MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-34-YÜKSEK ZEKALARIN TEŞKİLATLANMASI

YÜKSEK ZEKALARIN TEŞKİLATLANMASI
Yüksek zekaların teşkilatlanması veya teşkilatlarda istihdam edilmesi, teşkilat anlayış ve tatbikatının en zor meselesidir. Ne var ki bu meseleyi halledememiş kültür havzalarında büyük ve başarılı teşkilatlar kurmak mümkün değil. Yüksek zekayı istihdam edememek veya yüksek zekalar için teşkilat kuramamak, onlardan faydalanılamayacağı için, teşkilatları, faaliyetleri ve hedefleri “orta zekaya” mahkum etmek olur. Orta zeka seviyesindeki teşkilatlardan beklenecek fazla bir şey olamaz.
Yüksek zekaların bir teşkilatta istihdam edilebilmesi, teşkilatın yetkili mevkilerinde ancak mümkün olabiliyor. Teşkilatın idare heyetinin orta zekalı olması halinde, yüksek zekaları onların emri altında istihdam etmek, insan tabiatına aykırıdır, bunu yapmak iman ve ahlakla mümkün olduğunda bile potansiyel bir tehlike (iç çatışma, ihtilaf, rekabet) ile karşı karşıya kalırız.
Zeka akıl gibi intibak maharetine sahip değil, aksine zeka, bağımsız ve kayıtsız çalışmak ister, hakkını fazlasıyla almakta ısrar eder. Yüksek zekaları orta zekaların emrine vermek, onları isyana teşvik etmektir, zekanın isyanı ise çok yıkıcı olur.
Zeka, iki şey karşısında eğilir, zeka ve iman… Zekanın başka bir zeka (kendinden yüksek zeka) karşısında eğilme imkanı vardır ama bu ihtimal bile çoğunlukla gerçekleşmez. Zeka iman karşısında eğilir ama iman etmesi zordur. Neticede zekanın bu iki kıymet karşısında eğilmesi, onun nasıl istihdam edeceğinin ipuçlarını verir. Zeka, ya kendisinden çok daha ileri bir zekanın emrine verilmelidir veya sağlam bir imana kavuşturulmalıdır. Tatbikatta iman sahibi zekaların bile baş eğmedikleri, itaat etmedikleri, belli bir çerçeve (teşkilat) içinde yaşamadıkları görülüyor.
*
Zekaya baş eğdirebilecek hacimli tek iç alem merkezi, “akl-ı selimdir”. Akıl, zekaya baş eğdiremez, akıl, zekayı kuşatacak hacme ulaşamazsa zeka karşısında direnemez. Akıl, akl-ı selim ihtimali dışında hiçbir zaman “yüksek zekayı” zapt altına alamaz. Aklın zekayı kontrol edebildiği misaller, normal zeka seviyeleri için sözkonusudur.
Zeka, ruhi istidattır, ruhun bir özelliğidir. Ruhi istidatların doğrudan tecelli eden az sayıdaki özelliklerinden biridir zeka. Ruhun doğrudan tecellisi olan zekaya boyun eğdirecek olan, ruhun doğrudan tecellisi olan veya ruhun doğrudan tecellilerinden beslenen başka bir iç alem unsurudur. İşte akl-ı selime ihtiyacımız tam olarak burada ortaya çıkar.
Akl-ı Selim (yani şuur), doğrudan ruhtan (ve kalpten) beslendiği için, akla nispetle çok daha güçlüdür, zekadan da güçlüdür. Zeka akl-ı selimi tanır, aynı kaynaktan zuhur ettiğini bilir, ona karşı isyan etmeye cesaret edemez.
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük dehası da olsa, akl-ı selim sahibi olmuşsa, zeka zapt altına alınmıştır. Zeka zapt altına alındığında deha (veya yüksek zeka) istihdam edilebilir. Yüksek zekaları akıl zapt edemediği için çok tehlikelidirler, çok yıkıcıdırlar, onlarla ilgili en sıhhatli ve muhkem yol, akl-ı selim sahibi olmalarını temin etmektir. (Akl-ı Selim ile ilgili kitaplarımıza bakılabilir, burada özet şekilde temas ettik)
*
Yüksek zekalar için müstakil teşkilatlar kurulması başka bir yoldur. En sıhhatli yol da budur. Yüksek zekalar diğer teşkilatlara kafi sayıda dağıtılmalıdır. Birbiriyle kavga edecek kadar çok sayıda değil, her teşkilata, o teşkilatta rahat çalışacak, yıkıcı değil de inşa edici şekilde çalışma imkanı sağlanarak dağıtılmalıdır. Geri kalanları ise yüksek zekaları istihdam eden teşkilatlara sevk edilmelidir.
Yüksek zekaları istihdam edecek teşkilat nedir, nasıl kurulur, yüksek zekalar burada nasıl istihdam edilir? Yüksek zekaların teşkilatlanması olan bu durum, tatbiki sahalara değil nazari alanlara yönelik faaliyet gösterir. İlim, fikir, sanat ve benzeri nazari sahalarda faaliyet gösteren teşkilatlar, dehaları istihdam edebilir. Çünkü bu tür teşkilatlar, makam gibi, rütbe gibi kıymetlere değil, nazari imalata mütemayildir. Bu sebeple bu tür teşkilatlardaki istihdam, alt-üst yapısını, emir-itaat münasebetini gerektirmez.
Bu tür teşkilatlarda yüksek zekaların hürriyetleri kısıtlanmaz, sadece nazari çalışma ve üretme imkanları temin edilir. Zaten yüksek zekaların istihdamı, hiçbir şartta normal zekaların istihdamı gibi değildir. Aynı türden ölçülerle (mesela sabah 08.00 akşam 17.00 gibi mesai uygulaması ile) istihdam etme çabasına girildiğinde verim alınamaz.
Dehaları ve yüksek zekaları, pratiğin hengamesine sokup da mücadele ile ömürlerini tamamlatmaktan çok daha verimli olan, nazari sahalara sevketmektir. Cins kafalar, nazari sahalarda fevkalade verimli olurlar, fikir, ilim ve sanat alanlarında muhteşem eserler verirler. Halk, yüksek zekalardan en fazla bu şekilde faydalanabilir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir