MEDENİYET TASAVVURU İÇİN “MEDENİYET AKADEMİSİ”

MEDENİYET TASAVVURU İÇİN “MEDENİYET AKADEMİSİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

İslam medeniyet tasavvuru, ilimlerin tasnifi, terkip ilimlerinin kurulması, inşa faaliyetinin başlatılması gibi her biri devasa birer külliyat (belki her biri için binlerce eser telif edilmesini) iktiza eden meselelerin halli için muhakkak ki bir tefekkür karargahına ihtiyaç var.
Müslüman fikir ve ilim adamlarının birlikte çalışma ahlakını kuşanamadığı, bu sebeple birbirinden bağımsız şekilde fikir ve ilim üretmeye çalıştığı, ortaya çıkan tezatların ise “farklı fikir” muamelesine tabi tutulduğu ve telif edilmesi için hiçbir çaba gösterilmediği bir dağınıklık yaşıyoruz. Tezat ile fikir farklılığının başka meseleler olduğu, tezat mahiyeti taşıyan mevzuların telif edilmesi gerektiği, farklı fikirlerin ise ana yapıyı zedelemeden muhafaza edilmesi lüzumu anlaşılmış değil.

Fikir ve ilim adamlarının birbiriyle tezada düşmesi umursanmadığı ve hatta kanıksandığı için, her fikir adamının kendi içinde de tezada düşmesi normalleşmeye başladı. Tezatlara farklı fikir muamelesi yapılmaya başlanınca, tezat meselesi fikri bir kaygı ve mevzu olmaktan çıktı. Bütünlük kaygısı (tezada düşme kaygısı) yok olunca, “fikriyat” üretmek ve fikirleri külliyat halinde telif ve neşretmek ihtiyacı ortadan kalktı. Bir veya birkaç mevzuda üç-beş tane kitap telif etmek tabii hale geldi ve bunlar fikir diye piyasaya sürülmeye başlandı. Çerçeve kaygısı yok, bütünlük kaygısı yok, kadim müktesebat ile muvafakat kaygısı yok… Netice olarak hakikat kaygısı yok… Oysa “fikriyat” olmadan fikir olmaz, herhangi bir mevzudaki fikir, fikriyatın bir parçası olarak mevcuttur veya yok hükmündedir. Fikriyat kaygısı ve teşebbüsü yok olunca, tezat tabiileşir ve fikir ve bilgi dağılır.
*
Medeniyet tasavvurundan bahsediyoruz ama bunun asgari binlerce eserlik külliyat (fikriyat) olarak ortaya konulması gerektiğini anlamış görünmüyoruz. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük dehası da olsa bir kişinin muhayyilesine sığmayacağını, müşterek çalışmaya ihtiyacımız olduğunu, bunun için de bir tefekkür karargahının kurulması gerektiğini bilmiyor veya umursamıyoruz.
Müktesebat tedvin ve tertip edilmezse, medeniyet tasavvuru ve inşasını hedefleyen eserler telif edilmezse, kütüphanesinde kendi kitaplarına bakarak tatmin olan, onlarla piyasada şişinen yazarların yarın esamisi okunmayacak, eserleri de bir boşluğu doldurmadığı için unutulup gidecektir. Tarihte hatırlanan fikir ve ilim adamları, ya külliyat sahibi olanlar veya tarihin akışını değiştirmiş “büyük fikir” telif edenlerdir. Öldükten sonra kitaplarının okunması, faydalanılması devam etmeli ki, alem-i berzahta sevap defteri açık kalsın. Bunu dert etmeyenler, fikir ve ilim meselesini hayatları boyunca kariyer ve itibar sahibi olmak için bir araç olarak kullanan gafillerdir.
Yalnız başına çok şey yapmak, mesela bir külliyat telif etmek her insanın işi değil muhakkak, ne var ki bir “bütün”ün içinde küçük de olsa bir boşluk doldurmak, belki de kıyamete kadar hatırlanmak için kafidir.
*
Medeniyet Akademisi, kadim müktesebatımızın tedvin ve tertibi, ilimlerin tasnif ve yenilerinin inşası, medeniyet tasavvurunun telifi ve nihayet medeniyet hamlesini başlatmanın merkez karargahı olarak kurulmalıdır.
Medeniyet akademisi, fikir ve ilmin üzerinde mülkiyet, fikir ve ilim adamları üzerinde istibdat kuracak bir müessese değildir. Kime nasıl düşüneceğini söyleyecek, “doğru-yanlış” cetveli çıkararak müellifleri buna icbar edecek bir merkez değil. Bunların aksine, fikri ve ilmi çalışmaların lojistiğini temin edecek, müzakere ve müşavereyle ana haritaları (ilimlerin tasnifi, mevzu ve ıstılah haritası gibi) meseleleri tespit edecek, böylece medeniyet tasavvuruna giden güzergahı tayin edecektir.
*
Medeniyet akademisinin vazifeleri; medeniyet tasavvurunu oluşturmak, medeniyet inşası için fikri ve ilmi altyapıyı hazırlamak, medeniyet inşa sürecini başlatmak ve acil ihtiyaçları karşılamaktır.
Medeniyet tasavvurunu oluşturmak için yapacağı çalışmalar; tefekkür, terkip, tasavvur altyapısını oluşturmak, ilimlerin tasnifini yapmak, buna bağlı olarak İslam bilgi telakkisini geliştirmek, bunları yapmak için müktesebatı tedvin ve tertip etmek, bunun mütemmimi olarak mevzu ve ıstılah haritası nı çıkarmak, bütün bunları mümkün kılacak şekilde ana mecraları açmaktır.
Medeniyet inşası için; inkılap fikri, inşa fikri, nizam fikri, teşkilat ve müessese fikri, medeniyet müesseseleri fikrini inşa ve terkip etmektir. Bir meselenin fikri yoksa, tatbikat yoktur, inşa faaliyeti yoktur. İnşa fikri gibi bir başlığın olmadığı, böyle bir fikriyatın üretilmesi için harekete geçilmediği bir dönemde herkesin yeniden medeniyet hamlesinden bahsetmesi çok ucuz bir tavırdır.
Medeniyet inşa sürecini başlatmak için; ana safhaların tespiti, safhalar arasındaki geçiş denklemlerinin kurulması, inşa faaliyetinin yukarıdan aşağıya doğru inşa ve aşağıdan yukarıya doğru inşa güzergahlarının oluşturulması, inşa sürecinin inkişaf, tekamül ve tekemmül safhalarının vuzuha kavuşturulması, bütün bunların yapılabilmesi için aşk, vecd ve heyecanın teşvik ve tahrik edilmesi, her safhayla ilgili müessese çeşitleri üretilmesi gibi meseleleri telif eder.
Acil ihtiyaçların karşılanması için; şahsiyet inşasının yolu ve müesseselerini hazırlar, bunun için Akl-ı Selim Okulu ve Enderun Mektebi kurar.
*
Bu başlıklar, Fikirteknesi yayınlarından basılan ve sadece dergi yazarlarımıza gönderilen “Medeniyet Akademisi” isimli kitapta özet olarak tetkik edilmiştir. Bu başlıkların yanında başka başlıklarda bulunmaktadır. Bizim burada temas ettiğimiz başlıklar, medeniyet akademisi müessesesinin ana vazifelerini göstermek içindir.
*
Ümmetin acil olarak medeniyet akademisi (ismi her ne olacaksa) gibi bir müesseseye ihtiyacı var. Böyle bir müessese kurulmadan medeniyet hamlesi ve inşasından bahsetmek, ya bu meseleyi politik bir malzeme olarak istismar etmektir veya nefsi tatmin için büyük laflar söyleme çabasından ibarettir.
FARUK ADİL
farukomaradil@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir