MUSTAFA İSLAMOĞLU-3-“MARİFETULLAH ALLAH’I BİLMEK DEĞİL ANLAMAKTIR”

MUSTAFA İSLAMOĞLU-3-
“MARİFETULLAH ALLAH’I BİLMEK DEĞİL ANLAMAKTIR”
Mustafa İslamoğlu hakkında yazmak, tükenmez bir sabır ve enerji gerektiriyor. Bu adam kadar sığ birine rastlamadım. Akıl, kendine on saniye baksa, derinliğini aşağı yukarı fark eder. Ne var ki, kendine bakabilecek akıl, akl-ı selimdir. Normal akıl kendini göremez, göz gibi…
Yukarıdaki başlık, İslamoğlu’nun yazısının başlığı. Öyle bir başlık atmaktan Allah’a sığınırız biz. Kur’ani Hayat dergisinde 03.09.2009 tarihinde yayınlanan yazının başlığı bu.
Yazıda uzun uzun, sınırlı olan insanın, sınırsız olan Allah’ı bilmesinin mümkün olmadığını anlatıyor. Bunları anlatmasına rağmen, hem yazının başlığı hem de yazının sonlarında, “Marifetullah Allah’ı bilmek değil, anlamaktır, diyor.
Sayısız ilim ve fikir adamını, eserlerini, hayatını okudum. İslamoğlu gibi bilgide boğulan, bilgiyi toparlamasını bilmeyen, bilgi veren fakat anlamadığını izhar eden birine rastlamadım. Sınırlı olan aklın, “Mutlak Varlık” olan Allah’ı anlaması gerektiğini, anlayabileceğini söyleyecek kadar yolunu şaşırmış bir adam görmedim. Çok farklı saçmalayanlar var fakat İslamoğlu’nun saçmalaması, nev’i şahsına münhasırdır. Çünkü bu çeşitten saçmalamak, ilkokul öğrencilerinin seviyesiyle mütenasiptir. O yaşta ve o kadar çalışmayla bu şekilde saçmalamak, anlaşılır bir şey değil.
İslami ilimleri okumuyor olmalı. Kur’an-ı Kerim’i okuyor ve kıt Arapça bilgisiyle oradan mana çıkarmaya çalışıyor ve zıvanadan çıkıyor. İslami ilimleri disiplinli şekilde tahsil etse, “mahdut aklın”, “mutlak varlık” olan Allah’ı anlamasının imkansız olduğunu fark eder. İslami ilimler bir tarafa, teorik fizik okusa bu neticeye yine varır. Bunlar da bir tarafa, mantığı kullanmasını bilse, “yaratılmış olan” aklın, “yaratıcı varlık” olan Allah’ı anlamasının imkansızlığı apaçık bir konudur.
Anlamayan insanlarda bu problem çok derin. Anlaması çok kıt olanlar, anlamadıklarını da anlamadıkları için, aklın neyi anlayıp neyi anlamayacağını anlayamazlar. İslamoğlu, Kur’an-ı Kerim üzerinde çalıştığı iddiasıyla piyasa yapmış birisi. Bir konuya el attığında Ayet-i Kerim’e yazmak (veya okumak) suretiyle konuya vakıf olduğunu zannediyor ve piyasada böyle bir zan oluşturuyor. Kur’an-ı Kerim’i anlama hususunda bir santimlik derinliği olmadığını ne kendisi fark ediyor ne de piyasa. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Anlamadığını kendisi anlamazsa, saçmalamaya devam eder, piyasa anlamazsa müdahale eden olmaz. Böylece saçmalıklara tefsir muamelesi yapılmaya başlanır (Allah muhafaza).
*
Yazısında naklettiği Ayet-i Kerimeler, kendi meallendirmeleri olmasına rağmen, anlamaktan bahsetmiyor. Bakın…
“O’nu size gösterdiği gibi anınız.” (2: 198)
“O’nu, siz bilmiyorken size öğrettiği gibi anınız.” (2: 23)
Bu Ayet-i Kerimelerden hareketle Allah’ı anlamanın mümkün olduğunu ve anlaşılması gerektiğini nasıl çıkarır bir adam. İyi ki meallendirmeleri yaparken manaları istediği gibi yazmamış. Bunu söylememizin ciddi bir sebebi var çünkü kendine ait meal çalışması, Kur’an-ı Kerim olmaktan çıkmış ve istediklerini yazacak noktaya kadar varmış. Meali üzerindeki çalışmalarımızı ileride yayınlayacağız.
Allah’ı hakkıyla bilmek imkanı bile insanda ve insan aklında yokken, O’nu anlamak iktidarını insana bahşeden adam, ne kadar sığ olduğunun farkında değil. Yazının toplam kompozisyonu, insanların Allah’ı kendi istedikleri gibi anlama ve bilme çabalarını tenkit üzerine kuruludur. Bu nokta doğru, insanlar Allah’ı kendi tasavvurlarına göre tanımayacaklar, Allah, kendini nasıl tanıtmışsa öyle tanıyacaklar. Bu doğru fakat adamımız, Allah’ı, kendi tasavvuruna göre anlatıyor, hem de Kur’an-ı Kerim’den Ayet-i Kerimelerle… İslamoğlu, Ayet-i Kerimeyi naklettiği için kendisinin doğru anladığı zehabına kapılıyor, öyle ya kimse Kur’an-ı Kerim okumuyor, sadece kendisi okuyor. Naklettiği Ayet-i Kerimeler, Allah’ı zikretmekle ilgili olmasına rağmen, onlardan Allah’ı anlamak gerektiği ve bunun mümkün olduğu neticesini çıkarmakta hiçbir beis görmüyor.
Bütün bunları yaparken, zımnen (anlayanlar için sarahaten) tasavvuftaki sistemi tenkit ediyor. Marifetullahın Allah’ı anlamak değil bilmek olduğu zikredilen tasavvuf sistemindeki bilgi tasavvuruna (epistemolojisine) itiraz ediyor. Dev irfan külliyatını bir kalemde çizen adam, aynı yazı içinde defalarca sınırlı olan insanın mutlak olan varlığı anlayamayacağını tekrarladıktan sonra, “marifetullah Allah’ı bilmek değil anlamaktır” diyebiliyor.
Savrulmalarına bakın…
“Diyeceksiniz ki, insan Allah hakkında bilerek ne kadar konuşabilir? Daha insan kendisi hakkında konuşurken dahi tükeniyor. “Ben” diye başlayanın dahi “ben”i hakkındaki bilgisi sınırlı. Gözüyle gördükleri hakkında konuşurken yetersiz kalıyor. Hem gördüğünün sadece görünen kısmını gördüğü ve bir de onun görünmeyen kısmı olduğu için, hem de göz yanılttığı için. Ya “zuhurunun şiddetinden görünmeyen” Allah hakkında nasıl konuşsun insan?
Bu bir problemdir. Bu problemin tek sağlıklı çözümü vardır: Allah’ı yine kendi dilinden öğrenmek.”
Bahsini ettiği problem, kadim ve köklü bir meseledir. Bunu nasıl olmuşsa fark etmiş. Farketmiş ama anlamamış. Anlamamış olmalı ki, “problemin tek sağlıklı çözümü vardır: Allah’ı yine kendi dilinden öğrenmek” demesine rağmen (ki bu teşhis doğru) ondan sonra O’nu anlamak mümkündür fikrine dönüyor. İslamoğlu, öğrenmek, bilmek, anlamak mefhumları arasındaki farkı bilmiyor olmalı. “Öğrenmek” ifadesini kullanırken doğru bir teşhis yapıyor fakat öğrenmek ile anlamak arasındaki farkı idrak edemediği için öğrenmenin neticesini “anlamak” zannediyor. İzah edince çok basit görünen bu yanlışlar, İslamoğlu’nun dilinde ve kaleminde seri halde ortalığa dökülüyor.
Çok yaygın olarak kullanılan usul ve misaller var. Eserden müessiri tanımak gibi… Bu usulü anlamayan bir adamın, akıl terkibinde ne hale geldiğinin örneği İslamoğlu.
“Vahiy, “marifetullah”ın ilk mektebidir, fakat tek mektebi değildir. Kevni vahiy olan tabiat ve insan da marifetullahın mekteplerindendir. Esere bak müessiri tanı. Fiile bak faili tanı. Sanata bak sanatkarı tanı. Yarattıklarına bak Yaradan’ı tanı.”
Bu ifadeleri, (haşa) “Allah’ı anlamak mümkündür” düşüncesinin malzemesi yaparsanız ne hale gelirsiniz? Allah’ın yaratma ufkunu, gördüğünüz (göz, akıl ve ilim yoluyla gördüklerinizin hepsi) varlıkların toplamı zanneder ve yaratma kudretinin sınırını da bunlardan ibaret kabul etmeye kadar varır. Kainata bakmak ve onu anlamaya çalışmak, Allah’ı anlamayı mümkün kılmaz, sadece büyüklüğünün ve kudretinin sonsuzluğunun ipuçlarını verebilir. Allah’ın kudretini ne kadar büyük görürseniz görün, eğer sınırlandırıyorsanız, “Tevhid”i imha ediyorsunuz demektir.
İslamoğlu’nun naklettiğimiz ifadelerinde bir mahsur yok. Zaten sık kullanılan misallerdir ve bir usule işaret eder. Fakat bu misal ve usulden, Allah’ı anlamanın mümkün olduğu neticesini çıkarmak, ya kendi aklını bu işi yapacak kadar büyük görmektir ki, bu zan, uluhiyet iddiasıdır. Veya Allah’ın yaratma kudretini bilinebilen varlıklar toplamıyla sınırlandırmaktır ki, tevhidi imha eder. Veya… Söyleyecek şey çok da, bu adamın saçmalıklarıyla uğraşmak çok yorucu.
İslamoğlu, Allah’ı anlamak mümkündür derken, bunun yolunun, Allah’ın isimlerini anlamak olduğunu söylüyor. Allah’ın isimlerini bilmek onun “büyüklüğü” hususunda ipuçları elde etmeyi mümkün kılar. Bu durum ise bilmek fiili ile ifade edilir ki, buradaki bilmek de eksiktir. Hiçbir isim, müsemmasının ihtiva ettiği manayı tam olarak taşıyamaz, nakledemez. Bu sebeple lafza-i celal ismi, tüm isimlerini camidir ve has ismidir. Lafza-i Celal olan Allah isminin manasını ise anlamaktan aciziz. İsim ile müsemma arasındaki irtibatın ne olduğunu bile bilmeyen, İslam irfanından bu kadar uzak olan adam, Kur’an-ı Kerim uzmanı olarak salına salına geziyor.
Ne diyelim, Allah’a havale ediyoruz.
NURETTİN SARAYLI
nurettinsarayli@gmail.com

Share Button

MUSTAFA İSLAMOĞLU-3-“MARİFETULLAH ALLAH’I BİLMEK DEĞİL ANLAMAKTIR”” üzerine 3 düşünce

  1. sayın yazar yazıları iş olsun torba dolsun mantığı ile yazı kaleme almayın… Eğer Mustafa hocanın ordan kasteddiğini anlamayacak kadar çapınız darsa niye yazıyorsunuz

  2. Haydar bey, meselemiz, tam da sizin gibi anlayışlara dikkat çekmek. İslamoğlu\’nun o yazısındaki hatası, \"tevhid\" ile ilgili temel bir yanlış. Fakat onu takip edenler, \"zehirleniyor\" ve hassasiyetini kaybediyor olmalı. Tevhid meselesindeki hassasiyet kaybedildiğinde geriye ne kalır ki? Oysa siz meseleye hiç girmeden, çaptan bahsediyorsunuz, meseleye bir temas etseniz de çapınızı görsek. İslamoğlu\’nun çapını gördük…
    Nasıl oluyor da hassasiyetiniz yerinden kımıldamıyor? İslamoğlu\’nu seviyorsanız, yanlışlarını hatırlatın da bir faydanız olsun.

  3. Allahı bilmeyn yoktur. Hatta ahlaksız darvin bile gözün ve tavuz kuşunun yapısına bakınca ALLAHIN VARLIĞA İNANMAK ZORUNDA KALIYORUM Diyor. Bu adam dinsizlik dinine inanmış bir adam öyle ise marifet Allahı bilek değil,Allahı emirlerini anlamaktır. Tevhidi lütfen doğru algılayalım

    Tevhidi derin düşünenler değil, araya katalizör koyanlar bozuyor. onlarla uğraşın, mustafa hoca ile değil, ha bunun söylerken mustafa hoca hata yapmaz demiyorum, kula hatasızlık yüklersem ona en büyük kötülük yapmış olurum… siz dinin içerisine hurafe klatanlarla uğraşın bence

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir