MEHMET ŞEKER-1-ZEVZEKLİĞİ GAZETECİLİK SANAN ADAM

MEHMET ŞEKER-1-ZEVZEKLİĞİ GAZETECİLİK SANAN ADAM
Mizah yazarlığı yapanların daha ciddi olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Mizahçılar, çok ciddi meseleleri mizah dil ve üslubu ile anlatıyorlar. Bir taraftan gülüyoruz ama diğer taraftan da bakıyoruz ki, o mesele o kadar derinliğine ancak mizahla tenkit edilir. Buna karşılık bazı “ciddi yazarlar” var ki, mizah yazarlarındaki ciddiyet yok. Mizah yazarı da olmadıkları için, yazdıklarına gülemiyoruz da. Yani iki taraftan da berbat haldeler.
Yeni Şafak Gazetesi köşe yazarı, Mehmet Şeker, ne mizah yazarı olduğu belli ne de ciddi bir yazar… Fikir adamı olmadığı ise aşikar… Hakkında bilinebilen tek hususiyet, fikir adamı olmadığı… Çünkü her yazısında fikir adamı olmadığı o kadar belli oluyor ki, herkes anlar.
Yazar, 06.01.2012 tarihli, “Sabah’ı sen al, atv’yi ben” başlıklı yazısında, öyle tuhaf şeyler yazmış ki, ciddiye alınamaz, mizah sayılmaz, boşluk doldurmaz, eksik gidermez, olsa olsa bir iki hususta itiraf sayılabilir. İlla ki bir tavsif yapacak olursak, tamamı “gevezelik”… Gevezelik nasıl olmuşsa Türk medyasında “gazetecilik tarzı” haline gelmiş. Hürriyet’in kurucusu (hangi Nadir idi o), “fikirsiz gazete çıkaracağım” dediğinde Necip Fazıl gülmüş, “öyle gazete mi olur” diye. Hürriyet gazetesine baktığınızda gerçekten de olduğunu görüyorsunuz değil mi? Hürriyet ile sınırlı kalsaydı razıydık, hatta o cinsten gazetelerle (Milliyet, Vatan filan) sınırlı kalsaydı yine razıydık. “Bizim” gazetelerde de, “fikirsizlik”, başka şekilde zuhur etti. Sırnaşıklık, gevezelik, sığlık vesaire şeyler, köşe yazısı olarak yayınlanıyor. Bazı yazarlar(!) her yazılarında aynı şeyi yaptıkları halde, yazmaya devam ediyorlar. Hani haftada bir kez gevezelik yapsa, insan biraz sabreder. Fikir adamı olmadıklarını anladık da, gazetecilik diye bir şey var. Yaptıkları sadece “köşe doldurmak” ve maaş almak… Mehmet Şeker de onlardan biri. Nasıl oluyor da yazmaya devam edebiliyorlar, af edersiniz, soruyu şöyle soracaktım, nasıl oluyor da yazmasına müsaade ediliyor? Bunun gibi adamların işine son verilse, okuyucular eksikliği, aşağı yukarı on yılda hissetmezler.
Problem şu; Hürriyet, Vatan, Milliyet gibi gazetelerde yazar homojenliği var. Tüm köşe yazarlarının seviyeleri neredeyse aynı, eşitliği, sığlıkta bulmuşlar ve bundan mutlular. Fakat Yeni Şafak gazetesinin bir sayfasında (12. Sayfasında) Yusuf Kaplan yazıyor, biraz ileriki sayfalarında (19. Sayfada) Mehmet Şeker yazıyor. 06.01.2012 tarihli gazete nüshasını elinize alın ve iki yazarın köşe yazılarını kesip yan yana koyun ve okuyun. Fikir adamı ile kahvehane müdavimi arasındaki farkı görürsünüz. Veya şöyle bir mukayese yapılabilir; Profesör ile ilköğretim ikinci sınıf öğrencisi gibi… Bunu niye söylüyorum, aynı gazetede “fikir adamı” var ve “gerçek fikir” yazısı kaleme alıyor fakat sayfaları çevirdiğinizde “kahvehane müdavimi”nin “gevezeliğini” köşe yazısı olarak görüyorsunuz. Okuyucuyu, bu ikisi arasındaki farkı göremeyecek kadar aptal mı sanıyorsunuz? Yusuf Kaplan veya Alaaddin Özdenören’in yazdığı gazetede, Mehmet Şeker ve Salih Tuna gibi adamlar niye yazıyor? Hangisi yanlış, Özdenören’in yazması mı, Şeker’in yazması mı?
Gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Bu yazarlar aynı gazetede yazdığında ortaya çıkan manzara (kompozisyon) şöyle bir şey; sekiz on kişilik bir sohbet meclisinde, üç-dört kişi, ağır fikri meseleler üzerine konuşuyor, insanlığın kurtuluşu için kafa patlatıyor, yan koltukta ise üç-beş kişi yüksek sesle bulmaca çözüyor, arada bir fikir adamlarının sözünü kesip onlardan, bulmacada bilemedikleri soruların cevaplarını istiyorlar. Veya şöyle bir manzara; ameliyathanede beyin ameliyatı yapan birkaç doktor var, eline diken batan bir hastayı pansuman için ameliyathaneye getirip, beyin ameliyatı yapan doktorların araç gereçlerini kullanmaya çalışan hemşireler…
Bize kızıyorlar, bu yazıları yazdığımız için… Yazmayalım ama manzara çok komik. Mehmet Şeker kendi yazısından başka köşe yazısı okumuyor olmalı. Çünkü aynı günkü gazetede, hem kendi yazısını hem de Yusuf Kaplan’ın yazısını yan yana koyup okusa, bir daha yazı yazmaz. Fikir haysiyeti olan adam o manzara karşısında bir daha yazı yazamaz, diyeceğim ama fikir haysiyeti fikir adamında olur. Mehmet Şeker fikir adamı değil ki…
Birkaç iktibas yapalım da, okuyucular Mehmet Şeker’in yazısını okumak ihtiyacı duyup da vakitlerini zayi etmesinler. Sabah ve atv satışı ile ilgili şunu söylüyor;
“Duyar duymaz hali vakti iyi durumda olan bir arkadaşa haber verdim. “Sen al, yabancıya gitmesin” dedim. Güldü, o kadar parası olmadığını söyledi. Destek çıkabileceğimi söylemem de kar etmedi. Hayretimi gizlemedim. “Yahu ben de seni zengin sanıyordum”.”
Yorum yapmamıza gerek var mı? Buna köşe yazısı diyor adam. Bu durum karşısında ne yapabilirsiniz ki? Bundan ibaret değil, bunun gibi başka gevezelikler de var. Mesela şu;
“Gazetenin ilk yıllarında patron işe geç gelmelerden rahatsızdı. Yönetim toplantısında “Herkes sabah 9’da işbaşında olacak” kararı alınmıştı. O dönem Yazı İşleri Müdürü olan Hakan Albayrak, toplantı arasında dışarı çıkınca kararı duyurdu. “Kimse geç gelmeyecek arkadaşlar! Bir dakika geç kalmak bile yok! Patron fena kızgın, aynen böyle söyledi”. Karar güzeldi ama itiraz etmek gerekiyordu. Teknik olarak mümkün olmadığını söyledim. “Nasıyani?” diye sordu Hakan. Açıkladım. “Herkes istenen saatte kapı önünde olsa bile içeri girecek, kartını okutacak, turnikeden geçecek… Yüzlerce kişi olduğundan, ister istemez bazıları birkaç dakika geç gelmiş görünecek”. Elbette bu bir nükteydi ve gülüştük. “Dur ben toplantıya döneyim de teknik açıdan mümkün olmadığını söyleyeyim” dedi. İçeride aynı şekilde aktarmış. Kulakları çınlasın, Recep Kış’tı galiba o itiraz karşısında şöyle tepki vermiş: “Zevzekliğin sırası değil kardeşim!”.
Anladık, nükte yapabiliyorsun, iyi de bunun köşe yazısında ne işi var. Dost sohbetinde anlatır gülersiniz. Köşe yazısında zevzekliğin ne alemi var. Ayrıca bunu itiraf ediyorsun?
İBRAHİM SANCAK
ibrahimsancak@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir