NUMAN KURTULMUŞ’UN DİKKATİNE…

Numan Kurtulmuş, Saadet partisinden ayrılmak zorunda kaldı. Yeni bir parti için çalışmalara başladığına dair haberler geliyor. Eski partisini (Saadet Partisini) dönüştürmekte ne kadar zorlandığını bildiğine göre, kuracağı partinin de dönüştürülmesi gereken bir parti olmaması lazım. Ki iyi bir parti kurabilmiş olsun…
Siyasi partilerin hedefi, iktidar (Hükümet) olmaktır. Devleti yönetmeye talip olmak… Devleti, milleti ve ülkeyi yönetmek… “Nasıl bir parti?” sorusunun cevabının aranacağı konu başlığı bu…
Ülkeyi yönetmeye talip olmak, özet olarak, ülkede yaşayan her vatandaşın problemlerine çözüm üretmek, ihtiyaçlarını karşılamak demektir. Halkın bir kısmının ihtiyaçlarını, taleplerini karşılamak, problemlerini çözmek, düşüncelerini tatbikata geçirmek için kurulacak siyasi teşekküller, halkın tamamını nasıl muhatap alır? Bu sorudan hareketle ulaştığımız soru, siyasi partilerin bir dünya görüşü veya fikir sistemi olmalı mıdır? Bu sorunun devamı şu sorudur; muayyen bir dünya görüşüne bağlı olan parti, o dünya görüşüne mensup olmayan insanların (halk kesimlerinin) problemlerini çözebilir, ihtiyaçlarını karşılayabilir mi? Ve şu soru; parti, bağlı olmadığı dünya görüşüne mensup insanların problemlerini anlayabilir mi? Ki çözebilsin…
*
Türkiye’deki siyasi partiler, “kitle partileri” ve “fikir partileri” olmak üzere iki çeşit olarak kurulmuştur.
Kitle partileri, herhangi bir dünya görüşüne sahip olmadıkları için, hayatın hiçbir alanında “fikir” sahibi olmamışlardır. Zaten böyle bir “lüzuma” inanmamışlardır. Fikir sahibi olmamak, ne olduğunu izah dahi edememektir.
Kitle partileri, fikir sahibi olmadıkları için, iki fonksiyonu üstlendiler. Birincisi, taraftarlarının (aslında yönetici küçük bir elitin) ticari kuruluşu olmuş, ikincisi, askeri vesayetin kendini kamufle etmesini mümkün kılan “sivil kanat” halinde çalışmıştır. Fikir sahibi olmadıkları için askeri vesayete mukavemet edebilmenin lüzumuna dahi inanmadılar. Zaman zaman askerin, kendilerinin de üstlerine gelmelerinden dolayı mukavemet etmek istemişlerse de, fikir sahibi olmadıkları için mukavemetin ruhi, zihni ve akli kaynaklarını üretemediler. Keza fikir sahibi olmadıkları için taraftarlarına ticari (maddi) menfaat temin etmekten başka bir vaatlerinin olması mümkün değildi. Siyaset yoluyla maddi menfaat temin etmenin yolu ise “yolsuzluk” yapmaktır. Netice olarak “kitle partileri”, bu ülkenin günahlarının, askeri diktatörlükten sonraki sorumlularıdır.
Kitle partilerinin herhangi bir dünya görüşüne mensup olmamasından dolayı halkın tamamının problemlerini çözebileceği zannedildi, uzun süre… Oysa fikir sahibi olmamak, hiçbir şey olmamaktı. “Hiçbir şey olmayanlar” her şeyi istismar ettiler. Zira hiçbir şey olamayanlar, menfaatlerine kilitlenmiş olan “iğrenç kişilikler” ürettiler ve asla “şahsiyet” sahibi olamadılar. Hiç olanlar, Kemalist ordunun karşısında hiç direniş göstermediler. Bu ülkede insanların problemlerinin çözülebilmesi için Kemalizm’in tasfiye edilmesi gerekiyordu, zira ülkenin ve milletin ilk problemi Kemalizm’di.
Fikir partileri ise başka türlü problemler yaşadılar. Bunların bir kısmı, kendi dünya görüşünün mensuplarının dışında kalan insanların meseleleriyle ilgilenmediler. Doğrusu ilgilenebilme imkanları da yoktu. Zira hiçbir fikir partisi, mensubu olduğu dünya görüşünü derinliğine anlamamıştı. Bazı dünya görüşleri ise, zaten diğer dünya görüşlerine mensup insanların meseleleriyle ilgilenme imkanını teorik olarak üretmemişdi. Dünya görüşünün muhtevası, başka dünya görüşlerine mensup insanların meseleleriyle ilgilenme imkanı sunmuyorsa, kendisine inanan insanlardan başka bir davranış beklemek zaten kabil değildir.
Sosyalist ve Marksist partiler, başka dünya görüşlerine mensup insanların meseleleriyle ilgilenemezlerdi. Zira bu dünya görüşleri, “başka hayat gerçekliklerini” kabul etmiyorlardı. Keza faşist, ırkçı ve nispeten de milliyetçi partiler için de aynı durum sözkonusuydu. Hatta bu ikincilerin sınırları, fikri olmaktan daha ziyade insanların ana-babaları ile ilgiliydi. Başka ana-babadan (başka ırktan) olan insanların meseleleriyle ilgilenmeleri ideolojik olarak (nasıl ideolojiyse) imkansızdı. Geriye sadece Müslümanlar (veya İslamcılar) kalıyordu.
İslamcılar, cumhuriyetin kurulmasından itibaren uzun süre, değil siyaset, hayat sahnesinden bile uzaklaştırıldılar. Varlıklarını muhafaza edebilmek için geliştirebildikleri “cemaat” örgütlenmesi, geçen zaman içinde yerleşik hale geldi. Cemaatleşmenin yerleşik hale gelmesi ve başka türlü örgütlenme şekillerinin uzun süre gerçekleştirilememesi, harikulade bir örgütlenme tarzı olan cemaatleşmeyi, millet ve ümmet olmanın önünde engel haline getirdi. Ufuk daraldı, İslami anlayış, “küçük hayat gerçekliklerine” sıkıştı.
Çok partili rejime geçilmesiyle parti kurmanın önündeki mevzuat engelleri kalkmasına rağmen, uzun süre parti kurulmadı. Bu bir tercih değildi. Tercih olsaydı, hürmet etmek gerekecekti. Parti yoluyla siyasi mücadele yapmak yerine başka mücadele şekillerinin tercih edilmesi, stratejik tercih olarak kabul edilebilirdi. Bunun tercih olmadığı, 1950 yılından beri Müslümanların başka partiler (sağ-merkez partiler) ile temas halinde olmalarından belliydi. Merkez-sağ partiler ile temas halinde olmak ve öyle kalmak, sahip olunan ufkun, parti kurabilecek kadar bile büyümediğini gösterir.
Parti yoluyla siyasi mücadelenin içinde olan Müslümanlar için, MSP teşebbüsü, bir ufuk sıçramasıdır. Bu parti ile Müslüman kadrolar, kendi partilerini kurmaya cesaret edecek seviyeye gelmiş oldular.
Necmettin ERBAKAN, siyasi parti teşekkülünü, Müslümanların siyasi şemsiyesi haline getirmeliydi. Bunu gerçekleştirmek bir tarafa, parti bir müddet sonra cemaatlerden bir cemaat haline geldi. Diğer cemaatlerle arasında biteviye bir tartışma, sataşma ve mücadele sürdü gitti. Necmettin ERBAKAN, kendi bağlı olduğu dünya görüşüne mensup insanların meseleleriyle ilgilenebilme ve problemlerini çözebilme maharetini bile gösteremedi. Dolayısıyla Müslümanları partisinde cem edemedi.
Aynı dünya görüşüne mensup insanların meseleleriyle ilgilenemeyen MSP, RP, FP ve SP çizgisinin, ülkede yaşayan başka dünya görüşlerine mensup insanların meseleleriyle ilgilenebilmek için gereken fikri altyapıyı oluşturması beklenemezdi. Oysa aynı siyasi coğrafya içinde yaşayan insanların tamamının meseleleriyle ilgilenme düşüncesine en aşina olanlar, Müslümanlardı. Zira İslam, siyasi hakimiyeti altındaki tüm insanların hayatlarını en güzel şekilde yaşayabilmesine imkan veren bir dünya görüşü ve tatbikatı üretmişti.
İslam devletinde yaşayan gayrimüslimler, kendi ahlaklarını, kendi kültürlerini, kendi hayat tarzlarını ve kendi hukuklarını yaşama ve tatbik etme hak ve hürriyetine sahiptirler. Günümüz dünyasındaki en ileri demokrasilerde bile hala bu kadar geniş bir hayat ve hürriyet alanı, bu kadar geniş bir hak listesi yoktur. İçinde yaşadığımız çağda hala, hürriyetçi olduğu zannedilen demokrasilerin bile hayalini kuramadığı bu ufuk, İslam tarafından on dört asırdır tatbik edilen bir sistemdi. En hürriyetçi olanların bu gün bile rüyalarında göremedikleri bu hadise, asırlardır, İslam tarafından “gerçek” haline getirilmişti.
Böyle bir nazari kaynağa ve tarihteki tatbikat birikimine rağmen Müslümanların, içinde yaşadıkları cemiyetin (milletin, ülkenin, devletin ve dünyanın) farklı fikir ve hayat tarzına sahip insanların meseleleriyle ilgilenmemesi beklenmez. Ne var ki, Müslümanlar kaç asırdır kendi meseleleriyle bile hakkıyla ilgilenemez olmuşlardı. Böyle bir fikri zafiyet içindeyken, başka dünya görüşlerine mensup insanların meseleleriyle ilgilenmeleri nasıl mümkün olabilir?
Müslümanların son birkaç asırdır zor durumda olmalarından dolayı bazı zafiyetlere düştükleri anlaşılabilir bir haldir. Fakat devasa bir tecrübe birikimine rağmen başka dünya görüşlerine mensup insanların meseleleriyle ilgilenebilme düşüncesine aşina olmaları gerekmez mi? En azından aşina olmak… İslam’ı anlamakta bu kadar mı acziyete düştük?
*
Numan KURTULMUŞ bir parti kuracaksa, hem tüm Müslümanların meseleleriyle ilgilenebilmenin fikri altyapısını, hem ülkedeki diğer hayat tarzına sahip insanların meseleleriyle ilgilenebilmenin hacimli aklını, hem de dünyadaki tüm insanların meseleleriyle ilgilenebilmenin geniş ufkunu oluşturmalı.
Türkiye, Müslümanların, her konuda fikirlerinin bulunduğunu, her insanın meselelerine aşina ve vakıf olduğunu, dünyada cereyan eden her hadisenin, kendi ufuk alanları içinde gerçekleştiğini görmeli. Müslümanlar, hem kendilerinin ve hem de Müslüman olmayan insanların meselelerini, dünyadaki her insandan, her dünya görüşünden, her felsefi cereyandan daha hacimli ve daha doğru şekilde görebilmeli, fark edebilmeli, anlayabilmeli, çözümler üretebilmeli, tatbikatlar gerçekleştirebilmelidir. Madem parti marifetiyle siyasi alanda boy göstermek isteniyor, öyleyse hakkı verilmeli.
İslamcı parti kurmanın ülkedeki pozitif mevzuatla mümkün olmadığını biliyoruz. Fakat siyasi projelerin ve projeksiyonların, çözümlerin ve tatbikatların gerekçelerinin İslam’dan alınmasına mani bir durum yok. Numan KURTULMUŞ’UN DİKKATİNE…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir