NİZAM-TEŞKİLAT-DEVLET

NİZAM TEŞKİLAT DEVLET

*Teşkilat ve devlet
Devlet, bir ülkedeki en büyük teşkilattır. Teşkilat-ı Esasiyedir. Millet (veya halk) teşkilatı, milletin (veya halkın) teşkilatlanmasıdır. Bu sebeple de, çatı teşkilatıdır, teşkilatların tamamının üzerinde koruyucu bir teşkilat vazifesi görür.
Devlet teşkilatının ne kadar iyi olduğu, ne kadar doğru kurulduğu, ne kadar faydalı olabildiği, halkın “teşkilat kurma maharetine” bağlıdır. Bir ülkede yaşayan halkın teşkilat kurma mahareti sıfırlanmışsa, o ülkede teşkilat değil, bir tür işgal vardır.
Açık ve gizli müstemleke ülkelerinde, müstemleke (sömürge) idareleri, yerli halkta iki özelliğin gelişmesini istemez, müstakil tefekkür ve teşkilat kurma mahareti… Bu iki özellik, hürriyetin ön şartıdır ve kafi şartıdır. Bu özelliklerin her biri diğerini doğurur ve besler. Bu özelliklerden biri gerçekleşmişse, diğerinin doğum zamanı yakındır.
Özellikle gizli müstemleke ülkelerinde (Türkiye gibi) halkın teşkilat kurma maharetinin gelişmemesi için, diktatoryal siyasi rejimler kurulur ve bir yönetici elit sınıf oluşturulur. Halkın teşkilat kurma ve idare etme maharetinin gelişmesi, idareci sınıf oluşmasına mani olur, bu sınıfın imtiyazını elinden alır.

Türkiye’de, cumhuriyet dönemi boyunca Kemalist elitler, devlet üzerinde özel mülkiyet iddia ettiler. Bu iddialarını doğrulatmak, sürdürebilmek için, ülkede kurulan tüm teşkilatlar periyodik olarak kapatılmıştır. Darbe zamanlarında veya darbe dışında yargı eliyle kapatılmıştır. Bu şekilde kapatamadıkları teşkilatları muhtelif ablukalara alarak batırmış, iflas ettirmiş, şaibeye bulaştırmış ve kapatmışlardır. Bu ülkede öyle zamanlar oldu ki, “örgüt” kelimesi “kanundışı” (illegal) mana taşımaya başladı, hala az çok kanundışı tedailer taşıyor. Oysa örgüt kelimesi, teşkilat kelimesinin uydurukçası… Hepsi bu kadar…
Devlet üzerinde özel mülkiyet iddiasını sürdürebilmenin en sağlam yolu, imtiyazlı sınıf dışındaki halka teşkilat kurma ve idare etme maharetlerini kazandırmamaktır. Sürekli kapatılan teşkilatlar, ne teamüllerini, ne kurallarını oluşturabilmiş ne de tecrübe biriktirebilmiştir. Seksen yıllık cumhuriyet döneminde bu tür bir tecrübe, teamül, ahlak ve arşiv intikali yoktur, sadece cemaatlerin, teşkilatlarında değil de içtimai havzasında ve hafızasında bir birikim oluşmuştur.
Herhangi bir teşkilat ile devlet teşkilatı arasında mahiyet farkı yoktur, fark, kullandıkları vasıtalar ve imkanlarla ilgilidir. Devlet, kanun koymak, silahlı güç kullanmak gibi farklı alet ve vasıtalara sahiptir, bunun gibi alet ve imkan farkından başka, mahiyete dönük bir fark bulunmaz.
Teşkilat kurma ve yönetme maharetine sahip olan insan kaynağı ne kadar artarsa o nispette ülkenin ve milletin tepesinde bulunan devlet “iyi” olur. Halkın kahir ekseriyeti bu maharete sahip olamasa da, imtiyazlı sınıf oluşmayacak kadar çok sayıda insanın teşkilatlanmayı bilmesi gerekir. Bir ülkede, sadece o ülkeyi yönetecek sayıda teşkilattan ve idareden anlayan insan kaynağı (kadrosu) olduğunda, imtiyazlı sınıf kaçınılmaz olarak meydana gelir.
Bir ülkede ne kadar az teşkilat kuracak ve idare edecek kadro varsa, o ülkedeki devlet o kadar kötü, o kadar ceberrut, o kadar zararlı olur. İmtiyazlı sınıf, gerçekten kendilerinden başka devleti yönetecek insan kaynağı olmadığını gördüğünde, devlet üzerinde özel mülkiyet kurar. Başka yönetebilecek kadro olmaması halinde rekabet ve mücadele olmayacağı için, özel mülkiyet iddiası kendiliğinden oluşur.
Teşkilat kuracak ve yönetecek maharete sahip olmayanlar, siyasi mücadele yapamazlar, rejime karşı mücadeleyi hiç yürütemezler. Siyaset tarihi, sayısız siyasi muhalefetin, teşkilat kuramadıkları, kurduklarını yönetemedikleri için hedefine varamadan çözülen, çürüyen, yok olan misallerle doludur. Birçok siyasi hareket mücadele ettiğini zanneder lakin aslında mücadele etmediklerini bilmezler. Bir mahalleyi bile idare edemeyen siyasi düşünceler ve hareketler, rejimi değiştirme iddialarıyla sahaya inerler, ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını bilmedikleri için de bir sürü insanın boş yere başını derde sokarlar.
Teşkilat kurabilen, idare edebilen, bunu halka gösterebilen bir kadro mutlaka büyür, güçlenir, gelişir. Teşkilat kurma ve idare etme mahareti öyle tılsımlı bir güç oluşturur ki, temelindeki düşüncenin tüm saçmalığına rağmen belli menzillere kadar ulaşabilir. “Saadet zinciri” oluşturan dolandırıcılık teşkilatları, teşkilat kurma ve idare etme maharetinin en bariz misalidir. Temelindeki düşünce “dolandırıcılık” olmasına rağmen belli menzillere kadar ulaştıkları malum… Buna mukabil, temelinde saf, temiz, samimi düşüncelerin olduğu teşkilatlar, kurucu ve yönetici kadroların zafiyetinden ve beceriksizliklerinden dolayı sıhhatli kurulamıyor, yönetilemiyor veya hızlı şekilde yıkılıyor.
Bu milletin ayağa kalkması için hızlı şekilde teşkilatçılığı öğrenmesi, anlaması, maharet haline getirmesi gerekiyor. Bu sebeple, on yaşından itibaren herkesin mutlaka bir teşkilata üye olması, teşkilat içinde yetişmesi, teşkilatı hayat haline getirmesi şart. Teşkilat, çocuğun hayat havzası olmalı, onun içine doğmalı, onun içinde büyümeli, onunla birlikte yaşamalıdır.

*Teşkilat ve medeniyet
Medeniyetin muhteva (ve fikir) ile ne kadar alakası varsa, medeniyet inşasının da teşkilat ile o kadar alakası var. Sahip olunan (veya mensup olunan) bilgi ve fikir kaynağı, medeniyet kuracak muhteva ve hacme malik değilse medeniyet tasavvuru, ufku ve fikri oluşmaz. Bununla beraber, o kaynağa mensup olanlar, teşkilat fikrine ve tatbikatına, kurucu fikir ve kurucu şahsiyete ulaşamadıklarında, fikir kafi olsa bile o kaynaktan medeniyet inşa etmek mümkün olmaz.
Medeniyet için bilgi ve fikir kaynağı, o kaynaktan süzülmüş medeniyet fikri ve tasavvuruna ihtiyaç var, bu ihtiyaç kadar da o kaynağın mensuplarında kurucu şahsiyet inşasına ihtiyaç duyulur. Bir şeyin kendi kendine olması beklenmez, bir şeyin olması için gereken ihtiyaçları bilmemek mazeret sayılmaz.
Teşkilat, fikrin tatbik manivelasıdır, vasıtasıdır, yoludur. Fikir var ama teşkilat yoksa hiçbir netice yoktur. Teşkilat var ama fikir yoksa, ortalık gürültüden yaşanmaz hale gelir.
Medeniyet, en kısa tarifiyle, teşkilatlılık halidir. Cemiyetin teşkilatlanmış hali, teşkilatı hayat haline getirmiş halidir. Medeniyetin başka bir kısa tarifi ise, nizamlılık halidir ki, bu dahi teşkilatlılık hali ile kabildir. Medeniyete en uzak hal, kaostur ve başıbozukluktur.
Hayatın nizami akışını temin eden “büyük fikir”, medeniyettir. Medeniyet, yüksek fikirdir, bir manada fikrin havzasıdır, iklimidir. Medeniyet fikri ve havzası, bir taraftan fikrin nizami imalini mümkün kılar diğer taraftan hayatın nizami akışını… Bu cihetle medeniyet havzası, fikir ile fiil arasındaki münasebeti teşkilat ve teşkilatlılık haliyle kurar. Fikir ile fiil arasındaki münasebetin ferdi çerçevede kalması, en derin fikre sahip olan mütefekkiri bile bedevi bir hayata mahkum eder. Medeniyet, fikir ile fiil arasındaki münasebetin teşkilat marifetiyle kurulmasını, bu yolla ferd ile cemiyetin harmanlamasını mümkün kılan muhteşem terkiptir.
Ferdi oluşların içtimai havzasını, içtimai oluşların ferdi kaynaklarını (ve faillerini) temin eden medeniyet iklimi, ferd ile cemiyet arasındaki münasebeti, doğrudan değil teşkilat ve müessese marifetiyle gerçekleştirir. Teşkilatlar (müesseseler), bir taraftan ferdi oluşların imkan ve şartlarını temin eder diğer taraftan içtimai oluş süreçlerinin ferdi kaynaklarını harekete geçirir. Her iki oluşu ve oluş süreçlerini harmanlayan, mayalayan, birbirine bağlayan, birbirine muhtaç eden, birbirinin ihtiyaçlarını karşılayan muhteşem ve nizami örgüye medeniyet diyoruz. İşte bu örgünün ilmekleri teşkilatlardır.
Fertler arasındaki münasebetler ile ferd ve cemiyet arasındaki münasebetler doğrudan olduğu takdirde, birçok problemi davet eder. Şahıslar arasındaki münasebetin teşkilat (müessese) üzerinden yürümesi, ferdi, nefsi, akli, hissi birçok problemin süzülmesini, fevri davranışların zapt edilmesini mümkün kılıyor, bununla beraber cahillik, akılsızlık, tecrübesizlik gibi birçok zihni zafiyetin zararlı neticelerinin ortaya çıkmasını engelliyor. Teşkilatların (müesseselerin) ömrü insan ömründen uzundur (normalde böyledir, Türkiye’de hala bu hale gelemedi), birçok neslin tecrübesi teşkilatlarda birikir, bu sebeple teşkilat mensuplarının on beş yaşındaki bile, yalnız yaşayan elli yaşındaki insandan daha fazla tecrübe sahibi olabilir.
Medeniyet, teşkilat değil, teşkilatlılık halidir, hem de yoğun teşkilatlılık hali. Teşkilat yoğunluğunun derecesi doğru seviyeye çıkmış ve o seviyede durdurulmuş ise, cemiyet için teşkilatlılık hali sağlanmıştır. Teşkilatlılık halinin yoğunluk derecesinin lüzumundan fazla artırılması, hayatın akışını yavaşlatır hatta durdurur. Teşkilatsızlık hali kadar ihtiyaçtan fazla teşkilat yoğunluğu da zararlıdır. Teşkilatlılık halinin yoğunluk derecesinde kıvamın ölçüsü, teşkilatların hayatın akışını (devamını) kolaylaştırma imkanıdır, akışı kolaylaştırmak yerine zorlamaya, yavaşlatmaya başlamışsa, teşkilat yoğunluğu ihtiyaçtan fazladır. Kıvamını bulmuş teşkilat yoğunluğu, medeniyetin istikrar kazanmış halidir.
Bir millet veya halk veya ümmet; teşkilat kurma, idare etme, sürdürebilme maharetine ne kadar sahipse, medeniyet kurma istidadına o kadar maliktir. Keza bir halk, teşkilatlılık halini ne kadar itiyat haline getirdiyse, hayatı o kadar nizami bir altyapıda, o kadar kolay, o kadar rahat yaşar. Aksi takdirde kaosa mahkum olur, sürekli varlık-yokluk mücadelesine savrulur, hayatı yaşama imkanından mahrum hale gelir.
AHMET SELÇUKİ ahmetselcuki2012@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir