ÖNGÖRÜLER -2- AKPARTİNİN GELECEĞİ

            Akpartinin geleceği veya akıbeti, diğer partiler gibi olmayacaktır. Akparti ile diğer partiler arasında temel bir fark var. Birçok farktan bahsedilebilirse de geleceğini tayin edecek olan farklılık bir tanedir. Bu farklılık, rejimle olan kavgasını icraatta ortaya koyabilmiş olması ve bu kavgada mesafe almış olmasıdır. Diğer partilerin tamamının rejimin partisi olduğunu söylemek garabetine düşmemek için Akpartideki bu farklılığın sebebini söyleyelim. Akparti, rejimle kavgalı olan diğer partilerden farklı olarak ilk defa rejimle kavgayı sahaya kadar taşıyan ve ilk defa bu kavgada mevzi kazanan bir parti olabilmiştir.

            Rejimle kavgasını fikir çerçevesinden çıkarmış ve uygulamada gösterebilmiş olan Akparti, geleceğini de bu kavgaya endeksli hale getirmiştir. Rejimle kavgayı sahaya taşıyan ve bunu ezici bir oy çokluğu ile iktidarda yapan bir parti, geleceğini tek bir mecraya (mecburi istikamet olan bir kanala) dökmüş olur. Bu sebeple Akpartinin akıbeti, iki ihtimalden biridir, üçüncü ihtimal asla yoktur.

            Akparti, bazı işleri yaptıktan sonra rejimle anlaşmış olsaydı, üçüncü ihtimali (üçüncü yolu) açık bırakmış olurdu. Mesela, parti kapatılma davasından sonra Ergenekon terör örgütünün peşini bıraksaydı, rejimle anlaşmış olurdu ki, üçüncü yolun açıldığı veya yedekte tutulduğu görülürdü. Üçüncü yolun (ihtimalin) sadece Ergenekon terör örgütü hadisesinde ortaya çıkmadığı başka bir çok olayda da kendine alan açacak fırsatı yakaladığı görüldü. Fakat Akparti bugüne kadar üçüncü ihtimali yedekte tutacağına dair rejimle bir “uzlaşma”, “anlaşma”ya girmediği gibi  “taviz” de vermedi ve “geri adım” da atmadı. Bu konuda kesin hüküm bildiren cümleler kurmak mümkün değil mutlaka ama bu güne kadar verdiği intiba bu oldu.

            Mücadelelerin yoğunlaştığı zamanlarda “taktik manevraları” taviz diye görenler, psikolojik periyodu kısa ve ufku dar olanların değerlendirmeleridir. Taktik manevraların üstündeki stratejik hamleleri görenler, Akpartinin aslında sürekli bir taarruz halinde olduğunu fark ettiler. (Bu yazının müellifi de 2003-2004 tarihlerindeki uygulamalarına bakarak Akpartinin rejimle hesaplaşma içine girmeyeceği kanaatine ulaşmış ve partiyi şiddetli şekilde eleştirmişti).

            Akparti, bugün itibariyle artık rejimle hesaplaşmasını yarım bırakabilecek ve onunla uzlaşacak noktayı çoktan aşmış ve kendini tek yola mahkum etmiş haldedir. Bu sebeple Akparti, içinde bulunduğu güzergahtan ya muzaffer olarak çıkacak veya darağacında ömrünü tamamlayacaktır. İdam cezasının kaldırılmış olması, fail-i meçhul (fail-i meşhur) cinayet sayısının onbinlerle ifade edildiği bir ülke için herhangi bir mana ifade etmez. Akparti kadroları, idam cezasının kaldırılmış olmasına güvenerek, iktidardan düştüklerinde emekliliğin keyfini çıkaracağını zannediyorsa fena halde yanılıyorlar. Eğer iktidardan düştüklerinde Kemalist rejimin hesabını görememişlerse, vay başlarına geleceklere…

 

*

 

            Akparti ile rejimin hesaplaşmasının geldiği nokta, her iki tarafında geri adım atabileceği nokta olmanın çok ötesine geçmiştir. Mesele sadece Akparti açısından değil, rejim açısından da böyledir. Kemalist rejim kendini öyle noktalarda kilitlemiştir ki, Akparti uzlaşmak istediğinde bile uzlaşma imkanına sahip değildir. Zira Akparti uzlaşmak isterse eğer, bu gün bulunduğu mevzide uzlaşmak isteyecektir ki, bu rejim için kabul edilebilir değildir. Akparti de bu gün bulunduğu mevziden geri çekilerek uzlaşacak ihtimalleri ortadan kaldırmıştır.

            Her iki tarafın bulunduğu nokta arasındaki mesafe, “burun buruna” şeklinde ifade edilebilecek kadar birbirine yakındır. Bu yakınlık her iki taraf için de “manevra” alanı bırakmamakta ve çatışmayı mecburiyet haline getirmektedir. Bu mesafede anlaşma yapma imkanı olmadığını en iyi bilecek olanlar “kurmay”lardır. Zira birbirinin nefesini bile hissedecek kadar yakın olanların anlaşma yapmaları, aklen lüzumlu olsa da hissen imkansızdır. Bu mesafede bulunan tarafların anlaşmasına refleksler manidir.

            İçinde bulunulan durum, sürdürülebilir bir durum değildir. Her iki taraf da birbirinin nefesini ensesinde hissedecek mesafede yaşamak ve ihtilafı zamana bırakmak gücüne (sabrına) sahip değildir. Daha doğrusu böyle bir durumda dünyadaki hiçbir rakip kuvvet, lazım olan sabır ve dayanma gücüne sahip olamaz. Zira bu durumu hayatın tabiatı taşıyamaz. En küçük bir kıvılcım, devasa hadiseleri tetikler. Provokatörlerin tam da aradıkları puslu hava budur. En ahmakça provokasyonların bile netice verebileceği psikolojik ve sosyolojik atmosfer oluşmuş durumdadır.

            Taraflar neden geri çekilemez? Akparti bugünkü mevzisine büyük tehlikeleri göze alarak ve tabiri caizse milimetrik hesaplarla geldi. Geldiği nokta ise elde edebileceğini düşündüğünden de belki çok ileri bir aşamayı ifade ediyor. Bu aşamaya ulaşmak için kat edilecek güzergahta daha büyük tehlikelerle karşılaşma ihtimali küçük değildi. Zaten 2003-2004 aralığındaki “darbe teşebbüsleri”, daha büyük tehlikelerin adıdır. Kemalist rejime karşı bu kadar büyük mesafeyi ilk defa Akparti kat etmiştir. Sürecin geriye döndürülerek güzergahın ilk menziline geri çekilmenin imkansız olduğunu izah gerekir mi?

 

            Rejimin bugün bulunduğu mevzie kadar gerilemesi ise, kendinin de beklemediği ve asla razı olmayacağı bir ricattır. Bu noktadan daha geriye gitmesi, artık iktidarı tamamen halka teslim etmesi demektir. Rejimin iktidarı halka teslim etmekten ne anladığı ise malumdur. Kendilerinin ifadesi ile “gericiler”, doğru ifade ile Müslümanlardır. Kemalist rejimin teorisinde bu hadise “asla gerçekleşmemesi” gerekir. Bu ihtimal, rejimin cehennemidir.

            Rejim, son savunma mevzisinde bulunmaktadır. Akpartinin veya diğer sivil güçlerin mutlaka anlaması gereken nokta, rejimin son savunma hattında bulunduğudur. Son savunma hattının iki manası vardır. Ya “son savaş” veya teslim olmak… Seksen yıldır tattıkları “iktidar lezzetini” bırakacaklarını tasavvur ve tahayyül etmek, basiretsizlik olur. Teslim olmak mecburiyetinde kalmaları başka teslim olmaları başkadır.

 

*

 

            İki tarafın da geri çekilememesinin manası ve neticesi nedir? İşte Akpartinin geleceği ile ilgili birinci soru budur. Fakat bu soru sadece Akpartinin geleceği ile ilgili soru değil aynı zamanda ülkenin geleceği ile ilgili sorudur. Akpartinin geleceği ile ülkenin geleceğinin aynı soruda düğümlenmesi veya ülkenin geleceğinin Akpartinin geleceğine endekslenmesi anlamlı gelmiyor. Doğrusu durum böyle de değil. Aksine ülkenin ve milletin geleceğini kendine endeksleyen Kemalist rejimdir. Zira bu gün Akparti, bu olmazsa yarın başka bir parti bu rejimle mutlaka hesaplaşacaktır. Bu hesaplaşma ilânihaye gündemden kaldırılamaz ancak biraz geciktirilebilir.

            Bir ülkedeki siyasi rejim, kendini değiştirecek esasları ve yolları (metotları) mevzuatına koymuşsa, o ülkede büyük çatışma ve ihtilaller olmaz. Rejim, kendini değişmez ve mutlak olarak görür ve mevzuatında böyle tanımlarsa, o ülkede iki şeyden biri olur. Ya olduğu noktada donar ve hayatın gelişmesi karşısında çürür veya değişim isteyen güçler tarafından ihtilal yapılır ve rejim imha edilir. Ki iki ihtimalde neticede aynı noktaya varır. Çünkü bir noktada donan ve hayatın karşısında savunmasız kalan rejim, bir şekilde zaten yıkılır.

            Mevzuatında değişimin yolunu açık tutmayan rejimler, donmaya, kokuşmaya ve yozlaşmaya başladıklarında, halktan uzaklaşırlar ve kendi insan kaynaklarını yetiştiremez hale gelirler. İnsan kaynaklarını yetiştirme zafiyetine düşen tüm rejimler, muhalifleri katletmekten başka bir yol bulabilmiş değillerdir. Yaşatmayı beceremeyenler, öldürmeyi çare zannetmeye başlarlar. Bu noktaya geldiklerinde ise muhaliflerinin dilinde şu cümle tespih gibi dönmeye başlar. ISLAHI İMKANSIZ OLANIN İMHASI ZARURETTİR. Bir rejim kendini ıslah edilmez ve değiştirilmez hale sokmuşsa akıbeti bellidir ve mukadderdir.

            Ülkenin içinde bulunduğu siyasi iklim, rejimin kendini savunma refleksiyle her şeyi tehlikeye attığını göstermektedir. Bu tehlikenin ilk muhatabının Akparti olması, rejim ile kavganın ilk hattını teşkil ediyor olmasındandır ve tabidir. Yukarıdaki soruya dönersek; iki tarafın da geri çekilmemesinin manası, ülkede “müşterek hayat alanının” kalmadığıdır. Bir ülkedeki siyasi ve ideolojik guruplar arasında müşterek hayat alanının kalmaması, “nihai hesaplaşmayı” kaçınılmaz kılar.

 

*

 

            Rejimin son savunma hattında büyük bir mücadeleye girip girmeyeceğine dair elimizde “istihbari bilgiler” bulunmadığı için bu konuda tahminlerde bulunacak değiliz. Fakat dünya siyaset tarihi göstermiştir ki, son savunma hattındaki mücadeleler genellikle şiddetlidir. Teslim olanların misaline de sahiptir tarih ama o ihtimal üzerine hesap yapılması ferasetsizliktir.

            Akpartinin geleceği ülkenin ve milletin geleceği haline gelmiştir. Zira Kemalist rejim “tabi ömrünü” tamamlamıştır ve herhangi bir siyasi hareket nihai hesaplaşmayı mutlaka yapacaktır. Bugünün Türkiye’sinde rejimle hesaplaşmanın kaptan köşkünde oturan Akpartidir. Bu misyon, Akparti için tarihi bir vazifedir ve kaçamayacakları kadar önemli ve kaçmaya çalıştıklarında da bir o kadar tehlikelidir.

 

*

 

            Akpartinin geleceği, bugünden itibaren ne yapacağına bağlıdır. Akpartinin ilk anlaması gereken nokta, her iktidar gibi yorulacağı ve bir müddet sonra gerileyeceğidir. Eğer Akparti iktidar yorgunluğuna ve yıpranmasına düçar olmadan rejim ile hesaplaşmayı neticelendiremezse, siyasi tarihin en büyük hatalarından birini yapar. Zira zayıflamış bir Akparti, ülkeyi kurtaramayacağı gibi kendini dahi kurtaramayacaktır.

            Her iktidar gibi yıpranacağı için kendi iktidarından önce ülkeyi düşünmek zorundadır. Ülkeyi selamete çıkarmadan zayıfladığı takdirde ülke hem daha geriye (1930 lara) gider hem de kendilerinin akıbeti çok kötü olur. İktidarın en kötü yönlerinden biri de, kendinin daimi olduğu zannını/vehmini üzerinde oturanın kalbine, zihnine ve aklına enjekte etmektir. Akparti kadroları iktidarın mütemadi olmadığını/olamayacağını bilmeleri ve gerekli hamleleri bir an önce yapmaları şarttır.

 

*

 

            Akparti ne yapmalıdır? Kendini ve ülkeyi kurtarması için yapması gerekenlerin kısa bir listesini çıkaralım.

 

*Ergenekon soruşturmasının, nereye kadar uzanıyorsa oraya kadar gidebilmesi için “siyasi irada ve dirayet” gösterecek… Soruşturma eski genelkurmay başkanına, eski cumhurbaşkanına ve hatta muvazzaf genelkurmay başkanına kadar uzanıyorsa, cesaretle ve dirayetle devam edilmesi sağlanacak…

 

*Sivil anayasayı acilen yapacak… Parti kapatma davaları ya tamamen ortadan kaldırılacak veya fevkalade zorlaştırılacak… Anayasa mahkemesinin yapısı mutlaka değiştirilecek ve üyeleri yeniden seçilecek…

 

*TSK yı zapt altına alacak, sivil otoriteye bağlayacak, hesaplarını Sayıştay’ın denetimine alacak, askeri yargıyı kaldıracak, subay kadrosunun (genelkurmay başkanı dahil) yargılanmasının yolunu açacak, siyasete müdahale ettiği intibaını bile cezalandıracak bir hukuki altyapı oluşturacak, devletin tüm mekanizmalarından ordu mensuplarını karargaha çekecek, iç hizmet kanunun 35. maddesi iptal edecek…

 

*Ülkedeki hukuksuzluğun temel sebebi, “yetkisiz etkililer” ile “etkisiz yetkililer”dir. Etkinin yetkiden alınması ve yetkinin etkili hale getirilmesi için gerekli tüm mevzuat altyapısını gerçekleştirecek…

 

*İç düşman tanımını ülkenin hukuk ve siyaset dilinden tamamen ayıklayacak…

 

*

 

            Bu listeyi çok radikal bulanlar ve gerçekleştirilemeyecek işler olarak görenler çıkacağını biliyorum. Fakat bildiğim başka bir şey daha var ki, bunlar kısa süre içinde yapılmazsa, geç kalınmış olacak ve çok daha ağır tedbirler alınması mecburiyet haline gelecektir. Bu tedbirleri radikal bulanlar, ülkenin problemlerinin çok derinlerde olduğunu ve ancak radikal tedbirlerle çözüleceğini anlamalılar.

Share Button

ÖNGÖRÜLER -2- AKPARTİNİN GELECEĞİ” üzerine bir düşünce

  1. ÜSTAD AĞZINA SAĞLIK, YAZIYI RADİKAL GÖREBİLECEKLERDEN SÖZ ETMİŞSİN HAY HAY… BEN DAHA NELER YAPILABİLMELİDİR, VEYA YAPILABİLİR DİYE DÜŞÜNÜYORUM KALEMİNE SAĞLIK.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir