ÖLÜNCE ÇOCUK…

“ Kaçar herkesten/Durmaz bir yerde/Anne ölünce çocuk/Çocuk ölünce anne”

Dilimde zayıf bir nabız, yüreğimde dilaram bir şiir… İçimde, dışıma tövbeler… Dışımda, içime tımarhaneler… günakkar kelimeler kurak dudaklarda… Kulaklarda, Cenazesi kılınmamış çocuk sesleri… Bedende, düğümlenmiş nefislerin son demleri… Bakışta, sıcak ve minnacık ve cam kırığı bir rüzgâr, hali pür melâl; A’raf’ ta aşk ve maşuk arasında kalpler lâl…

Bir şebnem sabahı gözüm; daüssıla yüzüm, özüm… Bir sükût, yatışıyor kuraklığım ansızın… İlmek oluyor, idam oluyor, Maveraünnehir dökülüyor boynum… Başsız beden oluyor, Kerbela yürüyor yolum… Çocuğa okşanıyorum; yüreğim çocuksu, Kıyamete çalınıyorum üfledikçe Sur’u…“Yekûlul insânu yevme izin eynel meferru”

Konuşmuyor, susuyorum; içtikçe daha bir susuyorum… Ölüm doğuyor, ölüm yürüyor, ölüm ölüyorum… Bir bakmışın soğuk oluyor, çocuk donuyorum… Bir bakmışın ateş oluyor, anne yanıyorum… Bir bakmışın kimse üstüne alınmıyor, alındıkça yüreklerden çocuk… Bir bakmışın belhum adal olmuşum, kalmayınca yürekte çocuk…

Kirli bir pencereden bakıyorum, kirli bir yaşama… Beton tapınağı her yer, şehvetler beton yalamada… Albenisi elbiselerle yürüyor kütükler… Ağaç boğuluyor, güneş boğuluyor, içim boğuluyor… Nefessiz kaldıkça daha bir anlıyorum… Anladıkça, saralı bir sıtma tutuluyor dilim, her an… Bir muttasıl tebessüme nasıl verilir can…

“Rabbişrahli sadri ve yessirli emri.Vahlül uqdeten min lisani yefqahu qavli”

İyi tarafımı acıtan tanıdık bir sızı… Sonrasında yel değirmenleri beliriyor önümde… İşte orda diyorum, ben var diyorum, var, var… Etrafımda bir yığın kalabalık, bir yığın işkence… Alaycı bir edayla yüzlerinde beliriyor bir kelime:

Yazık…!

Yoksa hasta mıyım ben, Her yanımda ölü çocuklar görünce…

“Anne ölünce çocuk /Bahçenin en yalnız köşesinde /Elinde bir siyah çubuk/Ağzında küçük bir leke “

Bir yalnızlık, köşe olmuş çocukta… Çocuk, bir yalnız köşe… Sağım solum, dört bir yanım köşe… Herkes düzlük peşinde, ben köşe… Hacer ül esved, her köşe…
El sürüyorum, yüz sürüyorum, acımı sürüyorum, acını sürüyorum,
Sürünüyorum…
Bir çubuk, mezar kazıyor,
Yürekte Şeyda bir “Esved”…
Bir çubuk, çocuk olmuş,
Bu ne kıyamet…
“Çocuk öldü mü güneş/Simsiyah görünür gözüne/Elinde bir ip nereye /Bilmez bağlayacağını anne”
Donunca,
Ölüyor çocuklar…
Öyle diyor haberler…
Ölmüş,
Çocuk donunca,
Altıncı ayında…
Güneş gözünde kararınca,
İpi bağlayamaz yüreğinde,
Anne öksüz kalınca…
“Çocuk tutulması” dır bu sıtmalı muttasıl yaşam…
Derin tahliller, çözümlemeler, kibirli yazılar…
Kabilce gülümsemeler, ince alaylar, otorite arayışlar…
Ukala söylemler, uyuz beklentiler, kusursuz günahlar…
Bulutsuz gözler, kendi cehennemine yürüyen yürekler…
Uzun sanatsı sözler yok, sadece basit bir hakikat:
“İp, bağ olmalı; bağ, ip…”
Çünkü bağlanmazsa yürek,
Bağlanır boyunlara ilmek…
Üşür yüreği annenin,
Üşüyünce çocuk elleri…
Ansızın gelir ya kıyametin, üşürse yüreği annenin…

Ha hiçlik…!

Ha ölü çocukluk…!

Ölünce, çocuk;

Ölür, çocukluk…

Tevbeten Nasuha…

Share Button

ÖLÜNCE ÇOCUK…” üzerine bir düşünce

  1. EYVALLAH KOÇUM. ELİNE GÖNLÜNE VE YÜREĞİNE DAĞLIK OLSUN…..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir