teşebbüsün neticesi yeni bir dünya kurmaktır.
*
Batının en büyük hakimiyet manivelası, epistemolojik evrenini, “bilimsellik” kılıfıyla tüm dünyaya pazarlaması ve dünyanın da bunu, batıdan bağımsız olarak “doğru” bilgi ve bilim kavrayışı olarak kabul etmesidir. Batının epistemolojik evreninin kabulü, dünyanın en derin anlamda işgale uğramasıdır ve ilginç olan nokta ise bunun bir işgal olduğunu bilmemesi, anlayamamasıdır. Bilmediğimiz işgale karşı mücadele etme imkanımız olmadığı için, batıya karşı cephede savaşırken, cephe gerisinde ona lojistik destek veriyoruz. Dünyadaki tüm üniversiteler, batı ile batının bilgi ve bilim evrenine uygun şekilde “bilimsellik” yarışına girmiş durumda. Hangi ülkenin ve hangi üniversitenin ne kadar bilimsel üretim yaptığını da yine batı üniversiteleri ölçüyor ve payeler dağıtıyor. Tam manasıyla küresel bir komedya…

Batı, pozitif bilgi ve bilim anlayışını, tek bilgi telakkisi ve tek bilim mecrası olarak dünyaya kabul ettirdi. Bunun neticesi olarak tüm dünyada “pozitif aklı” inşa etti, yani tüm dünya batının “aklı”na mahkum oldu. Batının aklını kendi kültür coğrafyasına ne kadar iyi taşıdığını ispat için yarışmaya başladı. Pozitif akla mahkumiyet, dünyanın birçok kültür coğrafyasında dert edilmeyebilir ama kendi aklı (akl-ı selimi) olan İslam coğrafyasının da bu akla mahkum olması çıldıracak cinsten bir intihar teşebbüsüdür. İntihar teşebbüsüdür zira Rusya’nın pozitif akla bir alternatifi yoktur ve onu dert edinmeyebilir ama Müslümanların bir akıl formu vardır ve buna rağmen pozitif aklı öncelemeleri, kendi akıllarına kurşun sıkmaktır.
*
Mesele akl-ı selimden ibaret olsaydı nispeten kolaydı. Şu anda dünyadaki hayat altyapısını baştan sona batı inşa etti. Materyalist ve evrimci görüşle “insan” telakkisini yıktı ve “gelişmiş hayvan” tezini ortaya attı. Dünyanın en gelişmiş hayvanı olarak da kendini gördü, insanlık gelişmesini (evrimini) tamamlayamamış hayvan sürüsü olarak kabul edildi. İnsan hak ve hürriyetleri, hukukun üstünlüğü gibi sözde “insani değerleri”, en gelişmiş hayvan türü kendileri olduğu için, kendilerine münhasır gördüler ve insanlığın geri kalanını milyonluk kütleler halinde öldürmekten kaçınmadılar. Tüm bunların temelinde tabii ki epistemolojik evrenleri var ve o evrenin merkezi karargahı da pozitif akıldır.
Konunun özü, yeni bir medeniyet tasavvurunda yatıyor. Yeni bir medeniyet tasavvuru, yeni bir insan tezidir, yeni bir hayat tezidir, yeni bir varlık tezidir. Tüm bunların başlangıç noktası ise, bilgi telakkisi yani epistemolojik evrendir. Kendi bilgi telakkimizi kurmak içinse, akl-ı selimimizi inşa etmekten başka yol yok.
Bir taraftan medeniyet tasavvurumuzu oluşturmamız diğer taraftan akl-ı selimimizi inşa etmemiz gerekiyor. İlkokullarımızdan başlamak üzere pozitif eğitim veriliyor ve pozitif akıl inşa ediliyor, üniversitelerimiz batının epistemolojik evrenini koruyan birer kale gibi. Akl-ı selimi nasıl inşa edeceğiz, medeniyet tasavvurumuzu nasıl oluşturacağız? Yüz binlik rakamlarla ifade edilen akademik personel var bu ülkede, kahir ekseriyeti batılı bilim adamlarının kitaplarından iktibas yapmayı “bilimsel çalışma” zannediyor. Zaten bilimsellik konusu da bu şekilde oluşmuş, aksi istikametteki bir çalışmayı bilimsel faaliyet olarak kabul etmeyen ve akademik personelin “tez”ini reddeden kurumlar ve kurullar burçları tutmuş. Böyle bir vasatta değil “medeniyet tasavvuru”, bir köy tasavvuru bile üretilemez.
Çare, Necip Fazıl Üstad gibi, “cemiyet ve üniversitelerden aldığı zehirli telkin ve tesirleri silkip atan” ve kırk derece ateşte düşünmeyi itiyat haline getiren fikir adamlarıdır. Kısaca kendi öz kaynaklarımıza, kendi kadim müktesebatımıza, kendi “usul” ilimlerimize dönmeliyiz.
*
Akıl ve akl-ı selim hakkında literatürün hatta kitabın bulunmadığı ülkemizde, “Fikirteknesi külliyatı” müstesna bir kıymet ifade ediyor. Konu şahısların üstünde ve ötesinde olduğu için, şahıs ve kitap isminden ziyade, külliyata atıf yapmakla yetiniyoruz.
Fikirteknesi külliyatında yayınlanan eserlerde; İslam medeniyet tasavvuru, İslam ilim anlayış ve mecrası, ilimlerin tasnifi, maarif davası, talim ve terbiye süreçleri, akıl, akl-ı selim, idrak, tefekkür, tasavvur, tecrit, terkip, teşkilat, müessese, ihtilal, inkılap, inşa, muhafaza, tecdit, ferd, cemiyet, devlet, bilgi, ilim, irfan, insan, ahlak, hukuk, nizam, muvazene, irade, hürriyet, dirayet, kişilik, şahsiyet, lisan, dil, ruh, nefs, zihni evren, kalbi evren, zihni süreçler, ruhi süreçler, insandaki inkişaf süreçleri, İslam irfanının teknolojisi, tarih telakkisi, İslam tarih telakkisi, Risalet, Sahabe, tefekkür patlaması, tefekkür krizi, İslamcılık meselesi, batı, batının felsefi krizi, batının çöküşü, Büyük Doğu Devlet Mimarisi, vahdet ve hilafetin inşası için “Nakibü’l Eşraf Teşkilatı” teklifi ve daha yüzlerce temel mesele tetkik edilmiştir.
Sadece bir kısmını saydığımız ve üst başlıklar halinde kaydettiğimiz bu bahisler, temel iki meselemiz olan “medeniyet tasavvuru” ve “akl-ı selim” ile ilgili başlangıç noktasını oluşturan, hangi güzergahı takip edeceğimizi gösteren, maksadımızın ne olduğunu işaretleyen bir külliyat halinde piyasaya sunulmuştur. Türkiye böyle bir külliyata sahip olduğu için çok talihlidir ve bunun kıymetini bilmelidir.
Fikirteknesi külliyatında, hakkında kitaplık hacimde fikir üretilmiş meseleler, maalesef başlık halinde bile efkar-ı umumiyede yer almıyor. Ülkedeki fikir piyasasında “başlığını” göremediğimiz mevzular, Fikirteknesi külliyatında bazen bir ciltlik kitap, bazen seri kitap halinde tetkik edilmiştir. Yeni bir dünya kurmak, yeni bir medeniyet hamlesi başlatmak, yeni bir varlık, insan, hayat telakkisi geliştirmek, kısır fikir piyasasının dışına ve üstüne çıkmayı şart kılıyorsa eğer, o hususiyet Fikirteknesi külliyatında, fikir kırıntıları halinde değil kitaplık çapta mevcut.
Zaten biz de bu sebeplerle Fikirteknesi ailesine katıldık, katılma teklifini “şeref” kabul ettik.
ABDULLAH TATLI
abdullahtatli1@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir