NAKİBU’L EŞRAF MENSUPLARININ İSTİHDAMI

NAKİBÜ’L EŞRAF MENSUPLARININ İSTİHDAMI

Seyyid ve Şerif şubelerinden mürekkep “asil neslin” mensupları, resmi ve icbari surette olmamak üzere, devlet teşkilat şemasının hiçbir hücresinde vazifelendirilmemelidir. İhtiramın ikamesi ve ilelebet muhafazası için, ihtilaf kuyusunun kapısı asil nesle kapatılmalıdır.

Devlet, halk nezdinde kıymetli olsa da, iktidarla haşır neşir olmaktan kaynaklanan bir yozlaşma havzasıdır. Her ne yaparsanız yapın devlet cihazı zaman içinde çürür ve çürütür. Sıhhatli ve berrak kalması arzu edilen, böyle kalması şart olan müesseseleri, devletin dışında tutmakta azami fayda var. Devletin dışında tutulan ruh ve akıl sıhhati sabit mihrakları, zinde kuvvetler olarak devletin üzerinde bir tarassut mevkiine yerleştirmek ayrıca bir zaruret. Günlük hayhuya bulaşmayacak, günlük siyaset ihtilaflarına müdahil olmayacak zinde kuvvetler büyük sarsıntıların emniyet koludur.

***
Yine, resmi ve hukuki olmamak üzere, asil nesli, ilim, fikir, sanat sahalarına sevketmek, oralarda hayat sahaları açmak birçok sebeple misilsiz faydaları muhtevidir. Cemiyetin büyük hamle istidatlarının bu sahalarda inşa ve iktisap edildiği, keza bu sahalardaki gerilemenin başlıca çöküş sebebimiz olduğu malum. Nihayetinde muhafaza etmemiz ve diri tutmamız gereken asli sahalar bunlardır.

Devlet cihazı çürüyebilir, içtimai müesseseler yozlaşabilir, medeniyet müesseseleri mefluç hale gelebilir. Bütün bunlar zamanla gerçekleştiği görülen, yine gerçekleşeceği kabul edilen hadiseler mecmuudur. Her şeye rağmen bir bakiyenin muhafaza edilmesi, tüm diriliyle ayakta tutulması şart… Her sonun akabinde yeni bir başlangıç yapabilmeyi mümkün kılacak olan bu bakiye, ilim, fikir, sanat havzalarıdır. Bu havzaları ayakta tutacak temiz ve asil bir nesle muhtacız. Nakibü’l Eşraf makamı, teşkilat mensubu olan asil nesli, bu havzalara sevketmeli, dünyayı kurtaracak nesil hassasiyetiyle üzerine titremelidir.

***
İlim, tefekkür ve sanat sahalarının dışında sevk ve teşvik edilmesine cemiyet ve devlet olarak ihtiyaç duyduğumuz meslek, askerliktir. Mezunlarının subay olarak çıktığı askeri okullara gönderilmeli, subay kadrosunun ana damarı asalet abidelerinden teşkil edilmelidir. Ordu, dahili işlerde kullanılmadığı ve kullanılmayacağı için, devlet cihazının ve ihtilafların en uzağında olan tek resmi müessese mahiyetindedir. Böyle değilse bu hale getirilmelidir.

Savaş ile cihat, işgal ile fetih arasındaki asıl fark, askerin iman ve asaletinde mahfuzdur. Askerlik mesleği, imanın tecessüm etmiş, asaletin abideleşmiş halidir. İman, her ferdin deruni aleminde, tedrisat marifetiyle tesis, cemiyet örgüsüyle muhafaza edilir, asalet ise yüksek gayeler uğruna ölüm ile sarmaş dolaş yaşamayı göze almaktır. Asil Neslin tatbikat sahalarında ruh vermesi gereken ender meslek ve iş kolu, askerliktir.

Subay olan Seyyid ve Şeriflerin, kumandanlarının da aynı nesilden olmasına dikkat ve rikkat gösterilmeli, bu silsile Başbuğ makamına kadar çıkmalıdır. Böylece ordu bünyesinde bir asil silsile, bir temiz damar, bir temel sütun ikame edilmiş olur.

İslam Devleti, Üstadın beyanının aksine militarist değildir. Bu tespit ve itiraz, ordunun, Üstadın ifade ettiğinden daha az kıymette olduğunu göstermez. Kıymet tayini zaviyesinden militarist tabiriyle ifade edilecek kadar yüksek lakin devlet cihazında ve muhtevasında tek kelam sahibi olmayacak kadar da teferruat. Bütün bunlarla beraber söylemek lazımdır ki, ordu, Ahkam-ı İslamiyenin tatbiki hususunda, halka karşı değil, asilere karşı çelik irade, demir yumruktur. Ordunun halka karşı zulüm cihazına dönmemesi için, kalbinden beynine doğru inşa edilecek asil silsile ve temel sütun ihtiyacı had safhadadır. Kudretlileri koruyup, zayıflara zulmetmek gibi insanlık tarihinin en şerefsiz aleti haline getirilebildiği görülen orduyu, asaletin mümessili ve muhafızı haline getirebilmek için altın nesle muhtacız.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir