MEDENİYET HAMLESİ

MEDENİYET HAMLESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medeniyet hamlesinin başlatılması için en uygun şartlar bugün için Anadolu coğrafyasında mevcut görünüyor. Daha doğru bir ifadeyle, İslam dünyası tetkik edildiğinde, mukayeseli olarak Anadolu coğrafyasının daha uygun olduğunu söylemek kabildir. Yoksa Anadolu coğrafyasının tepesinde bulunan mevcut siyasi rejim, Müslümanların iktidarına rağmen hala medeniyet hamlesini mayalayacak tüm şartları ve hususiyetleri ihtiva eden bir muhafız ve muharrik kuvvet olmaktan uzaktır. Ne var ki mukayeseli olarak en uygun yerin burası olması, karargah olarak Anadolu’nun seçilmesini, yığınağın buraya yapılmasını, hamlenin buradan başlatılmasını gerektiriyor.
Mevcut hükümetin nispeten “güvenli alan” haline getirdiği Anadolu coğrafyası, medeniyet hamlesi ve inşası için lazım olan “emniyetli saha” ihtiyacımızı karşılayacaktır. Medeniyet hamlesinin başlatılabilmesinin ilk şartı emniyetli sahadır, emniyetli saha oluşturulamadığı, sınırları muhafaza altına alınamadığı takdirde medeniyet inşasının herhangi bir safhasında meydana gelecek bir saldırı, bugünün silah sistemlerine bakıldığında ülkeyi ve inşa sürecini yerle bir eder. İslam dünyasında “emniyetli saha” ihtiyacını karşılayacak şu an itibariyle bir ülke yok, sayısız başka sebepleri de olmasına rağmen sadece bu sebeple bile medeniyet hamlesinin Anadolu coğrafyasından başlatılması, lazım olmanın çok ötesinde elzemdir.
*

Osmanlı-İslam medeniyeti, İslam medeniyet tarihinin (ve silsilesinin) son halkasıdır. Silsilenin son halkası, önceki halkaları ihtiva eden, onları inkişaf ettiren mahiyetiyle birlikte, İslam medeniyet müktesebatının da arşivine maliktir. Kadimden beri süregelen medeniyet müesseseleri, son halkada zirveye çıkmış, en zarif halini almış, en uygun tatbikat şartları üretilmiş ve azami fayda temin edilmiştir. Osmanlının nazari ve tatbiki arşivi ile birlikte, halkta ve münevver camiada “kırıntı” halinde bile olsa tesirinin devam etmesi, çöken medeniyeti yeniden inşa etmenin en azından ruhi kaynaklarının bu coğrafyada bulunduğunu gösterir.
Osmanlının, medeniyet silsilemizin son halkası olması, ihdas ve ikame edilmiş müesseselerin bir kısmının ihya, bir kısmının tashihen ihya edilmesini, bir kısmının ciddi bir tetkik ve tahlilden sonra yeniden ikame edilmesini mümkün kılar. Bütün bunlardan daha mühim olanı, Osmanlı medeniyet emsali üzerinden bir “medeniyet tasavvuru” çıkarmak, inşa safhalarını ve süreçlerini tetkik etmek, medeniyet müessesesi fikriyatına sahip olmak imkanı vardır. İnşa fikri, müessese fikri gibi, halen başlıkları bile gündeme getirilmeyen, buna mukabil dev külliyatlarla tetkiki acil ihtiyaç olan bahisler için Osmanlı medeniyet misali, tarihi laboratuvar ve kaynak mahiyetinde ve kıymetindedir.
Bunlar gibi, belki de bir celsede sayamayacağımız kadar çok sayıda sebeple İslam medeniyet hamlesinin Anadolu coğrafyasından başlatılması lüzumu açıktır. Birkaç hususa özet kabilinden temas etmemiz, bu meselenin münakaşa mevzuu olmaktan çıkarılması ve daha ileri bahislerle meşgul olma zamanının geldiğini ifade etmek içindir. Öyleyse Anadolu coğrafyası ve ümmetin bu coğrafyada mukim parçası, büyük hamleyi başlatmakla mesuldür, hatta buna memur ve mahkumdur.
*
Kadim medeniyet silsilesinin son halkası olan Devlet-i Ali Osmani’nin çöküşü, sadece bir devletin yıkılışından ibaret değil, aynı zamanda İslam medeniyetinin yerle bir oluşudur. İslam tarihinde Sahabe-i Kiram efendilerimizden sonra devlet ile medeniyet coğrafyasının sınırlarını birleştiren ve ümmetin vahdetini temin eden tek misal Osmanlıdır. Bu emsal, insan muhayyilesinin zorlandığı bir muvaffakiyettir ve zirvedir. Ne var ki, medeniyet coğrafyası ile devlet coğrafyasını birleştirmenin ve tek karargaha bağlamanın öngörülemeyen bir neticesi zuhur etmiştir, o karargah çöktüğünde tüm medeniyetin çökmesi mukadder olmuştur. Osmanlıdan önceki İslam medeniyetleri, bir coğrafyada çökerken, başka bir coğrafyada inşa edilmiş, böylece medeniyet tarihimiz devletlerin akıbetine bağlı olmaksızın kesintisiz devam etmiştir.
Osmanlı devleti ile Osmanlı-İslam medeniyetinin birbirine raptedilmesi, Sahabe-i Kiramdan sonraki ilk ve son tecrübedir. Bu tecrübe, on dört asırlık tecrübe müktesebatı içinde müstesna bir yer teşkil eder. Hem faydası cihetiyle zirvedir hem de neticesindeki zarar cihetiyle zirvedir. Bu tecrübe her iki cihetiyle de mutlaka dikkate alınmalı, zararından korunmak için faydası ihmal edilmemeli, faydasını iktisap etmek için zararı gözden ırak tutulmamalıdır. Tek İslam devleti, ümmetin vahdeti için elzemdir ve bu sebeple Sahabe-i Kiram efendilerimizden sonra sadece Osmanlıda ulaşılan bu menzil, vazgeçilebilir, ihmal edilebilir, dikkate alınmayabilir bir kıymet değildir. Ümmetin tüm ilim, irfan, tefekkür hamlelerini ve eserlerini tek havzada toplamak ne kadar dahiyane ve kıymetli ise, o kadar da tehlikelidir. Birden çok havzada toplamak ise hepsinin birden donmasına, çürümesine, çökmesine karşı iyi bir tedbir ise de, vahdetin inşası ve ikamesi için bir o kadar tehlikelidir. Öyleyse iyi ile kötünün kucak kucağa olduğu dünya yurdunda, dikkatli, titiz ve girift tedbirler almak şarttır.
*
Yazarlarımızdan Hamza Kahraman’ın, Fikirteknesi Yayınlarından çıkan “Büyük Doğu Devleti-1-Umumi Çerçeve” isimli eserinde, İslam devlet ve cemiyetine raptettiği “Nakibü’l Eşraf teşkilatı” teklifi, birçok meselemizin izah ve hal merciidir. Ehl-i Beyti, onun kadim müessesesi ile birlikte devlet ve cemiyet hayatının en mutena noktasına yerleştiren, “Asil Neseb”in dünyadaki “manevi hükümranlığını” kuran ve sancaklaştıran, devleti ve devlet reisini “Nikabet Teşkilatı Riyasetinin” emir subayı haline getiren bu teklif, son birkaç asırdır İslam devlet ve cemiyet mimarisi için ileri sürülen en harikulade fikirdir. Bu fikir, Osmanlıda devlet ve medeniyetin cem edilmesinin faydalı cihetini ihtiva eden, zararlarını ise defeden bir teklif ve tedbirdir. Bu fikir, İslam medeniyet tasavvurunun, medeniyet hamlesinin ve inşasının ana karargahı ve temel istinatgahıdır. Bu fikir, hilafetin ihdas ve ikamesi için, bugünkü şartlardan bakıldığında sanki tek ihtimal, tek yol, tek imkandır. Bu fikir, kurulacak İslam medeniyetinin (ve devletinin) bundan sonra asla yıkılmayacağı hissi uyandırıyor. Ne var ki dünyada baki olan bir şey yoktur.
Medeniyet hamlesinin yeniden başlaması, başlatılması fikrini ısrarla teklif ve müdafaa ederken, bu çapta bir hamleyi üstlenebileceğimizi iddia etmek yerine, bu hamleyi ateşleyecek, tahrik edecek fikriyatı üretmek, bunu da üretemezsek üretilmesine vesile olmak çabası içindeyiz. Büyük laflar etmek (büyük iddiaları dillendirmek) yerine, mütevazı şekilde büyük fikirler üretmek cehdi içinde olmak gerekiyor. Ve fikir nerede görülür ve bulunursa, oradan almak, kıymet vermek, baş tacı yapmak şart.
*
Medeniyet hamlesini başlatmak, tefekkür faaliyetini “medeniyet tasavvuru” çapında yapmak, medeniyet inşa sürecine tüm ruhumuzla girmek gibi fikirler, üzerinde “hususi mülkiyet” kurulacak ve telif hakkı iddia edilecek kıymetler değil. İlk defa kimin dillendirdiği (biz de dahil olmak üzere) ile ilgili tek cümlelik münakaşa yapmadan, tek cümlelik hak iddia etmeden Müslüman münevverlerin üzerinde çalışması gerekiyor. Hangi camiaya, cemaate, guruba, ekole bağlı olursa olsun, ilim, irfan ve tefekkür faaliyetlerini İslam medeniyet tasavvuru ve inşası ufkuna bağlı şekilde yapmayı şiar edinme vakti geldi. Hususen, bir cemaat ufkundan medeniyet tasavvuru çıkmayacağı için, tüm İslami bünyeleşmelerin nazari ve ameli çalışmalarını bu istikamete teksif etmesi, hem telif ve tefekkür çabalarının derinleşmesini temin eder hem de müşterek faaliyet alanı ve altyapı ihtiyacını karşılar. Her Müslüman kendi içtimai bünyesinde sabit kalmak üzere, tüm ümmetin tefekkür ve tatbikat yekununa verilen isim olması cihetiyle “medeniyet tasavvuru” üst başlığına yönelmesi, yolun sonunda elde edilmesi umulan neticenin (vahdetin), daha yoldayken elde edilmesini mümkün kılar. Meselenin sırrı da zaten burada, yolda nispeten elde edilemeyen kıymetin tamamına yolun müntehasında vasıl olmak muhaldir. Zaten yolun sonunu görmek kime kısmettir, bilinmez. Bu sebeple “yolda” olmak maksada dahilse, yolda maksadın tahakkuk etmesi (nispeten de olsa) şart.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir