MEDENİYETLERİN ÇÖKÜŞ TECRÜBESİ YOKTUR

MEDENİYETLERİN ÇÖKÜŞ TECRÜBESİ YOKTUR
Hiçbir medeniyet diğerine benzemez, münhasırdır. Münhasır olması, hem inşa süreci hem de çöküş sürecinde kendini gösterir. Münhasır olmasının tabii neticelerinden birisi, tekrarlanamaz, kopyalanamaz ve ihya edilemez olmasıdır. Bu sebeple bir medeniyetin kuruluşundaki süreçler takip edilerek tekrar kurulamaz. Başka bir medeniyetin çöküş süreçlerine bakılarak, medeniyetin çöküşü durdurulamaz. Dolayısıyla hiçbir medeniyetin çöküş tecrübesi yoktur.
Çöküş tecrübesi olmayan medeniyet, çökmekten kurtulamaz. Zaten bir medeniyet çökmeye başladığında her şey altüst olur. Altüst oluş o kadar derindir ki, hayatı korumanın ve devam ettirmenin kaygısı ve çabası, medeniyetin çöküş süreçlerinde meydana gelen tecrübeyi muhafaza etmeyi imkansız kılar. Hayat her şeyden öncedir ve kıymetlidir. Hayatın altyapısı çökmeye başladığında, insanlar başka hiçbir konu ile ilgilenemezler.
Devletlerin ve özellikle de imparatorlukların (bir manada büyük devletlerin) çöküş süreçlerine dair çok sayıda araştırma bulunabilir. Fakat medeniyetlerin çöküş süreçleriyle alakalı fazla bir çalışma (kitap) bulmak kabil olmaz. Medeniyetlerle alakalı araştırmalar, işin özüne yönelemez, çevresinde dolanır durur. Özellikle de bir medeniyet mensubu ilim ve fikir adamının başka bir medeniyet ile alakalı çalışma yapması fevkalade zordur. Hiçbir medeniyet başka bir medeniyeti hakkıyla anlayamaz. Medeniyet çerçevesinde yapılan araştırmaların kahir ekseriyeti, farkında olsun veya olmasın, üzerinde çalıştığı medeniyeti değil o medeniyeti temsil eden devleti araştırmaktadır. Dolayısıyla ortaya çıkan neticeler şu cinsten olur; maliyenin bozulması, eğitimin bozulması vesaire… Oysa bunlar ve benzeri hadiseler, medeniyetin çöküşünün sebebi değil, neticesidir.
Medeniyetin kendisini görmek mümkün değil. O ruhlara nüfuz etmiş bir mana demetidir. Ancak neticelerinden ve eserlerinden fark edilir. Özünü (ruhunu) ince ve derin idrak sahibi fikir, ilim ve sanat adamları ancak anlar. Bunlar bile biraz “sezgi” yardımıyla idrak eder. Zira “medeniyet terkibi” o kadar girift ve hacimlidir ki, herhangi bir “akıl terkibi” onu ihata edemez. Araştırmacılar konuyu önlerine aldıklarında işin müşahhas ciheti olan devleti ve biraz da cemiyet nizamını araştırmak durumunda kalırlar.
*
Evet… Batı medeniyeti çatış çatır çöküyor. Fakat bu çöküş, iktisadi kriz sebebiyle değil. İktisadi kriz sebebiyle batı medeniyetinin çöküşte olduğunu düşünenler fevkalade yanılıyorlar. Diğer taraftan batının yaşadığı krizin sadece iktisadi kriz olduğunu zannedenler de fena halde yanılıyorlar. İktisadi kriz bir medeniyeti çökertmez. Bu sebeple batının krizini sadece iktisadi kriz olarak görenler, batı medeniyetinin çökmekte olduğuna kanaat getiremiyorlar. İktisadi krizin batı medeniyetini çökertmekte olduğunu düşünenler de, bu kadar basit bir sebebin medeniyet çökertebileceğine inanmakla hata ediyorlar.
Batı medeniyeti yeni çökmeye başlamadı. 20. Yüzyılın başından başından itibaren çökmeye başlamıştı fakat ne batı ne de dünyanın başka bir yerinde çöküş sürecinin başladığı fark edilmedi. Bunu fark eden sadece Türkiye’deki bir adamdı. Necip Fazıl Kısakürek… Batının öz tefekkür kaynağı ve mecrası olan felsefenin tıkandığını ve kuruduğunu yirminci asrın ortalarında söylemişti. Kaynağın kuruması, bedenden ruhun, damarlardan kanın çekilmesidir, o noktadan sonra ancak iskeletle ayakta durulur. Bu günkü çatırtılar, iskeletin sesleri…
Türkiye ve İslam dünyası, Necip Fazıl Kısakürek’in teşhislerine kıymet vermemekle, elli ila altmış yıl kaybetti. Çeşitli kitaplarında serpilmiş halde bulunan batı ile ilgili değerlendirmeleri, kendinin dehasıyla mütenasip olarak çok derindi. Dehaların geç anlaşılmasından kaynaklanan zafiyet, ümmete yarım asırdan daha fazla bir zamana mal oldu. “Batı tefekkürü ve İslam tasavvufu” isimli eserinde ise felsefenin ufkunu göstermişti. Üstad felsefenin ufkunu gösterdiği zamanlar, felsefe zaten ufkuna ulaşmış ve geri dönmüştü. Tabii batı medeniyeti de çökmeye başlamıştı.
Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu iddia ederken, iktisadi kriz gibi hadiselerden bahsetmiyoruz. Biz elli altmış yıldır batı medeniyetinin çökmekte olduğunu zaten görüyorduk. Batının cüssesinin büyüklüğüne bakanlara (aklı gözünde olanlara) bunu anlatmak zor oldu tabii. Fakat bu gün batı medeniyetinin çöküşünü koro halinde konuşanlar, yanlış teşhisler üzerinden gidiyorlar. Dolayısıyla (artık mümkün değil ama) batı iktisadi buhranı bir şekilde çözse, medeniyetin yıkılmakta olduğu düşüncelerinden vazgeçecekler.
Evet… Çöküyor. Batının tüm felsefi müktesebatı bu çöküşü durdurmak için bir tedbir üretemez. Üretemez çünkü medeniyetin çöküş tecrübesi yok. Yok çünkü medeniyet bir defa çöker. Bir defa çöker çünkü her medeniyet münhasırdır. Münhasır olduğu için çöküş tecrübesini çökerek üretecek. Çöküş tecrübesini ürettiğinde ise çökmüş olacak.
Dikkat edin, hala düşünce (felsefe) krizinden bahseden bir kişi yok batıda. Veya bu meseleyi kendine dert edinenler varsa, sesleri duyulmuyor. Duyulmaz çünkü iktisadi kriz o kadar derin ki, tüm sesleri bastıracak kadar büyük gürültü çıkarıyor. Tecrübesizliğin nasıl bir şey olduğu anlaşılıyor mu? Çöküşün kaynağı felsefi kriz ama o konuda kalem oynatan yok veya kimse onları umursamıyor.
Felsefi kriz fark edilse ve o konuya yoğunlaşılsa çöküş durur mu? Hayır. Zira felsefi krizin bir asırlık tarihi var. Bu sürede meydana gelen boşluğu dolduramazlar. Dolduracak olsalar bile o arada medeniyet çöker. Hatırlayın, Osmanlının son birkaç asrında “gaale, yeguulü” diye başlayan şerhleri… Kimsenin fikri yok. Sadece tarihteki büyük insanların ne söylediğiyle ilgileniyorlar. Şerh geleneği mutlaka çok kıymetlidir ama tefekkür ve ilim faaliyeti sadece şerh faaliyeti haline gelmişse, çöküş başlamış demektir. Batının şimdilerde yaptığı da aynısı. Şu filozof şöyle demişti, bu filozof böyle demişti. Tamam da sen ne diyorsun? Anlaşılıyor mu, Hz Mevlana’nın, “Dün dünde kaldı cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım” vecizesi. Hz. Mevlana bu sözüyle derin bir teşhis yapmış ve tefekkürün donmakta olduğunu göstermiş ve yeni bir ruh üflemişti. O ruh zaman içinde inkişaf ederek Osmanlı medeniyetine can verdi.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir