MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-12-TEŞKİLAT VE ZİHNİ ORGANİZASYON

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-12-
TEŞKİLAT VE ZİHNİ ORGANİZASYON
Ferdi oluş süreci bir şahsiyet terkibine ulaşmalıdır. Şahsiyet terkibinin alt yapısı, kalb dünyası ile zihni dünyanın organize olmasıdır. İnsanın ilk teşkilatı, kalbi evrenin organizasyonu, ikinci teşkilatı, zihni evrenin organizasyonudur. Kalbi ve zihni evrenleri organize olmayan insanların, duygu ve düşünce dünyası kaotiktir. Kaotik iç alem, dış alemde bir teşkilata mensup olmayı imkansız kılar.
Ferdi oluşun nihai hedefi şahsiyet terkibidir, tezahürü ahlak, muhtevası ise duygu ve düşünce dünyasıdır, kaynağı kalb, yeşerdiği havza ise zihni evrendir. Manivelası ise akıl ve zeka… Kalbi evren, ruhun imanı ve istikametidir. Zihni evren aklın ve nefsin at koşturduğu havzadır, iman ve ahlak tarafından zapt altına alınmalıdır. Akıl, iman ve ahlaka bağlı olmalıdır. Akl-ı selim haline geldiğinde ise imana bağlı fakat ahlakı zamana göre sürekli yeniden terkip etme salahiyetine sahiptir. İşte teşkilatın ferdi derinliklerdeki özü burasıdır.
Akl-ı Selim sahibi insanlar teşkilatın kurucu unsuru (kurucu aklı) olur. Akıl sahipleri ise itaat edicileri… Çünkü teşkilatın nazari alandaki ismi (karşılığı) ahlaktır. Ahlakı her an yeniden terkip edecek olan salahiyet, akılda değil, akl-ı selimdedir. Akıl, hiçbir şekilde itiraz etmeksizin itaat ile mesuldür.
Akl-ı Selim haline gelemeyen ham akıl, asla yeni bir ahlak terkibi gerçekleştiremez. Ahlak ile aklın eşit olduğu seviye, akl-ı selimdir. İslam’ı içinde yaşadığımız çağda tatbik edebilecek akıl, akl-ı selimdir ki akl-ı selim bu işi, ahlak anlayışını yeniden terkip ederek gerçekleştirir. Zira ahlak, İslam’ın tamamına şamildir, hukuk ise İslam’ın bir kısmına şamildir. Hayatta her hal ve hadisenin bir ahlakı var fakat bazılarının hukuku vardır. Bu sebeple hukuk sistemi İslam’ın bir kısmını ihtiva eder. Bu sebeple İslam’ın tatbiki, ahlak anlayışını inşa etmek ve hayata geçirmekle kabil olur.
Zihni evrenler organize olamazsa, her türlü problemin kaynağı haline gelir. Fakat en büyük zararı, teşkilatlara ve teşkilatlılık haline verir. Merkezi bir yapıya kavuşmayan, nizami bir organizasyon ifade etmeyen zihni evrenler, teşkilatların zehiridir. Merkezinde akl-ı selimin taht kurmadığı zihni evrenler, sadece itaat etmekle mükelleftir. İtaat ederken, idrak etmeye ve akl-ı selimi inşa etmeye gayret etmelidir.
Teşkilatlılık hali, nizam halidir. Teşkilat, nizamın kurucu müessesesidir. Bunlar, “nizam fikri”ne ihtiyaç duyar. Nizam fikri üretilemeden, nizam fikrinin tatbikatı olan ahlak kuşanılamadan, teşkilattan ve teşkilatlılık halinden bahsetmek kabil olmaz. Nizam fikri ise, istikamet kazanmış kalbi evren ve tanzim edilmiş zihni evren ile mümkündür.
*
Ferdi oluş süreci nizama ulaşmamış kişilerden meydana gelen kalabalığa cemiyet denmediği gibi bu kişiler teşkilat da kuramaz. Kurmaya teşebbüs ettiklerinde meydana gelen yapıya teşkilat denmez, birbirlerinin etini yedikleri (gıybet ettikleri) bir mezbahane bina etmiş olurlar. Bu kişiler, yazı serimizin ikincisi olan “Teşkilat denklemi ve teşkilatın gücü” başlıklı yazımızda ifade ettiğimiz gibi “negatif çarpan” etkisi yaparlar.
Teşkilat, hususi bir yapıdır. Yeryüzündeki tüm teşkilatlar, az veya çok “emir-itaat” omurgasına sahiptir. Zihni organizasyonunu gerçekleştirememiş olanlar itaat edecek, akl-ı selim sahipleri ise emir verecektir. Akl-ı selim sahibi olmayanlar itaat ettiklerinde umulur ki, zihni organizasyonlarını teşkilat içinde gerçekleştirirler. Teşkilatın ve teşkilatlılık halinin bir faydası da, zihni organizasyonunu gerçekleştiremeyenlere bu konuda katkıda bulunmaktır. Fakat zihni evreni kaostan kurtulamayanlar, asla ama asla teşkilatta söz sahibi olmamalı, emir verecek mevkide bulunmamalı, karar alacak salahiyeti kuşanmamalıdır.
Meşveret, akl-ı selim sahiplerinin işidir. Ham akıllılarla istişare etmek, ameliyatın nasıl yapılacağını kasaptan sormaktır. Fakat akl-ı selim sahipleri, seviyelerinin ilzam ettiği salahiyeti, imtiyaz haline getirmeyecek, her Müslüman’ın akl-ı selim sahibi olması için gereken tedbirleri alacak, usulleri geliştirecek, çalışmaları yapacaktır. Ehliyet, imtiyaz kaynağı değil, doğru yapmanın teminatıdır. Bu teminatın mümkün olduğunca artırılması, salahiyetin muhtevası gereğidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir