MEDENİYET TASAVVURUNDA “MÜKTESEBATIN TEDVİNİ”

MEDENİYET TASAVVURUNDA “MÜKTESEBATIN TEDVİNİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Batı, birkaç asırdan beri bilgi üzerinde hakimiyet kurdu. Kendi bilgi telakkisini dünyaya kabul ettirdi. Bilgi üzerinde öyle bir tasarruf sahibi oldu ki, tüm dünya onun hazırladığı tedvin ve tertibi (ISBN, ISSN ve sair) kullanmaya başladı.
Batı, bir taraftan dünyanın ilim ve tefekkür üretimini kendi tedvin ve tertibi içine alarak, ilim ve fikir üretiminin çerçevesini ve ölçülerini oluşturdu diğer taraftan “bilim telakkisi” ile neyin bilim olduğunu, neyin bilim olmadığını tespit etme mevkiine oturdu. Kısacası, bilgi telakkisi batının, bilim telakkisi ve tasnifi batının, bütün bunların tedvin ve tertibi de batının olunca, nasıl tefekkür faaliyetinde bulunacağımız, ilimle nasıl iştigal edeceğimiz ve tüm bunları da nasıl tasnif, tertip ve tedvin edeceğimiz bahsi batının tasarrufuna girdi. Dünyadaki tüm bilim ve düşünce adamları, farkında olmadan batının gönüllü ajanları haline geldi. Böylece oryantalizm batıda müstakil bir faaliyet alanı olmaktan çıktı, dünyadaki her üniversite oryantalizmi kendi coğrafyasında üretmeye başladı, hem de maaşını kendi ülkesinin bütçesinden alarak…

İslam dünyası (en azından Türkiye misalinde), batının bilgi, bilim ve felsefe telakkisine o kadar mahkum oldu ki, üniversiteleri batıda olmayan, başlığı açılmayan, deneyi (çalışması) yapılmayan bir konuyu “bilim” ve “bilimsel faaliyet” olarak kabul etmez hale geldi. Böylece bilim batının “öz malı”, dünya da (misalimizde Türkiye de) onun hizmetkarı oldu.
Bu kadar aşağılık psikolojisine mahkum olan ülkede, Müslüman fikir ve ilim adamları ne yapıyor? İslami ilimler ve İslami tefekkürle ilgili çalışmalarını nasıl sürdürüyor? Can alıcı sorularımız bunlar?
Müslüman fikir ve ilim adamları, batının bilgi telakkisini kıramadığı, batının yaptığı bilimlerin tasnifinin dışına çıkamadığı, batının yaptığı tedvin ve tertibin dışında bir dünya oluşturmak için gayret ve hamle içinde olmadığı doğru değil midir? Bu tespit doğruysa, kadim müktesebatımızı batının epistemolojik evrenine taşımak için gönüllü personel ihtiyacını karşıladığını itiraf etme zamanı gelmedi mi?
Kadim müktesebatımızı, batının pozitif aklına teyit ettirmek, pozitif bilim mecrasına uygun hale getirmek, böylece batının epistemolojik evrenine taşımak vazifesi gibi, on dört asırdır misali görünmeyen büyük ihaneti gönüllü olarak üstlenmiş olmuyorlar mı? Türkiye’deki ve İslam ülkelerindeki üniversiteler, kadim müktesebatımızı, batının epistemolojik evrenine taşımak için, sağını solunu kırıyor, İslami hususiyetlerini söküp atıyor, ana mihraka bağlılığını yok ediyor ve “pozitif bilim mecrasına sığabilir” hale getiriyor. Bunu yapınca, yani İslami müktesebatı “pozitif bilim mecrasına” mahkum edince, miraç mucizesi (haşa) muhal zannediliyor, “şakku’l kamer” mucizesi bir göz yanılması olarak görülüyor. “Şakkü’l kamer” mucizesine şahit olup da, “Kamer ikiye ayrılmadı, sen bana büyü yaptın” türünden itirazda bulunan Ebu Cehil’in cevabı, pozitif bilim mecrasına mahkum olmuş, müktesebatı da oraya taşımakla görevli kılınmış Müslüman ilim adamları tarafından yeni bir dil ve üslup ile tekrarlanmaya başlandı.
Artık kadim müktesebatımızı merkeze almanın vakti geldi. Kadim müktesebatımızı merkeze almak ve onda merkezleşmek için tedvin ve tertip etme vakti geldi. Kadim müktesebatımızı tedvin ve tertip ettiğimizde, ilimlerin tasnifini yapabilme ve bilgi telakkimizi inşa etme imkanına kavuşuruz.
*
İslam medeniyet tasavvuruna giden yol, bir taraftan ilimlerin tasnifinden diğer taraftan kadim müktesebatımızın tedvininden geçer. Medeniyet tasavvurunun ikmal edilmesi, bunlara ilave olarak “mana mimarisi” ve “mevzu haritası”nın çıkarılması şartını da ihtiva eder.
Kadim müktesebatımızın tedvin edilmesi, diğer tüm tefekkür hamleleri için altyapı mahiyetinde ve ehemmiyetindedir. Sıfırdan bir hareket başlatılmayacağına, kitap ve sünnet merkezinde bir medeniyet hamlesi ve hareketi başlatmak gerektiğine göre, ümmetin on dört asırlık müktesebatının tedvin ve tertip edilmesi, ulaşılabilir kılınması, zaruret derecesinde ihtiyaçtır. Zaten “mevzu haritası” müktesebatın tedvin ve tertibi ile ortaya çıkacaktır. Keza “ilimlerin tasnifi”, bir taraftan kadim müktesebatımızdaki ilimleri esas alacak diğer taraftan onlarla birlikte günümüz ilimlerini de ihtiva edecektir.
*
Bir taraftan kadim müktesebatın tedvin ve tertibini yapmalıyız diğer taraftan tedvin ve tertip çabasının aldığı mesafeye göre ilimleri tasnif etmeliyiz. Kadim müktesebat tedvin edilmeden ilimlerin tasnifi yapılamaz, ilimlerin tasnifini yapamadığımızda da müktesebatın tedvin ve tertip çerçevesi oluşmaz. Bu sebeple her ikisini birden yapmalı, birinde atılan adımın diğer çalışmadaki mukabili ortaya konulmalıdır.
Önce ilimlerin tasnifine dair ana mecralarla başlamalıyız. Fikirteknesi yayınlarından basılan “İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür” isimli eserde telif ve teklif edilen temel tasnif çerçevesi, bu çalışmanın ana haritasını teşkil edebilir.
O eserdeki teklif ana hatlarıyla şudur;
Önce genişliğine (yatay alanda) bir tasnif var; “Kur’an ilimleri mecrası”, “Tevhid ilimleri mecrası”, “Beşeri ilimler mecrası”, “Müspet ilimler mecrası”… Sonra bu mecralar kendi içinde derinliğine (dikey) bir tasnife tabi tutulmuş; “Terkip ilimleri”, “Tetkik ilimleri”, “Tatbik ilimleri”…
Bu tasnif umumi hatları ihtiva etmekte ve ana haritayı göstermektedir. Tabii ki bu tasnif içinde ilimlerin tasnif teferruatıyla yapılmalıdır. Ne var ki, kadim müktesebatımızın tedvin ve tertibi yapılmadan, müktesebatımız ortaya çıkarılmadan teferruatlı tasnifi yapmak yanlış veya eksik olur.
Ana tasnifi takip ederek müktesebatın tedvinine başlanmalı, tedvin ve tertip çalışması mesafe aldıkça ilimlerin tasnifi de yapılmalıdır. Çalışma birbirini besleyerek, birbirini destekleyerek, birbirini tamamlayarak devam etmelidir.
*
Muhakkak ki başka teklifler de olabilir, olmalıdır da… Bundan daha kuşatıcı bir teklif olursa onu tatbik etmek, çalışmalarda onu kullanmak gerekir. Yeni bir teklif olmadığı takdirde, mevcut teklifin geliştirilmesi, zenginleştirilmesi, daha da kuşatıcı hale getirilmesi tefekkürün tekamülü içim şarttır. Bu konuda tüm tekliflere açığız, herhangi bir teklif yapıldığında ciddi şekilde müzakere ve müşavere yapılması gerektiğine inanıyoruz.
OSMAN GAZNELİ
osmangazneli@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir