NY Times Gazetesinde Yayınlanan, Hüseyin Gülerce’nin de Demeç Verdiği Haberin Tam Metin Tercümesi

Son zamanlarda gündemi işgal eden soruşturma üzerine, Amerika’nın Newyork Times gazetesinde yayınlanan, Zaman yazarları Hüseyin Gülerce, Ali Bulaç ve Sabancı Üniversitesi siyaset bilimi profesörü Ersin Kalaycıoğlu’nun da aralarında bulunduğu isimlerin de demeçlerine yer verilen haberin tam metin tercümesini istifadenize sunuyoruz…

Buyrun;

Türkiye’nin güçlü ve karizmatik başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, kariyerini inşa ederken, operasyon merkezi şu anda Pennsylvania’da bulunan vaizin güçlü desteğini almıştı.
Bu ikisi(Recep Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen) ülkenin laik askeri elitine karşı birlikte mücadele edip, onları kışlalarına göndermelerinin ve Türkiye’yi ılımlı ve demokratik bir İslam Cumhuriyeti örneği haline getirmelerinin üzerinden henüz bir kaç yıl geçti.
Şimdilerde ortaya çıkan rüşvet skandalı Erdoğan’ı tehdit etmekle kalmayıp, devlet içerisindeki bu eski birlikteliğin, yerini korkunç derinlikte bir ayrışmaya bıraktığını ortaya çıkarıyor.
Perşembe günü, Erdoğan’ın çevresindeki rüşvet skandalının ortaya çıkmasından günler sonra İstanbul Emniyet Müdürü ve operasyonu yürüten polis şeflerinin görevden alınmasının, emniyette yapılan bir “temizlik” olduğuna işaret edildi.(Anadolu Ajansının yarı resmi haberine göre şimdiye kadar yaklaşık 3 düzine polis görevden alındı.)
Binlerce liberal ve laik hükümet karşıtı göstericinin, İstanbul’un sevilen parkında gerçekleştirilecek olan inşaat projesine karşı yürüttükleri protestolara karşısında da aynı tavrı takınan Erdoğan, yine yabancı bağlantılı bir suç örgütüne karşı savaş verdiği portresini çiziyor.
Pensilvanya imamı(aynen bu ifade var- the Pennsylvania imam) Fethullah Gülen’in bağlılarının devlet içerisindeki emniyet, adalet ve eğitim gibi birimlerde , medya ve iş çevrelerinde önemli pozisyonları işgal ettikleri söyleniyor.
Erdoğan, yurtdışındaki imajı sarsılsa da, tabanının desteğiyle yaz protestolarını(Gezi Parkı Protestoları) atlattı. Fakat analistler ve batılı diplomatlar, İstanbul merkezli olarak başlatılan rüşvet operasyonun çok daha büyük bir bela olduğuna inanıyorlar. Bu soruşturma, Erdoğan’a yakın olarak bilinen büyük bir inşaat sektörü patronuyla birlikte bakan çocuklarını ve diğer bazı memurları kapana kıstırmışa benziyor.
Tansiyonu pek yükseltmemiş olsalar da, Erdoğan ve Gülen yakın yıllarda bazı önemli konuarda fikir ayrılıkları yaşamışlardı.
Gülen, hükümetin ortadoğudaki dış politikasına ve özellikler Suriye’deki karşıt grupların desteklenmesine karşı çıktığını belirtmişti. Gülen aynı zamanda İsrail’e karşı daha yumuşak olunmasını ve Mavi Marmara olayından sonraki tansiyonun düşürülmesi gerektiğini belirtmişti. Mavi Marmara olayında İsrail, Gazze’ye yardım taşıyan Türk gemisine saldırmış, 1 i Amerikan vatandaşı 9 Türkü öldürmüş ve bu olay İsrail ile Türkiye’nin şu sıralar tekrar normalleşen ilişkilerini kopma noktasına getirmişti.
Gülen’in destekçilerinden ve muhafazakar entelektüel bir yazar olan Ali Bulaç, Gülen ve takipçilerinin, hükümetin Ortadoğuyu elde etme politikasını asla desteklemediklerini ve Suriye’de herşeyi kötüye götüren politikanın ve İsrail ile yaşanan Mavi Marmara krizindeki tutumunun haklılıklarının kanıtı olduğunu belirtti.
Uzmanlara göre, büyüyen siyasi kriz ile Gülen’in Türk devleti içinde yaptığı güç yığınağı, önümüzdeki 18 ayda gerçekleşecek bir dizi seçim öncesi, Erdoğan’ın muhafazakar dindar seçmenleri bölme tehdidi oluşturuyor.
Gülen, 1999 yılında laik hükümet tarafından şeriat devleti kurma amacı gütmekle suçlanmış ve Türkiye’yi terketmişti. Bu suçlamadan aklanmasına ve Türkiye’ye dönmekte özgür olmasına rağmen o tarihten bu yana Türkiye’ye hiç gitmedi. Takipçileri ABD’de iş çevrelerine ve çeşitli organizasyonlara dahil olmasına ve Texas ve diğer eyaletlerde okullar açılması için yardımda bulunmalarına karşın, kendisi Pensilvanya’da sessiz bir hayat yaşıyor. Nadiren röportaj veriyor ve röportaj vermek için çok hasta olduğunu söylüyor.
Fakat Gülen’in avukatı Orhan Erdemli “Muhterem Gülen’in incelemelerle ilgili hiç bir alakaları yoktur” açıklaması yaptı. Aynı açıklama Gülen’in twitter hesabından da yapıldı.
Gülen’e yakın olan ve onunla bağlantılı bir gazetede yazar olan Hüseyin Gülerce, Gülen takipçilerinin yazın yapılan protestolardaki şikayetlerin bir çoğunda hemfikir olduklarını belirtti. Onlar da Erdoğan’ın çok güçlendiğini, demokratikleşme ve AB üyelik vizyonunu terkettiğini düşünüyorlar dedi. Gülerce, cemaatin Erdoğan’ın tanımadığı bir yapı olmadığını, kendisiyle belediye başkanlığı döneminden beri tanıştıklarını ve kendisinin Gülen’i 20 yıldır kişisel olarak tanıdığını belirtti.
Gülerce; Mavi Marmara krizinin ilişkilerindeki ilk krizi oluşturduğunu söyledi ve şöyle devam etti, “Gülen’in tutumu çok netti, o her zaman Türkiye’nin dış politikada bir maceranın içine girmemesi gerektiğini, batıya yönelmesi gerektiğini ve dış politikadaki sorunlarını diyalogla çözmesi gerektiğini savunmuştur.”
Şu andaki ayrışma(cemaat hükümet ayrışması) belki de tamir edilebilir olmanın ötesine geçmiştir.
Erdoğan ortaya çıkanların üstünü kapatmaya çalışmakta ve tıpkı yazın yaşanan protestolarda da yaptığı gibi içerideki komplocuları ve dış mihrakları suçlamaktadır, ki o olaylar da İstanbul’un göbeğindeki Gezi Parkı’nın yıkılıp yerine bir AVM yapılmasının planlanması üzerine yaşanmıştı.
Sabancı Üniversitesi siyaset bilimi profesörü Ersin Kalaycıoğlu “Bu suçlamalar yalnızca absürd spekülasyonlardır” dedi ve şöyle devma etti, “Erdoğan Gezide Alevileri, fazi lobilerini muhalefeti ve uluslararası grupları, protestoları organize etmekle suçladı. Şimdi de rüşvet operasyonuyla ilgili aynı bağlantıları kurmaya çalışıyor. Bu ne çarpık bir mantıkdır?”
Perşembe günü, bir dizi şafak vakti operasyonlarının yaşanmasından saatler sonra, Türkiye’nin en muhafazakar şehirlerinden olan ve bir çok destekçisinin bulunduğu Konya’da kalabalığa seslenen Erdoğan, “Bazı insanların silahları, hileleri ve tuzakları vardır, bizimse yalnızca Allahımız var ve bu bize yeter” dedi.
Gezi protestoları gösterdi ki, bir başbakan yerel bir şehir planlaması detayına bile karışıyor, böyle bir başbakanın Türk halkına kaç çocuk yapmaları gerektiğini ya da ne yemeleri gerektiğini söylemesi şaşırtıcı değil. Benzer şekilde, yolsuzluk soruşturması da Türkiye’deki iktidarın nasıl bir anlayışa sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Soruşturma, tıpkı Gezi protestolarında olduğu gibi, Türk toplumunun ve yandaş finansörlerinin merkezindeki birinin duygularında rezonans etkisi oluşturdu. Açıktan kabul edilmese de, bu kişi(Ağaoğlu’nu kastediyor olmalı) ile islami köklere dayanan Adalet ve Kalkınma Partisiyle olan bağlantısı çok iyi biliniyor. Dindar ve zengin elit, yapı sektörüne demir attı ve Erdoğan’ın etrafındaki güç ağını son on yılda bir hayli artırdı.
Bu şehrin(İstanbul’un) sakinleri için Erdoğan ve yapı sektöründeki yandaşlarının lanet olası gücünü her gün hatırlatan trafik gürültüsü, yükselen vinçler ve çekiç sesleri var.
Osmanlının otağı olan ve koruma altındaki tarihi yarım adanın etrafındaki surların hemen yanında yandaş elitlerine ait binalar, lüks rezidanslar yükseliyor ve Roma(Bizansı kastediyor olmalı) buradan çıkarılıyor. Osmanlı paşalarının kullandığı ahşap binaların civarları yenileniyor, gecekondular yıkılıyor ve güneydoğudan göç edenler artık nereye gideceklerini bilemez durumda.
Fatih olarak adlandırılan, tarihi yarımadanın da dahil olduğu bölgenin belediye başkanı ve bir çok çalışanı bu haftaki rüşvet soruşturması kapsamında, rüşvet aldıkları ve yapılaşma yasalarını hiçe saydıkları iddiasıyla göz altında alındı.
Bölgede bir esnaf olan Mehmet Ali Güler, “Erdoğan’ın İstanbul’u ele geçirmesi 10 yılını aldı, biz fakir halkı buradan çıkarıp yerine kendi zenginlerinin yaşayacağı lüx alanlar yapmalarının önünü açıyor.” Dedi.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir