MEDENİYETİN GÖÇ VAKTİ -HAKİ DEMİR-

TAKDİM

 

Medeniyetin göç vakti…

Böyle bir çalışma geriye doğru asgari bin yıllık bir tarih derinliğini ve ileriye doğru birkaç yüzyıllık bir projeksiyonu gerektirir normal şartlarda. Belki yüzbinlerce ciltlik eseri incelemek, belki on yıllar sürecek yerinde araştırmalar yapmak gerektirir normal zamanlarda. Böyle bir çalışma belki bir üniversite kapasitesince yapılabilir veya belki de donanımlı bir akademinin ancak altından kalkabileceği bir çalışmadır. Belki de dünyada yaşamış tüm medeniyetleri tanımış olmayı, belki de bütün kültürleri taramış olmayı gerektirir. Daha önemlisi galiba tüm bilimleri hatmetmiş olmayı gerektirmesidir. İnsanı derinliğine ve genişliğine tanımış olmayı gerektirir ki, psikolojiden sosyolojiye, ahlaktan siyasete, iktisattan idareye, hukuktan eğitime kadar tüm sosyal bilimlerde uzman olmak veya onların verimlerini toplayabilecek kadar anlamak gerektiği kabul edilmelidir. Sosyal bilimleri bilmek yetmez, ontolojiden epistemolojiye kadar diğer bilimleri ve felsefeyi de dökümante edebilmek ve verimlerinin ortaya çıkardığı çağın varlık ve bilgi anlayışına kadar nüfuz etmiş olmayı gerektirir belki de…

Bir kişinin böyle bir çalışmaya cüret etmesi aslında anlaşılabilir gelmeyebilir. Doğrusu anlaşılır olduğunu söylemek de mümkün olmayacaktır. Her şeye rağmen bu çalışmaya teşebbüs etmiş olmak, içinde yaşadığımız zaman dilimi ile ilgilidir. Yaşadığımız dönemin özelliği nedir? Yaşadığımız dönemin özellikleri; harekete geçen Kültürel kaynaklar ve potansiyeller, milletlerin mecburiyetleri veya tıkanmışlıkları, tükenmişliklerinin açıkça kendini göstermesidir.

Normal zamanlarda belki de milyonlarca sayfalık dökümanı okuyarak ve titiz bir intizamla gözden geçirerek ancak anlaşılacağı düşünülen birçok konu, bu dönemde daha kolay bir şekilde, kısa zamanda ve az emekle anlaşılabilecek ve ulaşılabilecek mesafede durmaktadır.

Tüm dünyayı tarayabilecek komple bir bakış, bilimlerin özüne inen bir anlayış, siyasetin derinlerine nüfuz eden bir kavrayış, stratejiyi ıskalamayan, nüfus yapısını unutmayan, coğrafyayı ihmal etmeyen, bilime itina gösteren neticede “medeniyet kavrayışını” ortaya koyabilen bir emek, özet haliyle bu çalışmanın altından belki kalkabilir.

Bu eser yukarda bahsi geçen iddiaları veya gereklilikleri havi değildir ve böyle bir iddiası tabi ki yoktur. Sadece üzerinde çalışılan alana dair bazı ipuçları vermek ve belki de bu konuyu gündeme getirerek tartışmayı açmak ve dikkate sunmaktır. Bu konu çok önemlidir zira içinde yaşadığımız zamanın yönünü tayin etmek bakımından değerlidir. Zaman hangi mecraya dökülür ve hangi menzile doğru akmaya başlarsa, tüm insanlık zamanın peşine takılmış bir halde o hedefe doğru farkında olsun veya olmasın koşmaktadır. Zamanın akış istikameti tüm insani oluşlara muhteva kazandıracak kadar önemli bir aksiyon özüdür.

Medeniyetin Göç Vakti E-Kitap İndirMEDENİYETİN GÖÇ VAKTİ

*

 

Tarih boyunca sanki bir nöbet değişimi gibi medeniyetlerin coğrafya değiştirdiği, genel anlamda uğramadığı coğrafya olmadığı, ila nihaye bir coğrafyada kalmak gibi “yerleşik” özellik taşımadığı, aynı zaman diliminde birkaç coğrafyada da (bir birlerine ulaşma imkânının olmadığı dönemlerde) bulunduğu vakadır. Ancak birbiriyle temas ettiği halde beraber yaşayabilmiş iki medeniyetin varlığı (çatışmasız halde) görülmemiştir.

Medeniyetin çok nazik ve narin, aynı oranda nazlı ve kıskanç olduğu, kendine gerekli ve yeterli değerin verilmediği coğrafyada ve toplumda kalmadığı bilinir. Medeniyetlerin kıskançlığı , “kıskançlık kavramının” en üst düzeyindedir. Hiçbir medeniyet bir diğeriyle mukayese edilmeyi ve diğerinin daha üstün özellikler taşıdığı fikrini kabul edebilecek kadar kıskançlıktan uzaklaşmamıştır. Mukayese edilmeye ve hafiften değersizliğinin düşünülmeye başlandığı toplumlarda barınmaz. Medeniyet , “büyük aşk” ile kendine bağlanılmasını talep eden paranoyak derecede kıskanç kadın gibidir. Aşığının gözlerindeki küçük bir dalgalanmaya (tereddüde) dahi tahammülü yoktur. Ne kadar zor elde edildiği bilinir ama ne kadar kolay elden kaçabileceği pek düşünülmez. Hoyratça kullanılmaya rızası yoktur çünkü aşığını “medenileştiren” bir fonksiyonu vardır ve bu özelliği kesintisiz ister. Ailesini tanır, yabancılara kapalıdır. Yabancılar aileden biri olana kadar ona uzaktır ve aileye katılmayı tahammül edilemeyecek kadar uzun süre tereddütle takip eder. Medeniyet kendisidir ya, bir coğrafyadan ayrıldığında, o coğrafyayı yerle bir edecek, bir toplumdan uzaklaştığında, o toplumu vahşileştirecek kadar intikamına sahiptir. Ayrıldığı topluma tekrar döndüğü pek vaki olmadığı göz önüne alınırsa, ne kadar affetmez olduğu anlaşılır. Kızdırılmamalı, gönlü kırılmamalıdır zira tekrar ikna etmek sanki imkânsız gibidir. Çok gururludur, kendi gururunun taşınmasına müsaade eder ve hatta bunu icbar eder ama kendine karşı gururun kırıntısına dahi dayanamaz. Kendisi maliktir, kendine malik olunmasına alışık değildir ve sadece kendisine mensup olunmasından hoşlanır.

Sözleşme yaptığı topluma kızıp ondan uzaklaşabilir ama asla mağlup olmaz. Kural ve düzeni sever. Soyadı, nizamdır ama göbek adını hürriyet olarak benimsemiştir. Nizam ile hürriyetin, bir birini yok etmeyecek, terkip kıvamına âşıktır. Beslendiği en büyük kaynak samimiyettir. Samimiyeti inanç olarak anlar. Nizamı inanç, hayatı hürriyet olarak kavrar. İnancı nizamın bedeli olarak ister, hürriyeti bu bedelin mükâfatı olarak sunar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir