MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-31-AKIL VE TEŞKİLAT

AKIL VE TEŞKİLAT
Akıl ile teşkilat arasında birbirini teyit eden bir münasebet var. Zaten teşkilat, zekanın değil aklın eseridir. Aklın bünyesinin de teşekkül etmesi, yani zeka gibi yeknesak değil terkibi bir mahiyet taşıması, teşkilat ile yoğun münasebet içinde olduğunu gösterir. Akıl bir çeşit teşkilattır, zihni teşkilat… Teşkilat da bir çeşit “içtimai akıldır”.
İnsanın kalbi ve zihni evreninde teşkilata en fazla benzeyen akıldır. Bu cihetle teşkilat anlayışını aslında aklın bünyesinden çıkarmak kabil ve doğru bir yoldur.
Akıl, hem ferdi ve ferdi derinliği hem de içtimai hayatı ve örgüyü ifade eder. Akıl, insanın kendine ait olanlarla, cemiyete ait olanların harmanlanarak bünyeleşmiş halidir. İnsanın sadece kendine ait olan malzeme (unsurlar) ile akıl inşası kabil değildir, böyle bir teşebbüs akim kalır, akıl ortaya çıkmaz.
Akıl, ferd ile cemiyet arasındaki müşterek alanı oluşturur. Tabii ki ferd ile cemiyet arasındaki tek müşterek alan akıldan ibaret değildir, aslında ferd ile cemiyet arasındaki müşterek alanın adı, ahlaktır. Zaten bu sebeple aklın temeli, bünyesinin asli unsurlarından birisi ahlaktır. Ahlak, insanın zihni evreninde, idrak istidadı ile harmanlanarak merkezleşmiş ve bünyeleşmiş halidir. Akıl, tüm cemiyette cari olan ahlakın, ferdileşmiş şeklidir.
Ahlakın aklileşmesi veya aklın ahlakileşmesi olarak isimlendirilmesi mümkün olan akıl ve ahlak, ferd ile cemiyet arasındaki münasebetleri, müşterek alanı, birlikte varoluşu ifade eder. Teşkilat da tam olarak budur. Teşkilat, ne sadece ferdi bir vakıa ne de sadece içtimai vakıadır. Teşkilat, ferd ile cemiyet arasındaki örgünün adıdır. İçtimai havza ile ferdi derinliği bir arada bulundurabilme maharetinin adına teşkilat diyoruz.
*
Akıl, ferd ile cemiyet arasındaki müşterek kıymetlerin, kıymet ölçülerinin nazari çerçevede bünyeleşmesidir, aynı işlemin tatbiki adı teşkilattır. Teşkilat, ferdi kıymetlerle içtimai kıymetleri birbirine derin bir örgü ile bağlar, bu sebeple teşkilat, kalabalıkları cemiyet haline getirir. Teşkilatsız halk, kalabalıktan ibarettir, teşkilatlı halk ise cemiyet haline gelmiştir.
Akıl, hem ferdi istiklali muhafaza eder hem de içtimai havzayı daim kılar. Akıllı ferdler yoksa ortaya çıkan teşkilat değil, lider, emir, memur teslisine teslim olan bir yapı zuhur eder. Buna teşkilat demiyoruz, demeyiz, dememeliyiz. Yapı, emir-itaat parantezinde gerçekleşiyorsa, o örgünün adı teşkilat değil başka bir şey olmalıdır. Birlikte olmak, beraber yaşayabilmek, bunları da nizami bir çerçevede yapabilmek için hem akıl hem de teşkilat gerekir. Teşkilat yoksa, emir-itaat parantezinde bir yapı inşa edilmişse akıl zuhur etmez, akıl yoksa kurulan yapı teşkilat değil başka bir şeydir.
Akıl, ferdi temsil eder fakat bu ferd, cemiyete uzanmış olan ferttir. Cemiyet, içtimai olanı temsil eder fakat cemiyetin temsil ettiği “içtimaiyat”, ferdi oluşları mümkün kılan, mensuplarını ferd olarak kabul ve muhafaza eden bir yapıdır. Aklın ferdi, cemiyetin içtimaiyatı temsil edebilmesinin şartı, her ikisi arasındaki münasebeti, münasip şekilde kuran teşkilattır.
*
Teşkilat, ferdi oluşları mümkün kılar, ferdi, cemiyete ezdirmez. Diğer taraftan teşkilat, cemiyeti, ferdi aşırılıklara karşı muhafaza eder. Teşkilat, insani oluşları, ferdi aşırılıklardan ve cemiyetin ceberrut tesirinde korurken, her ikisi arasındaki yüksek muvazeneyi ve harikulade kıvamı yakalamalıdır. Ferd ile cemiyet arasındaki muvazene ancak teşkilat (müessese) ile kurulabilir, teşkilatsız bu muvazenenin kurulması ütopya bile değildir. Lakin her teşkilat (ve müessese) bu muvazeneyi kuramaz, kurarsa da uygun kıvamını bulamaz. İşte teşkilat fikrine ihtiyacımızın azami noktaya çıktığı hususlardan birisi budur. Ferd ile cemiyetten herhangi birini diğerine tercih etmek, muvazeneyi biri lehine bozmak, diğerine karşı istibdada savrulmak vahim neticelere yol açar.
Ferd ile cemiyet arasındaki muvazene ve muvazene kıvamı, ancak “büyük fikir” ile mümkündür. Büyük fikir, büyük terkiptir, bu ise medeniyet fikridir. Tefekkürün ve tatbikatın nihai menzilini, meselenin bidayetinde anlamayanlar, ferd ile cemiyet arasındaki muvazeneyi ve kıvamını yakalayamazlar. Büyük fikir (veya medeniyet tasavvuru) olmalıdır ki, maksat, istikamet ve güzergah belli olsun.
Medeniyet tasavvuru, binanın mimari planıdır. Mimari planı hazırlanmamış olan binanın inşaatına başlanmaz. Hangi işin ne zaman, hangisinden önce veya sonra yapılacağını, hangi işin nereye yapılacağını bilme imkanı mimari plan ile mümkündür. Mimari planı olmadan inşaata başlayanlar, saray değil en fazla gecekondu yaparlar. Tam da bu sebeple büyük plan (medeniyet tasavvuru) olmadan başlanmamalı, teşkilat fikrini de medeniyet tasarrufundan devşirmelidir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir