NİYE KAÇMIYORLAR?

NİYE KAÇMIYORLAR
Ergenekon terör örgütü ile başlayan, darbe davaları ile devam eden hukuki süreçte dikkat çekici bir kaç nokta var. Sanıkların kafi derecede itiraf furyasının başlamaması ve dışarıda bulunanların da yurtdışına kaçmaması… Özellikle 28 Şubat soruşturmasına konu olanların evlerinde polisin gelip yakalamalarını beklemeleri ilginç. Soruşturmanın birinci dalgasında yakalananların tutuklanmasına rağmen ikinci dalgadakilerin sırasını beklemesi, ikinci dalgada yakalananların tutuklanmasına rağmen üçüncü dalganın muhataplarının sırasını beklemesi ila ahir… Bu durum Ergenekon soruşturmasında da görüldü, balyoz soruşturmasında da…
Niye kaçmıyorlar veya niye itiraf etmiyorlar?
Ergenekon soruşturması ve davası ile balyoz soruşturması ve davasında genelkurmay, sanıkları, kurum olarak desteklemişti. Cezaevlerini ziyaretler, avukatlık ücretini ödemeler, ziyaretlerde verilen ümitler vesaire o davalardaki direnişi açıklıyor. Genelkurmayın açık desteğine rağmen tutuklandılar ve hala tutuklulukları devam ediyor. Bunu göre göre, 28 Şubat soruşturmasına konu olanların kaçmaması nasıl açıklanır? Üstelik 28 Şubat soruşturması, önceki soruşturmalara nispetle daha fazla bilgi ve belgeye (yani delile) sahip. Tutuklanacakları ve belki de yıllarca tutuklu kalacakları aşikardı. Yargılama neticesinde alacakları ceza, muhtemelen hayatlarının geri kalanını cezaevinde geçirmelerine kafi gelecek. Buna rağmen kaçmamaları nasıl açıklanır?
Avukatlar iyi bilir ki, aleyhine soruşturma başlatılan ve ceza alma ihtimali yüksek olan insanların psikolojik dünyaları, hızlı şekilde kaçmaya ayarlı hale gelir. Nasıl kaçacağını, kaçak olarak nasıl yaşayacağını, yakalanmamanın metotlarını öğrenmeye başlar. Bunlar neden kaçmıyor? Tamam her soruşturmada bazıları kaçtı ama kaçanların sayısı dikkate alındığında önemsiz kaldığı görülüyor.
*
İlk soruşturma ve davalara muhatap olanlar, bir kahraman edasıyla girdiler cezaevlerine. Ordunun ve bir kısım medyanın arkalarında olduğuna inandılar ve mutlaka kurtarılacaklarını düşündüler. Mutlaka kurtarılacaklarına inandıkları için, tutuklanmayı, “kahramanlık” için bir fırsat kabul ettiler ve direndiler. Bazı generallerin (mesela Çetin Doğan’ın) cezaevine girerken takındığı tavır ve eda, “tarihin en büyük kahramanı benim” der gibiydi. İlk soruşturma ve davalara muhatap olanların psikolojik organizasyonları mukavemete ayarlıydı çünkü mukavemet için tüm şartlar mevcuttu. Geçen zaman içinde psikolojik direniş mevzilerinin çökmesi gerekmiyor muydu? Az zaman geçtiği için direnişin kırılmadığını düşünmek mümkün mü? Belki… Fakat burada önemli olan nokta, geçen zamanın miktarı değil, destek kuvvetlerinin (merkezlerinin) çökmesi değil mi? Ümidi kıran önemli unsurlardan biri zamandır ama zamandan daha önemli olan ümit kaynağının çökmesi değil midir?
28 Şubat soruşturmasının karşısında direnecek bir merkez yoktu ki. Soruşturmadan sızan bilgilere göre, genelkurmay, savcılığın istediği bilgi ve belgeleri veriyor. Daha önceki soruşturmalardan genelkurmayın savcılıklara yardım etmemesi yargı sürecini fevkalade zorluyor ve yavaşlatıyordu. Oysa şimdi durum çok farklı görünüyor. Buna rağmen neden kaçmıyorlar?
2011 seçimlerinde ahmakça da olsa Akparti’nin iktidar olamayacağını ve eski dönemin tekrar geleceğini beklediler. Bu ümitle seçime kadar sabrettiler. Seçim neticesi onlar için şok edici değil miydi? Direnişleri nasıl oldu da kırılmadı ve neden kaçmıyorlar? 2015 seçimini bekliyor olamazlar çünkü artık kamuoyu araştırmalarına da itiraz edemez oldular. Kamuoyu araştırmaları ise Akparti’nin oyunun hala yüzde ellinin üstünde olduğunu (hala arttığını) gösteriyor.
*
Bizim göremediğimiz bir ümit kaynakları mı var? Bir müddettir bunu merak ve takip ediyorum. Göremediğimiz, anlamadığımız, farkedemediğimiz bir ümit kaynakları var mı? Hem içerideki gelişmeler hem de dünyadaki gelişmeler hiçbir ümit ışığı yakmıyor. Ama adamlar direniyor, ilginç. Gerçi balyoz gibi önceki soruşturma sanıkları gibi kahramanlık türküleri söylemiyorlar. Sanki kaderlerine razı olmuş gibi “boynu bükük” şekilde cezaevlerine giriyorlar. Bu manzaralara bakınca direnişin kırıldığı görülüyor. Direniş kırılıyor ama kaçmıyorlar… Anlaşılır gibi değil. Ama bunu anlamalıyız, bu konu açıklığa kavuşmazsa ciddi bir problemle karşı karşıyayız demektir.
28 Şubatı yapanların İsrail ve ABD irtibatları, o ülkelere kaçmalarına müsaade edecek kadar yoğundu. Bunların bir kısmının aynı zamanda Yahudi asıllı olması, İsrail’e ve ABD’ye kaçmalarına imkan verecek, orada rahatça yaşamalarını mümkün kılacak münasebet ağına sahip olduğunu gösteriyor. Öyleyse neden kaçmadılar? Yaşları altmışın üzerinde olanlar, mesela on yıl hapsi nasıl göze alabilir? İsrail veya ABD’de rahatça yaşama imkanı varken, ömrünün geri kalanını hapiste geçirmeye nasıl ikna olmuşlardır? Bu tavır, tabii bir hal değil.
Yabancı ülkede hür yaşamak yerine kendi ülkesinde hapiste yaşamayı tercih edecek kadar vatansever insanlar mıdır? Veya vatanseverlik bu kadar saçma ve savruk bir duygu mudur? Vatansever olmadıklarını biliyoruz, İsrail’e verilen ihalelerde vatanlarına değil, İsrail’e faydalı oldukları aşikar. Bu vatanseverlikse eğer, “ikinci vatanını” sevmektir. Türkiye’yi birinci vatan kabul edenlere göre ise o işler vatana ihanet suçunu oluşturuyor.
Sürekli tekrar ediyoruz, neden kaçmıyorlar? Kaçmaları için çok sayıda sebep ve kaçabilmeleri için de imkan varken neden kaçmazlar? Yoksa biz yanılıyor muyuz, kaçma imkanları yok mu? İsrail ve ABD mahfillerindeki adamlar, bunları kullandı ve paçavra gibi attı mı? Veya bu adamlar İsrail veya ABD’ye kaçtığında, Türkiye’deki İsrail ve ABD lobisi açığa çıkacağından dolayı, bakiyesinin de tasfiye olacağından mı korkuyorlar? Böyle bir ihtimalde, Türkiye’deki tüm Yahudi kökenlilerin (özellikle de ismi Müslüman olup da, gizli Yahudi olanların) devletten temizleneceği için, bu adamlar feda mı edildi? Böyle bir gelişme, ABD ve İsrail’in Türkiye lobisine vurulabilecek en büyük darbe olurdu. Sürekli tekrarladığımız sorunun muhtemel cevabı bu olabilir mi? Bu kadroların içindeki Yahudi ve masonlar olanlar için yabana atılacak bir ihtimal değil.
Sorunun başka cevapları olabilir mi? Elbette… Mümkün olan (ufkumuzun ulaştığı) tüm ihtimalleri taramakta fayda var. Akparti’nin girdiği tüm seçimleri kazanması, umumiyetle de her seçimde oyunu arttırması siyasi alandaki ümit kaynaklarını kurutmuş olmalı. Ordunun (özellikle genelkurmay seviyesinde) verdiği desteğin son genelkurmay başkanı ile tükendiğine kanaat getirmiş olmalılar. Medya ve kamuoyu ise, 28 Şubat soruşturması ile kendi derdine düştüğüne göre orada da ümit kalmamış olmalı. Halkın ayaklanıp kendilerini cezaevlerinden kurtaracağına da inanacak kadar ahmak değillerdir herhalde. Bütün bunları topladığınızda ortaya çıkan bir ihtimal var; psikolojileri kendi içine çöktü.
Psikolojileri kendi içine çökmüş olabilir mi? Ahiret inancı olmayan insanların ümitsizlik halleri umumiyetle böyledir. Bu ihtimal görmezden gelinecek kadar önemsiz değil. Bu ihtimalin alametleri var mı? Var. Önceki soruşturmalardaki savunma üslubu ile şimdikilerin savunma üslubundaki fark, en büyük alamet. Öncekilerin savunmaları umumiyetle suçlayıcı mahiyette, “ben suç işlemedim, yaptığım işler ise suç değil, siyasi iktidar sivil darbe yapıyor siz de (yargı) o darbenin gönüllü tetikçilerisiniz” gibiydi. Andıç ve 28 Şubat soruşturmasında ise, “emir-komuta zinciri ile yaptık, emirleri yerine getirdik” türünden. Yani mahcup, suçlu, utangaç… Eğer bir suç varsa, o suçu kumandanlarının emrettiğini ifade eden suçlu çocukların edası… Tabii ki görünüşe aldanmamalı. Sadece bir ipucu işte…
Psikolojik çöküş de değilse, ümit kaynaklarını bilmemiz gerekiyor. Hala ümitlerini korumaları, o ümit kaynaklarının üzerine gitmeyi gerektirecek bir stratejiyi şart kılar. Bu kadar mesafe aldıktan sonra faka basmanın alemi yok. Nedir bu işin sırrı, bilmeliyiz, anlamalıyız.
*
Darbecilerin son ümitleri “umumi af” olabilir mi? Kürt meselesinin çözümü için bir kesimin gerekli gördüğü umumi affın ilan edileceğine mi güveniyorlar? Bütün siyasi suçların affedileceği bir umumi affın kendilerini de kapsayacağını mı düşünüyorlar? PKK üyelerini kapsayacak bir af kanununun kendilerini de mecburen kapsayacağını, aksi takdirde umumi af kanunu çıkarılamayacağına mı inanıyorlar? Aslında bu ihtimal zayıf da değil. Kürt meselesinin çözümü, öyle ya da böyle bir affı gündeme getirecek. Belki umumi, belki kısmi olacak ama mutlaka bir af kanunu çıkarılacak.
Kürt meselesinin çözümü ne kadar af noktasında düğümleniyorsa, af meselesi de darbe davalarında düğümleniyor. Hükümet Kürt meselesini af kanunu çıkarmadan çözeceğine inanıyor olamaz. Fakat af kanunu çıkarıldığında darbecileri de kapsayacağı için on yıllık emek boşa gidecek. Bu çok ciddi bir handikap. Kürt meselesini afsız çözebilme maharetini göstermekten başka bir yol görünmüyor ama böyle bir mahareti hükümetten beklemek, ağzıyla kuş tutmasını beklemekten daha ağır değil mi?
Meseleye başka açıdan da bakılabilir. Bir umumi af ile hem laik-cumhuriyetçilerle, hem de Kürtlerle barışmak mümkün görünüyor. Böyle bir siyasete karşı çıkması beklenen sadece MHP olur. Umumi affı istemeyecek, ondan faydalanamayacak olan sadece MHP gibi görünüyor. Bir adet tutuklu milletvekili (Engin Alan) olan MHP, o milletvekili için böyle bir siyasete destek vermez. Sadece Kürt meselesinin çözümünde uygun bir “şartname” oluşturulursa MHP destek verebilir. Veya kamuoyu baskısı ile MHP ikna edilebilir/mi?
Böyle bir planlama, ülkedeki ana siyasi akımların desteğini alabilir. Tarafların samimi bir şekilde konuya yaklaşmaları halinde ciddi bir mutabakat gerçekleşebilir. Belki de cumhuriyet tarihinde ilk defa bu çapta ve yaygınlıkta içtimai ve siyasi mutabakat (konsensüs) oluşturulabilir. Mümkün mü? Kim bilir? Bu günden bakınca mümkün gibi görünüyor.
Eğer böyle bir yola gidilecek olursa, çıkarılacak af kanununun, “şartlı salıverilme” şeklinde olması gerekiyor. Affedilecek olurlarsa yeniden aynı işleri yapmaya (suçları işlemeye) devam edeceklerdir ama şartlı salıverilme şeklinde olursa, ilk teşebbüslerinde eski suçları da dahil edilerek infaz yapılacağı için cesaret edemeyeceklerdir. Bu mesele ayrı bir yazı konusu…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir