MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-7-NEFS VE TEŞKİLAT

MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-7-
NEFS VE TEŞKİLAT
Nefs, özünde teşkilata muhaliftir. Fakat nefs bile bilir ki, menfaatin büyüğü teşkilatlılık halindedir. Ferdi hayat gerçekliğinde kaldığı müddetçe elde edeceği menfaat küçük çaplı kalacaktır. Özünde ferdi menfaati esas aldığı için teşkilatlanmaya karşı olan nefs, daha büyük menfaatleri elde edebilmek için teşkilata karşı çıkmaz. Hatta teşkilatlanmayı teşvik bile eder. İşin merkezinden kaydığı nokta da tam olarak burasıdır.
Nefsin talep ettiği teşkilat, kendi merkezinde oluşmalı ve çalışmalıdır. Ferdiyetçiliğin ve ferdi menfaatin zirve noktalarından birisi budur. Kurulacak veya kurulmuş olan bir teşkilatın, tek kişinin ekseninde çalışmasını talep etmek, teşkilat değil menfaat manivelası tesis etmektir.
Teşkilat, üyelerinin ferdi menfaatlerini de gerçekleştirir muhakkak. Üyelerinin menfaatlerini gerçekleştirmek teşkilat için tabii bir neticedir. Tamamen üyelerinin ferdi menfaatlerinin dışında hedefleri olan saf idealist teşkilatlar kurulabilir tabii ki. Fakat teşkilatların çoğunluğu üyelerinin menfaatlerini de gerçekleştirmek gibi hedeflere sahiptir. İşin ölçüsü, üyelerinin menfaatlerini gözetirken, en azından tüm üyelerinin menfaatlerini gözetir. Her bir üyenin menfaatini, tüm üyelerin menfaati çerçevesinde temin eder. Bunu yaparken de cemiyetin aleyhine bir iş yapmaktan imtina eder.
Nefs merkezli teşkilatlar, bir kişinin hakimiyetine girme istidadına sahiptir. Her nefs, teşkilatın hakimiyetini talep eder. Hakimiyeti elde etme istidadı olan fertler ise kıyasıya mücadele eder. Bu tür teşkilatların kurulması, yaşaması ve etkili olabilmesi, zaruret sınırlarındadır. Nefsin zarureti ise yalnız başına elde edemeyeceği menfaatlerdir. Bu sebeple başka bir yerde menfaatlerini elde edebileceğini anladığı andan itibaren o kişiyi teşkilatta tutmak mümkün olmaz.
Menfaate (nefse) dayalı teşkilatlar çabuk kurulur. Menfaat sıcak (kinetik) enerji demektir. Fakat çabuk kurulduğu gibi de çabuk çözülür ve yıkılır.
Nefs merkezli zihni evrenler, katı ferdiyetçidir. Katı ferdiyetçilik, teşkilatlılık haline manidir. Teşkilatlar katı ferdiyetçilikle (mesela liberalizmle) kurulamaz ve devam ettirilemez. Kurulanlar, mütemadi iç çatışmalarla meşgul olurlar. CHP misaline bu açıdan bakıldığında ne demek istediğimiz anlaşılır. CHP gibi nefs merkezli teşkilatlar, ters denkleme sahiptir.
Müslümanların teşkilat fikri, nefs merkezli zihni evrenden uzak olmaları gerektiği için “ruh merkezli teşkilat” anlayışıdır. Nazari olarak böyle bir tespit yapmak, fiili durumun böyle olduğu manasına gelmez. Müslümanlar, ferdileşme sürecini maalesef ifrat noktalara kadar götürdüler. Bir tür liberalizasyon sürecini Müslümanların da yaşadığı bir çağdayız. Ferdi gerçeklik ile içtimai gerçeklik arasındaki muvazene, İslam’a uygun şekilde kurulamadı. Cemaatçi anlayıştaki ferdi gerçekliğin reddine tepki olarak doğan liberalizasyon (ferdileşme) süreci, cemaatçi anlayıştaki yanlışı ters kutupta yaptı. Muvazene dışındaki savrulmaların hiçbiri diğerine tercih edilmez. Tepkiyle kalkan, yanlışla oturuyor, tepki gösterdiği yanlışı diğer kutupta yapmaktan kurtulamıyor.
Netice olarak Müslümanların teşkilat anlayışının çerçevesini İslam, muhtevasını iman, sistemini ahlak, manivelasını da akıl oluşturur. Zekaya düşen de keşif maharetidir.
*
Nefs ile ilgili problem çok girift ve naziktir. Hoyratça ve normal zeka seviyesi, normal akıl terkibi ile üstesinden gelinemez. Nefsin en büyük mahareti, her şeyin (her fiilin) muhtevasına nüfuz edebiliyor olmasıdır. Namaza bile nüfuz eden nefsin, hayatta nüfuz edemeyeceği bir konu olduğu zannına savrulmamak gerekir.
Zekaya da nüfuz eder, akla da nüfuz eder, şuura da nüfuz eder. Sistemlere de nüfuz eder, teşkilatlara da nüfuz eder, cemiyete de nüfuz eder.
En büyük paradoks, nefsi nefsin fark etmesidir. Bir insanın nefsinin zuhurunu, başka bir insanın (mesela muhatabının) nefsi fark ediyor. Çünkü nefs, nefsi tanır. Nefsi nefsin fark etmesi, nefse karşı nefsin mücadele etmesini tetikliyor. Cemiyette umumiyetle nefslerin önünü başka bir nefs kesiyor. Bu durum nefslerin azmanlaşmasına mani olmak bakımından faydalı neticeler verebiliyor ama cemiyet de nefsler kumkuması haline geliyor. Bu netice ise çok berbat bir durum oluşturuyor.
Nefsin muhteva olarak panzehiri iman, suret (şekil, fiil) olarak panzehiri ise ahlaktır. Nefs, ahlaka da nüfuz edebilir ama kişi ahlaka riayet ettiği müddetçe en azından başkalarına zarar vermez. Kendi yaptıklarını nefsi için yapmış olmak gibi bir garabete düşer ve manevi mükafatına kavuşamaz fakat çevresine ve teşkilata zarar vermez. Bu sebeple ahlak bahsi, teşkilattaki, imandan sonraki en önemli ikinci meseledir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir