MEDENİYET HAMLESİ VE SİYASİ ALTYAPI

MEDENİYET HAMLESİ VE SİYASİ ALTYAPI

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medeniyet hamlesini başlatmak için nelere ihtiyacımız var, buna mukabil hangi imkanlarımız mevcut? İhtiyaçlar ve imkanların altyapısı olan şartlar, elan hangi durumdadır, medeniyet hamlesini başlatmak için gerekli olan altyapı hazır mıdır? Bu soruları şahsımız veya dergimiz adına değil, tüm ümmet için ama öncelikle Türkiye için soruyoruz.
Medeniyet hamlesini başlatmak için öncelikle güçlü bir ülkeye ihtiyacımız var. Sadece devleti, ordusu, iktisadi bünyesi güçlü olan bir ülkeden bahsetmiyoruz, aynı zamanda medeniyet hamlesini başlatacak, destekleyecek, besleyecek ve muhafaza edecek dirayetli bir hükümetin de olması gerek. Apaçık bir mevzudur ki, bu istikamette samimi irade beyanında bulunmayan bir hükumetin idare ettiği bir ülkede medeniyet hamlesini başlatmak, sadece kaynak israfı manasına gelir. Türkiye’de bir insan ömrünü aşan müesseselerin bulunmadığı, bulunanların ise batı destekli Yahudi veya benzerlerine ait olduğu, Müslümanların yıllardır kurduğu müesseselerin periyodik olarak nasıl yağmalandığı hatırlanırsa, siyasi iradenin bu istikamete samimi ve istikrarlı şekilde yönelmesi şartı anlaşılır. Küçücük vakıf ve derneklerin bile zaman zaman kapatıldığı, Müslümanlar tarafından biriktirilmiş malvarlıklarının müsadere edildiği, müesseseleşmelerine, müktesebat biriktirmelerine, tecrübe edinmelerine müsaade edilmediği malum. Eski Türkiye’nin şartlarında medeniyet hamlesini başlatma imkanı yoktu, belki de bu sebeple “medeniyet hamlesi” Müslümanların gündemlerine giremeyen temel bahislerden biriydi.

Ülkedeki mevcut durum medeniyet hamlesini başlatmak için “ideal şartları” taşımıyor ama ihtiyaç duyulan şartların nispeten gerçekleştiği de bir vaka. Açık yüreklilikle ifade etmek gerekirse bu şartları Akparti hükümetinin temin ettiğini söylememiz gerekiyor. Ne var ki bu düşünceler, bir Akparti övgüsü değil, sadece “hal muhasebesi” çerçevesinde yaptığımız tespitlerden ibaret. Bulunduğumuz nokta, Akparti’yi ne övmemizi ne de yermemizi gerektiriyor, sadece tespit yapıyoruz ve bu tespitlerin bir kısmının Akparti lehine olması, medeniyet hamlesi ve hareketini Akparti’nin akıbetine bağlayacağımız anlamına gelmiyor.
Akparti’nin, İslam medeniyet silsilesine ihanet eden iç ve dış güçlerle hesaplaştığı vaka. Bununla beraber, medeniyet kadrosu olmadan sadece siyasi kadrolarla medeniyet hamlesinin başlaması, başlatılması kabil değil. Akparti’nin bugüne kadar yaptığı müspet işler ve neticelendirdiği hamleler ne kadar takdir edilirse edilsin, meselenin esası olan medeniyet hamlesini başlatamadığı, bu meseleyi yeni gündemine aldığı tespit edilmelidir. Bu tespit, sadece siyasi kadrolara yönelik bir tenkit değildir ve özü itibariyle aslında ilim ve tefekkür ehline yönelik bir tenkittir. Zira medeniyet hamlesini başlatma mesuliyeti, siyasi kadrolardan önce tefekkür ehline aittir. Fikir ve ilim adamlarının, hükümeti tenkit için “medeniyet hamlesini” başlatmadığını söylemesi, birinci derecede kendi mesuliyetinde olan bir işi başkalarının yapmasını istemek gibi anlamsız bir mazeret arayışından ibarettir. Medeniyet hamlesi ile ilgili Akparti’yi tenkit hakkı olanlar, medeniyet hamlesini başlatabilecek tefekkür hacmi ve derinliği olan, bunu hayata geçirmek için teşebbüste bulunan, buna rağmen hükümetin böyle bir hamleye destek vermediğini gören fikir ve ilim adamlarıdır.
*
Samimi Müslümanların (özellikle fikir ve ilim adamlarının) Akparti tenkidini, medeniyet hamlesi gibi büyük, derin ve kıymetli bir teşebbüsü başlattıktan sonraya bırakması doğru olur. Zira medeniyet hamlesi, Akparti ve hükümet için temel mikyaslardan (turnusol kağıtlarından) biridir. Eğer hükümet, medeniyet hamlesi gibi bir gayreti görmezden gelir ve onu desteklemezse, hele de mani olmaya çalışırsa, artık biliriz ki bu siyasi kadronun asıl maksadı başkadır. Türkiye’de on iki yıldır yaşanan sürecin geldiği safha, medeniyet hamlesini başlatmanın eşiğidir. Bunu hükümetin de en yüksek temsil mevkiinden beyan ve ilan ettiği dikkate alınırsa, böyle bir hamle karşısında takınacakları tavır, gerçek niyetlerini anlamamıza katkı sağlayacaktır.
Hükümet, doğru teklifleri desteklemek gibi asıl ve asil vazifesinin yanında, iktidarını muhafaza etmek için ulufe dağıtmak gibi ucuz ve yanlış davranışlara da girebilir. Hedeflerini doğru tespit etmiş bir hükümetin, o hedeflere ulaşmak için oy alma ve iktidarda kalma kaygısı tabii ki anlaşılabilir. Fakat en az bunun kadar, mesela medeniyet hamlesi gibi hayati ve temel hedeflere yönelen, bununla birlikte oyunu artırma ihtimali fazla olmayan teşebbüslere de destek vermesi, iyi ve doğru niyetinin alametidir.
Hükümetteki siyasi kadroların, siyasi hayattaki gelişmelerin hızı ve devlet idaresindeki yoğunluk sebebiyle, sükunet ve bol zaman isteyen tefekkür faaliyeti için vakit fukarası olduğu malum. Bu sebeple büyük terkibi (medeniyet tasavvurunu) gerçekleştirmesi ve inşa süreçlerinin güzergah haritasını çizmesi beklenmez. Bununla birlikte, önüne gelen tekliflerin ulufe talebi mi yoksa çileli bir muhteva telifi mi olduğunu anlayacak kadar istidat ve teçhizat sahibi olması şarttır.
*
Bizim yapmaya çalıştığımız iş, tefekkür sahası ile siyasi sahayı birbirinden tefrik etmek, tefekkür sahasını asıl sahipleri olan fikir ve ilim adamlarına iade etmektir. Medeniyet hamlesini siyasi sahanın ve siyasi kadroların başlatmasını beklemiyoruz. Siyaset tatbikat sahasıdır ve mutlaka tefekkürden sonra gelmelidir, hem kıymet olarak hem de sıra olarak…
Tefekkür sahası, istikametinin kutup yıldızı olarak “hakikati” görür, siyaset ise önce iktidar olmayı sonra da belli başlı bir siyaset tasavvurunun hakim olmasını… Siyasi sahanın yanlış yapma payı ve ihtimali, tefekkür sahasından tabii olarak fazladır. Hadiselerin hızlı ve kaotik akışı doğru kararı vermeyi zorlaştırır, bu sebeple siyaset daha fazla yanlış yapabilir. Fakat tefekkür, sakin ve bol zamanlı bir iştir ki, kendini günlük kaosun dışında tutmak ve sadece “hakikat” yıldızına göre hareket etmek cehdinde olmalıdır, bu sebeple de yanlış yapma ihtimali kadar yanlış yapma mazereti de azdır.
Tefekkür mecrasının hakikat kaygısı ve arayışı, zaten siyasi mecranın istikamet tayinindeki işaret taşlarını döşer. Siyasi mecranın, hadiselerin günlük keşmekeşteki hızlı akışı karşısında alacağı “anlık” kararlarda hakikat aramak beyhudedir. Siyasette aranacak “kıymet”, tefekkür mecrasına ne kadar paralel gittiğinden ibarettir. Ne var ki Türkiye’de tefekkür mecrası açılmış değil, buna rağmen bazı tefekkür kıpırdanışları da siyasetten bağımsızlaşmış değil. Taraf veya muhalif olmasına bakılmaksızın siyasete göre istikamet tayin eden fikir ve ilim adamları, kendi asıl mesuliyetleri olan tefekkür mecrasını açamamış, o mecrada tatbik edilebilir fikir ve teklifler imal edememiş, dolayısıyla siyasete mukaddem ve siyasetten daha kıymetli bir iş yapamamışlardır.
Artık zamanı gelmiş olmalıdır. Fikir ve ilim adamları, kendi asıl mecralarını açmalı, o mecrada akacak imal-i fikirde bulunmalı, tüm bu işleri de “medeniyet tasavvuru ve inşası” ufkuna bağlı olarak belli bir tertip ve tasnif içinde yapmalıdır. Maksadımız ve çabamız budur.
İBRAHİM SANCAK
ibrahimsancak2011@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir