OSMANLININ HARİKULADE STRATEJİSİ VE ÜMMETİN ÇÖKÜŞÜ

OSMANLININ HARİKULADE STRATEJİSİ VE ÜMMETİN ÇÖKÜŞÜ
Osmanlı siyasetinin önemli stratejilerinden birisi, fethettiği coğrafyalardaki ilim, fikir ve sanat adamlarını İstanbul’a getirmektir. Sadece fethettiği ülkelerdeki kıymetli insanları değil, normal zamanlarda da dünyanın her yerinden çeşitli şekilde ve büyük ihsan ve iltifatlarla insan kaynaklarını İstanbul’a cezp etmiş, celbelmiş, davet etmiş ve orada iskan etmiştir. Fikir, ilim ve sanat adamlarını İstanbul’a toplayıp, bunlara ciddi imkanlar hazırlar ve sunarsanız, dünyanın en zarif, en köklü medeniyetini kurarsınız. Kurmuşlar da…
Tarih kitapları, Osmanlının bu tatbikatını (siyasetini-stratejisini) övmekle bitiremezler. Hakikaten övgüye değer. Bu yolla dünyanın başka bir merkezinde ve kültür ikliminde kendine rakip bir medeniyet kurulabilmesinin insan kaynaklarını kurutmuş. Ta ki kendisi yozlaşmaya başlayana kadar. Son birkaç asırdır Avrupa’nın ve yaklaşık yarım asırdır ABD’nin uyguladığı bu strateji, Osmanlıdan ödünç alınmadır.
İslam coğrafyasında, tarihin hiçbir döneminde, tek medeniyet havzası olmamıştır, Osmanlı dönemi hariç. Osmanlıya gelene kadar, İslam coğrafyasının bazen birbirinden uzak bölgelerinde bazen de birbirine yakın bölgelerde olmak üzere, iki veya daha fazla medeniyet havzası (en azından kültür havzası) olmuştur. Osmanlının zirveye tırmanma sürecinde de başka medeniyet havzaları mevcuttur. Zirveye ulaştığında ve daha sonra İslam coğrafyasının hiçbir bölgesinde medeniyet havzası kalmamış, her taraf kurumuştur. İslam coğrafyasının ve ümmetin tamamı, medeniyet merkezi olarak İstanbul’u ve medeniyet havzası olarak da memalik-i Osmanî’yi görmeye başlamış, yönünü de bu noktaya dönmüştür.
Tarih, bunu Osmanlının dev başarısı diye kaydeder. Hakikaten de öyledir. Ümmet, dört halifeden sonra bir müddet Emevi saltanatının zaptı ve zulmü altında tek parça halinde yaşamıştır ama ondan sonra tek parça haline hiç gelmemiştir. Bunun ciddi ve tabii sebepleri var. Coğrafyanın genişliği, tek merkezden yönetilmeyi imkansız kılacak kadar büyümüştür. Sebepleri her ne olursa olsun, Emevilerden sonra Osmanlıya kadar tek vücut haline gelememiştir. Osmanlıda da coğrafyanın ve ümmetin tamamı tek parça haline gelememiştir fakat en geniş birlik Osmanlı da gerçekleşmiştir. Siyasi birliğin en geniş hacme ulaştığı tarih dilimi Osmanlıdır ama daha önemlisi, medeniyet birliğinin gerçekleşmiş olmasıdır. Bu netice, Osmanlının dahiyane stratejisi sayesinde gerçekleşmiştir.
Fakat…
Bu dahiyane stratejinin bu günden geriye doğru bakıldığında dehşet bir neticesi olduğu görünüyor. Ümmetin ve İslam coğrafyasının tüm insan kaynaklarını medeniyet merkezi olan İstanbul’a getirmekle, coğrafyayı boşaltmıştır. Ümmeti ve İslam coğrafyasını İstanbul’a bağlamak, İttihadı İslam hedefinin ve anlayışının mahirane bir tatbikatıdır ama ümmetin istikbalini de İstanbul’a bağlamaktır. Bu durumda İstanbul, mütemadiyen dipdiri kalmak ve mecburiyetinde ve mesuliyetindedir. Oysa hiçbir insan ölümsüz olmadığı gibi hiçbir devlet ve medeniyet de “ebed-müddet” değildir. Dolayısıyla İstanbul yozlaşmaya ve çökmeye başladığında, tüm İslam coğrafyası ve ümmet de çökmeye başlamıştır.
Osmanlı öncesi İslam tarihinde, bir İslam medeniyeti çökerken başka bir İslam medeniyeti coğrafyanın başka bir bölgesinde kendini inşa etmeye başlıyordu. Bu şekilde yaklaşık on iki asırlık tarih sürecinde, yeryüzünde, mutlaka bir İslam medeniyeti varolmuştur. Osmanlı, medeniyetini kurmak için tüm coğrafyanın insan kaynaklarını İstanbul’a toplamakla, hem medeniyetini zirveye taşımak gibi büyük bir başarı kazanmış hem de tüm coğrafyanın kendisi ile birlikte çökmesine vesile olmuştur.
*
Son yıllardaki gelişmeler, Türkiye’nin önünü açmaya başladı. Hem İslam coğrafyasında ve ümmet nezdinde hem de dünyada ciddi fırsatlar yakaladı. Yakın gelecekte, bugünden tahmin ve hayal edilemeyecek noktalar geleceğini düşünüyoruz. Tam bu aşamada, Osmanlının bahsini ettiğimiz tecrübesini kulağına küpe yapmalıdır. Tecrübenin iyi neticelerini bir kulağına, kötü neticelerini diğer kulağına takmalıdır. Bu tecrübe sadece Türkiye’deki Müslümanların değil, tüm ümmetin hatırında bulunmalıdır.
Türkiye veya başka bir İslam ülkesi, İslam medeniyetini yeniden inşa etmek istediğinde ve buna teşebbüs ettiğinde, ümmetin fikir, ilim ve sanat adamlarını toplamak zorundadır. İnşa sürecinde bunu yapmanın zarureti açık… Çünkü medeniyet denilen devasa inşa faaliyeti, bu günün dünyasında hiçbir İslam ülkesinin yalnız başına altından kalkabileceği bir iş değil. Fakat bunu yaparken, tüm İslam coğrafyasını kurutmamak, her şeyi tek merkeze toplamamak ve medeniyet kurulduktan sonra da muhtelif bölgelere tohumlar atmak şart. Birbiriyle ihtilafa düşmeksizin, birden çok kültür ve medeniyet havzası oluşturmak lüzumu, son İslam medeniyeti olan Osmanlının tecrübesiyle sabit… Bu tecrübe, başıyla sonu arasında yedi sekiz asır olan bir birikimdir. Bu kadar uzun sürede üretilen ve neticelerini bu kadar uzun sürede veren bir tecrübeye, hak ettiği kıymetin verilmesi, akl-ı selim gereğidir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir