MİLYONLUK KATSAYI…

Katsayı meselesi bu ülkede, 28 şubat sürecinin eseri zannediliyor. Yanlış… Kemalist rejimin kuruluşundan itibaren “katsayı” meselesi siyasi, hukuki, iktisadi ve içtimai hayatın ta merkezindedir. Kemalist rejimin özü, katsayılıdır. Baştan başlayalım…
Saltanatı kaldırıp cumhuriyet ilan ettiğinizde, tabi olarak yapmanız gereken, çok partili serbest seçime gitmektir. Halk hangi partiyi ve milletvekillerini (bağımsızlarda dahil) seçerse, teşri (yasama) meclisi ve idare heyeti o istikamette şekillenir. Normal olan budur… Fakat Kemalist irade, halkın reyine itimat etmediği ve zaten de itimat etse kendisi seçilemeyeceği için, halkın ağırlığını dengelemek için, karşı ağırlığın başına “katsayı” eklemiştir. Atatürk ve İnönü dönemindeki katsayı, “tek parti” katsayısıdır. Başka hiçbir düşünceye parti kurma imkanı vermeyerek, “iktidar tekeli” oluşturmak, tüm milletin karşısına konulan “büyük katsayı”dır. Tüm milleti karşınıza aldığınızda, çok büyük bir katsayıya ihtiyacınız olduğu aşikar…
1950 yılındaki mecburi çok partili ilk seçimde tasfiye oldular. On yıl gibi bir süre iktidar yüzü göremediler. Ve o gidişle asla iktidar yüzü göremeyeceklerini anladılar. Bir müddet çırpındılar. Neler yapabileceklerini “düşünmeye” çalıştılar. Düşünme maharetlerinin olmadığı on yıl içinde anlaşıldı. Çünkü çok partili siyasi rejim içinde hiçbir formül üretemediler. Şöyle bir yokladılar çevrelerini… Baktılar ki, milyonluk bir katsayı var. Ordu… DP’nin halkın kahir ekseriyetini alan desteği karşısına koyacakları “dengeleyici” katsayı, ordudan başka bir güç değildi.
Darbe yaptılar ve yaptırdılar. Emellerine ulaştılar. Çünkü direnişle karşılaşmadılar. O günden itibaren “ordu” en büyük ve en sağlam katsayı olarak akıllarının merkezine (kenarına değil) yerleşti. Bu katsayıyı bazen tam ağırlığı ile (1980 darbesi gibi) bazen de bir ucundan (1971 muhtırası gibi) kullandılar.
28 Şubata geldiklerinde, her nasıl olduysa, zamanın değiştiğini düşündüler. Aslında zihni organizasyonları, zamanın değiştiğini anlamaya müsaade edecek türden değildi. Büyük ihtimalle, darbe yapmaya cesaret edemedikleri için zamanın değiştiği gerekçesiyle, katsayının şeklini değiştirdiler ve “postmodern” darbe adı altında tedavüle sürdüler.
Postmodern darbeyle birlikte, daha önce “açıkça” yapmadıkları veya halkın anlayacağı açıklıkta mevzuata koymadıkları katsayıları, halkın gözünün içine bakarak ve küfrederek, mevzuata koydular. Halk da ilk defa katsayı meselesini açıkça gördü ve anladı. Kur’an Kurslarında anladı, imam hatip liselerinde anladı, parti kapatma işinde anladı. Çocuklarını, dininin temel kitabını öğrenmeye gönderemedi, üniversiteye gönderemedi, desteklediği partilerin kapatıldığını gördü. Ve kıyamet koptu… Kemalistlerin, “İslamcı” olduğuna yemin ettiği bir partiyi iktidar yaptı ve onu iktidardan da hala indirmedi.
Akparti döneminde, mevzuata ve bürokrasiye gömülmüş ve dışarıdan görünmeyen katsayılar olduğu ortaya çıktı. Bilenlerin bildiği fakat halka bir türlü anlatılamayan bu katsayılar, çırılçıplak güneş yüzü gördü.
Anlaşıldı ki, Çankaya, katsayılardan biriydi. Yürütmenin çift başlılığı (hükümet ve cumhurbaşkanlığı) aslında bir katsayı olarak inşa edilmişti. Hükümetin çalışmalarını frenliyor, engelliyor, aksi istikamette politikalar uygulaması için baskı yapıyordu. Lakin Çankaya kafi derecede büyük bir katsayı değildi. Hükümet ona rağmen bir şeyler yaptı. Çankaya’nın kafi büyüklükte bir katsayı olmadığı anlaşıldığı yerde, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi boy gösterdi. Danıştay, idari tasarruflarda hükümet karşıtı bir katsayı rolü oynuyor, Anayasa Mahkemesi ise Yasama meclisi karşıtı katsayı rolü oynuyordu.
Herkesin hatırlayacağı yakınlıktaki hadiselerden bahsediyoruz. Başörtüsü ile ilgili Anayasa değişikliğini iptal edebilmek için, “esastan” inceleme yetkisini kendi kendine veren bir Anaya Mahkemesi, Anayasayı ihlal etmekten imtina etmedi. Cumhurbaşkanlığı seçiminde aynı fonksiyonu meşhur 367 kararında yerine getirdi. Neden? Çünkü mahkeme değil, siyasi katsayı merciiydi. Fonksiyonu olan katsayı tatbikatı için gerekirse Anayasayı da ihlal edebilirdi ve etti.
Anlamadılar… Halk artık katsayı meselesini fark etmiş ve anlamıştı. Katsayı rolünü üstlenen her makam ve mercii, yaklaşık dört yıl (son dört yıl) gibi bir sürede tasfiye edildi.
Hala anlamıyorlar… Şimdi de Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin katsayı rolüne soyunduğunu görüyoruz. Üç general için, mahkemeyi cepheye sürüyorlar. Hala anlamıyorlar… Üç general, mahkemeden daha önemli olamaz. Verin generalleri, kurtarın mahkemeyi… Fakat anlamıyorlar… Anlamadıkları için cepheye yanlış birlikleri sürüyorlar ve mevzi kaybediyorlar.
Artık anlamayacakları konusunda kanaatimiz yerleşik hale geldi. Anlamazlar… Anlamak için lazım olan zihni organizasyonları ve altyapıları yok. Bittiler… Tükendiler… Asla kendilerine gelemezler.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir