MİRAÇ, RİSALETİN DE UFKU…

MİRAÇ, RİSALETİN DE UFKU…
Miraç, Hz. Risaletpenah (SAV) efendimizin “huzura alınmasıdır”. Huzura alınmak… Bir çırpıda söylüyoruz ama idraki imkansız olan bir hadisedir. Aklın hem faydalı hem de zararlı özelliklerinden biri de “anlamadığını kullanabilme” maharetidir.
Huzura nasıl alınmıştır? Ruhen ve bedenen… Ruhu anlar gibi olmak mümkün… Çünkü Allah, alem-i ervahta ruhlarla muhatap olmuş ve o meşhur soruyu sormuştur. Ruhlarda O’na cevap verdiğine göre “mükaleme” seviyesinde bir muhatap oluştan bahsediliyor. Tüm ruhlarla bir defa olsun muhatap olduğu beyan edildiğine göre, bunun tekrarlanmasını mümkün görmek, (Allahu alem) yanlış olmasa gerek. “Aklı çatlatan” husus, bedeniyle beraber huzura alınmasıdır.
Beden… Yani madde… Yani dünya… Huzurda… Sidret’ül münteha’nın ötesinde…
Şimdi meseleyi miraç bahsinden çıkarıp anlama temrinleri yapalım, sonra miraç bahsine tekrar dönelim. Tevhid bize şunu söyler; yaratılmış varlıkların “mutlak varlığa” uzaklığı sonsuzdur. Yaratılmış her varlık çeşidinin (insan, cin, melek, madde vesaire) O’na uzaklığı farklıdır ama aynı zamanda sonsuzdur. Allah’ın zatını tenzih etmek için kullanabildiğimiz en uygun “dil malzemesi”, “sonsuz” kelimesidir. O’nu tenzih bahsinde “dil havzasının” malzemeleri ve imkanlarının kafi olmadığı malum. Mevcut dil imkanları ile tenzih etmek istediğimizde “sonsuz” mefhumundan medet umuyoruz.
Yaratılmış hiçbir varlık, O’na ulaşamaz. Asla böyle bir imkana sahip değildir. Muhal-farz yaratılmış herhangi bir varlık O’na ulaşma imkanına sahip olsa, belli bir mesafeden sonra “Nurun tecellisinin şiddetine” dayanamaz ve “yok” olur. Madde ise yaratılmışların en alt seviyesindedir, yaratma fiilinin son tecellisidir. Maddenin O’na yaklaşması, muhal-farz ifadesiyle bile mümkün değildir.
O’na ulaşmak mümkün değilse insanın maksadı ve çabası nedir? İmtihan sırrı bu noktada olsa gerek. İnsan veya başka bir varlık O’na ulaşamaz ama O insana “şahdamarından daha yakın”dır. O’nun insana uzaklığı “sıfır”, insanın O’na uzaklığı “sonsuz”… Tevhid, bu paradoksun sırrında mahfuz.
İnsan O’na yaklaşamaz, yaptığı Salih amellerle O’nu davet eder. O, murad ederse, kulunun amelini severse, kuluna yaklaşır.
Miraç bahsine geri dönelim…
Bedenin (yani maddenin) “huzura” çıkabilmesini, (bir istisna haricinde) İslam’ın hiçbir kaynağı ve ölçüsü mümkün görmez. Bilakis böyle bir hadiseyi mümkün görmeyi, tevhide temel bir aykırılık sayar. İstisna, miraç ile ilgili kaynaklar, beyanlardır.
Allah ve Resulü şüphesiz ki her zaman “doğru” söyler. İstisnası olmayan ender hükümlerden biridir bu… Dolayısıyla miraç hadisesi ile ilgili beyanlar da aynı şekilde doğrudur.
İslam varlık telakkisi (ontoloji ve tevhid), bedenin (maddenin) huzura çıkmasını mümkün görmez. Miraca rağmen mümkün görmez. Miraç hadisesini paranteze alır, tasdik eder, mahfuz kılar ve hala bedenin huzura çıkmasını mümkün görmez. Hiç kimse, İki Cihan Serveri’nin (SAV) miracını emsal ve kaynak olarak alıp, maddenin huzura çıkacak kadar O’na yaklaşmasını mümkün göremez. Böyle bir düşünce tevhid bahsindeki en büyük sapkınlık olur.
Miraç nasıl mümkün olmuştur? İslam’ın toplamına baktığınızda hiçbir izahını bulamazsınız. Anlaşılıyor ki, Allah, Habibi (SAV) için, hiçbir insana ve peygambere tanımadığı bir istisna bahşetmiştir. Bunun izahı değil ama ifadesi, olsa olsa, “İHSAN”DIR. İhsan, izahtan varestedir. O, mutlak kudret sahibidir ve her ne isterse yapar, her ne isterse ihsan eder.
Bu nasıl bir ihsan… Bu nasıl bir lütuf… Bu hangi çapta, hangi seviyede bir “kıymet”…
Miraç, Sünnetullah’ın tüm kaidelerinin istisnasıdır. Dikkat edin… Tüm kaidelerin… İstisnası olmadığı bir kaide varsa, zaten izahı da vardır. Fakat hiçbir izahı yok. İzah edecek bir “yiğit” varsa birkaç adım öne çıksın da endamını görelim.
Bedeni ve kıyafetiyle huzura çıkmış olan İNSANLIĞIN BİRİNCİSİNDEN ÖNCEKİ misilsiz büyük zatın, kıyafetinden saçının her bir teline, tırnağından her hangi bir uzvuna kadar her şeyi “misilsiz” kıymetlidir. O’na ait herhangi bir şeyle ilgili “tahfif” ihtiva eden ifadeler, en hafif tabirle ahlaksızlığın zirvesidir.
Bedeni, insanlığın ruhunun ulaşamayacağı bir seviyeye çıkmış… Buradan bir şey anlamayan, nerden ne anlayacak?
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir