MEDENİYET MEFKURESİ VE ŞEHİR FİKRİ

MEDENİYET MEFKURESİ VE ŞEHİR FİKRİ

Mekanı çıplak (tabii) halde kullanmak hayvanlara mahsustur. Mekanın imar edilmesi gerekir, imar edilmemiş mekan üzerinde mülkiyet kurulamaz. İktisadi manadaki mülkiyetten bahsetmiyoruz ama o bile imar edilmeden kurulamaz. Şehir, mekanın, fikir tarafından imar edilmiş halidir, belli bir fikir tarafından inşa edilen şehir, o fikrin mülkiyetindedir. Bu sebepledir ki her kültür ve medeniyet kendi şehrini inşa etmiştir, bu sebepledir ki mekan üzerinde bir de medeniyet mülkiyeti mevcuttur.
Şehir, medeniyet mülkiyetinin mührüdür. Tarlayı sürmek bile kültür ve medeniyet ile alakalıdır ama şehir, medeniyetin inşa edilmiş halidir. Şehir kurmayan bir kültür olabilir ama şehir kurmamış bir medeniyet olmaz. Kültür her hayat tarzında ve şeklinde oluşur ve varlığını devam ettirir lakin medeniyet, mekanlaşmış bir hayat tarzıdır, mekan üzerinde mülkiyet hakkı edinmiş bir hayattır.

Şehir, tabii olan ile suni olanın (inşa edilenin) harikulade ahengidir. Medeniyet, tabii hal içinde bulunmaz, o, inşa edilmelidir, insan yapımıdır ve sunidir. İnsan, tabii olarak meydana gelmiş, suni olarak varoluşunu gerçekleştirmiş varlığın adıdır. Hayvanda hiçbir sunilik yoktur, o, inşa edemez, tabii haliyle yaşar. İnsan, inşa edebildiği kadar insani varoluşuna katkıda bulunur.
Medeniyet, insan cinsinin inşa istidadının ufkudur, en hacimli ve en zengin müktesebatıdır. Dünyayı imar vazife ve mesuliyeti, aynı zamanda kendisi için bir varoluş istikametidir. Tabii haliyle kalmak, varoluş güzergahında mesafe almamaktır.
Tabiatın muhtevasındaki ilahi nizam, müntehasına kadar keşfi kabil olmayan misilsiz bir harikuladeliktir. Ne var ki Allah Azze ve Celle, tabiatın muhtevasına zerkettiği harikulade nizamı, varlığın tabii hali için eksiksiz kılmış, buna mukabil o tabiata saldığı insan cinsine akıl vermiş, akla da tabiatı imar vazifesi yüklemiştir. Kritik nokta burasıdır, tabii olan ile suni olanın buluşma noktası, “yaratıcı kudret” (Allah’ın iradesi) ile “yapıcı kudretin” (insanın iradesinin) temas noktası… Aklın çerçevesi, sınırları, yüklendiği vazife doğru ve derinliğine anlaşılamadığı her halde, Allah Azze ve Celle’nin muradına müdahale manasına gelecek “haddi aşma” haline sürüklenmek mümkündür. Yaratmak ile yapmak arasındaki fark, tevhidi anlamayı iktiza eden bir mevzuudur, bu husus anlaşılmadan ne şehir kurulabilir, ne medeniyet inşa edilebilir, ne de yaşanmaya değer hayat tesis edilebilir.
İnsan, tabiatta, tabii haliyle yaşayacak teçhizata sahip değildir, en basit misaliyle, elbisesiz yaşayamaz, evsiz yaşayamaz. Hayvanlar, doğduklarında tüm teçhizata sahiptirler, çünkü ihtiyaç duyacakları alet ve araçları imal edecek zihni donanıma sahip değillerdir. Allah Azze ve Celle, insana akıl vermekle, alet yapma istidadı bahşetmiş, buna mukabil diğer (mesela bedeni) teçhizatını eksik bırakmıştır. Tabir-i caizse Allah Azze ve Celle, akıl karşılığında insanın hayat şartlarını eksik bırakmış, onu kendisinin tamamlamasını arzu etmiştir. İnsanı yeryüzünde halifesi olarak yarattığı için, onun “yapma” istidadını kullanabilmesine imkan tanımış, onu, diğer canlılardan bazı fazlalıklarla (akılla) teçhiz etmiş, bazı teçhizatlarını da eksik bırakmıştır.
Tabiattaki ilahi nizam, insanın hayatını yaşayabilmesi için tüm altyapı şartlarına sahiptir, insanın vazifesi, o altyapı üzerine bir üstyapı kurmaktır. Medeniyet, altyapıdaki külli nizamı bozmadan kurulacak üstyapının adıdır. Tabii nizam (altyapıdaki nizam) birçok meseleyi anlamayı mümkün kılacak misallerle doludur, bu sebeple üstyapıda tezahür edecek nizam için sayısız malzeme mevcuttur. Medeniyet, ilahi nizam (altyapı nizamı) ile suni nizamın (insani nizamın) imtizaç etmiş halidir, cüzi nizamın külli nizama muhalefet değil muvafakat ettiği, cüzi nizamın külli nizamın mütemmim cüzü haline geldiği, onunla çatışmak yerine onunla münasebet kurduğu yekunun adıdır. Şehir, tabiatın ortasına, insanın, yeryüzündeki hilafet sancağını diktiği munzam ve müesses mahallin adıdır.
Şehir, insanın, hırsı kadar değil, ihtiyacı kadar tabiattan ödünç aldığı mekandır. İlahi nizam ile sarmaş dolaş bir inşa faaliyetidir. Hayvanlar, kendilerine verilmiş tabiatlarıyla başbaşa oldukları (akıl ve idrak bahşedilmediği) için, tabiatla imtizaç ve intibakları, tabii hal üzeredir. İnsana akıl verildiği için idrak istidadı da verilmiş, irade verildiği için inşa istidadı da verilmiştir, öyleyse insanın tabiat ile imtizaç ve intibakı, nizami olmalıdır. Tabiattaki ilahi nizama muvafık bir nizam inşası ile ona intibak etmelidir. Her varlık Allah ile münasebetini, kendi istidat, maharet ve kudretince kurar. İnsan ilahi nizam ile irtibatını, akıl ile onu anlayarak, irade ile ona mutabık bir nizam inşa ederek tesis eder.
Medeniyet, hayvandan gelen (evrime inanan) varlıkların inşa edebileceği bir kıymetler yekunu değildir. Medeniyet, Allah ile münasebet tesis eden, O’nun gönderdiği vahyi, O’nun yarattığı tabiat ile birlikte anlayan, tabiatın (varlığın) hakikatini vahiyde bulan insan cinsinin, vahiy marifetiyle tabiat ile kurduğu nizami münasebetin adıdır. Bu sebeple şehir, hendesi tertip, fikri terkip ve ruhi temayüllerin, bütün cadde, sokak ve geçitleriyle insanı Allah’a götürdüğü “mana coğrafyasıdır”. Orta büyüklükteki bir şehir, medeniyet müktesebatının tamamını tecelli ettirecek bir havzadır.
*
Medeniyet, hukuk nizamı değil, ruh nizamıdır, fikir nizamıdır. Hukukla bir nizam tesis edilebilir ama o nizam mesela munis olmaz. Medeniyet, bir dünya görüşünün tüm hususiyetlerini ihtiva eden bir büyük terkiptir. Hukuk, şehrin, caddelerini ve sokaklarını çizebilir ama ona ruh üfleyemez. Şehir idarecilerinin meseleyi hukuktan ibaret görmesi, şehir değil bol nüfuslu bir yerleşim merkezi kurabileceklerini gösterir.
Hukuk hakların nizamıdır, ahlak feragatin nizamı… Hukuk kaidelerin nizamıdır, edep ruhun nizamı… Şehir, hukuk, ahlak ve edebin külli nizamıdır. Külli nizam ise ancak sanatkarane bir marifetle inşa edilebilir.

NURETTİN SARAYLI

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir