MEKAN MESAFE SATIH-1-

MEKÂN MESAFE SATIH
Mekânın zamandan daha kolay anlaşılacağı zannedilir. Zamanın mücerret mahiyetine nispeten mekân daha müşahhas kabul edilir. Hatta zamanın varlığı tartışılmıştır ama mekânın varlığı tartışılmamıştır. Zamanın vehim olduğuna dair düşünceler gök kubbede uçuşmuştur ama insanın ayağını yere basma zarureti mekânın varlığından tereddüt etmesini engellemiştir.
Mekânın varlık ile ilgisi farklı bir açıdan bakıldığında varlığın zaman ile ilgisinden daha açık olarak hissedilir. Varlık ile mekân arasındaki ilişki sanki elle tutulabilecekmiş gibi müşahhaslaştırılır çok defa.
Doğrusu mekânı anlamadığımızı düşünmeyiz. Ayağımız yere bastığı müddetçe mekânın orada bir yerde olduğunu vehmederiz. Anlamadığımızı düşünmediğimiz için anlama çabasına da girmeyiz.
Mekânı en çok zemin ile karıştırırız. Zemini mekân yerine ikame ederiz. Zemini mekân yerine ikame ettiğimizde anlaşılması gereken bir şey kalmaz geriye. Zira zemine mesela beton dökebilmekteyizdir ve anlaşılması için mücerret bir idrak faaliyetine konu edilmesi gerekmeyecek kadar basit ve anlaşılır bir mesele haline gelmektedir.
Zemin ile mekânı aynı anlamda kullanırız ve böylece mekânın ele geçmez mahiyetinin giriftliğinden ve mücerret özelliğinden kurtuluruz. Aynı kolumuzda saatimiz olduğunda zamanının mahiyetini merak etmekten kendimizi kurtarıp onu ölçmekle ilgilendiğimiz gibi.
Zeminin dahi genel bir ifade olmasından kaynaklanan nispeten müphemliği karşısında, zemini de (aynı zamanda mekânı) satıh olarak anlama temayülü ağırlık kazanmaya başlar. Satıh daha elle tutulabilir özelliğe sahip olduğu için zeminde karşımıza çıkması muhtemel problemlerden de böylece kurtuluruz.
Satıh ölçülmek istendiğinde ortaya çıkan mefhum ise mesafedir. Mesafe mefhumunun ortaya çıkmasında mekândan başka zamanın da katkısının olduğu doğrudur. Zira mekânın zamana nispetle ifade edilebilmesi gerekmektedir. Mesafe mekân ölçüleriyle ölçülebildiği gibi zaman ölçüleriyle de ölçülebilmektedir. Satıh, mekân ölçüleriyle ölçülebilir ama zaman ölçüleriyle ölçülmesi kabil değildir. Zaman ile mekânın birbiriyle geçişmişliği o kadar ileridir ki, bu iki mefhumun en basitleştirilmiş haliyle dahi birbirinden ayırmak kabil olamamakta ve karşılıkları üretilmektedir.
Varlık ve vakıaları giriftleştirme çabası anlamlı değildir mutlaka. Fakat basitleştirme çabasına kendimizi fazla kaptırdığımız da inkâr edilmemelidir. Basitleştirme faaliyeti (bazen bu müşahhaslaştırmadır) anlama faaliyetinin bir parçasıdır ama basitleştirmeyi idrak sürecinin metodu olmaktan çıkardığımız vakadır. Basitleştirdiğimiz konunun basitleştirilmiş halini dondurup o konuyu o haliyle anlamaya başlıyoruz. Bu durum hayatı ve varlığı mahiyetinden uzaklaştırarak bir anlamda başkalaştırdığımız manasına geliyor.
Varlık ve vakıaların olduğu gibi anlaşılması en doğru olandır. Fakat bunun her zaman mümkün olmamasından kaynaklanan basitleştirme faaliyeti bir idrak metodu olarak kullanıldığı müddetçe faydası da vardır. Ne var ki, varlık ve vakıaların her seviyede anlaşılması en azından her seviyesinde anlayacak idrak sahipleri için şarttır. Varlık ve vakıaların kıskacında hayatı da basitleştirerek anlıyor olmak, hayatı basit bir çerçeveye hapsetmek anlamına gelecektir. Hayatın her seviyesini tespit ve kabul etmeyen bir yaklaşım onu iptal veya imha eder.
Varlık ve vakıaları basitleştirmeyi itiyat haline getirdiğimiz zaman, hayatı tek seviyeye ve basit bir çerçeveye indirmiş oluruz. Bu durum hayatın gelişmesi ve ilerlemesinin önündeki en ciddi engellerden biri olduğu gibi aynı zamanda iltifatın, üstün zekâların üreteceği verimlerden ziyade normal zekâların hayatı kavrayış biçimlerine yönelmesini temin edecektir. İltifatın (ehemmiyet atfının) yöneldiği “durum” insanlığın ölçülerini meydana getireceği için, mesela dehaların idrak seviyeleri lüzumsuz ve verimleri ise delilik olarak anlaşılacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir