“Bitmeyen millî mücadele”

“Bitmeyen millî mücadele”

Ali Yurtgezen hocanın, Semerkand Dergisi Mart 2018 sayısındaki “Bitmeyen Millî Mücadele” adlı yazısı, millet vasfımızı ve tarihî millî mücadele şiarımızı azimle korumamızı hatırlatan ve mutlaka okunması gereken muhteşem bir yazı… Kitap çapındaki mevzuu altı sayfalık bir makâlede heyecanla okumamızı ve anlamamızı sağlıyor.

Aşağıda takdim ettiğimiz yazının ara başlıklarının, millî mücadele tarihini az-çok bilen okuyucuları cezbedeceğini ve alâkalarını çekeceğini düşünüyorum:

“Millî mücadele mi, kurtuluş savaşı mı?”, “Millî mücadelenin ‘millet’i”, “Ümmet-i Muhammed Milet-i İbrahim’dir”, “Millet meclisi”, “Kur’anî kavramları yerinden etmek”, “İmametle yükümlü ümmet”, “Anadolu’nun liderlik ehliyet ve liyakati”, “Ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler”, “Uzun süren kara kış”, “İstiklâl için bir kere daha milletin azmi ve kararı”, “Tek başına millet olan yiğitler”, “Seyyid Ahmed Şerif Es-Senûsî k.s.”, “Millet ehli Müslümandan beklenen”
Okumaya devam et

Share Button

Dünya Kadınlar Günü’nün gerçek yüzü

Dünya Kadınlar Günü’nün gerçek yüzü

8 Mart Dünya Kadınlar Günü 185O’li yıllarda Batılı ülkelerin fabrikalarında kötü şartlarda çalıştırılan kadınların haklarını aramak için başlattıkları grevlerin ardından kazandıkları “sosyo-ekonomik” bir hakkın tescil edilişinin tarihidir. O şartlarda o toplumlar için ihtiyaçtan doğan bir dayanışmadır.

Kısa bir müddet sonra Kadınlar Günü bu gayenin dışına çıkarak, Batılı kadınların erkek egemen bir toplumdan kurtuluşunun ve bağımsızlığının mücadelesine dönüşür. Dinî müeyyidenin kalmadığı lâdinî kapitalist ahlâkla “Tanrılarından” uzaklaşan Batılı toplumdaki çözülmenin bir parçası hâline gelir kadınların bağımsızlık ve hak arayışları. Bir anlamda aileden, eşten, çocuktan kopuştur…

Batı’nın vahşi kapitalizminin ezdiği ve köle gibi çalıştırdığı kadın hakları asıl gerçekliğinden uzaklaştırılıp aile kurumuna ve erkeğe karşı “özgürlük” ve “hak” arayışına ve kadına “sınıfsal” bir sosyal statü sahibi olması gerektiği anlayışına dönüştürülüyor.
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-3

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-3

Asya’daki Türkî soydaşlar Göktanrı ifadesiyle tek Allah’ı kastediyor ve inanıyor olabilirler. Âmenna!

Fakat Türkiye’deki bâtıl Türkçüler, kendi iddiaları olan “Arap İslâmlığına bulaşmış Türkleri” güya aydınlığa kavuşturmak için İslâm’ın tevhid ve akaid anlayışının hilafına, Göktanrı inancı ile Kur’an ve Sünnet gibi iki temel kaynaktan koparılmış İslâm’ı “Türk’ün inancı” olarak yayıyorlar. Meselenin tehlikeli olan tarafı budur.

Bâtıl Türkçü şöyle düşünüyor:

Türklerin dini en eski dönemlerden beri “Gök Tanrı” dinidir. Orkun Yazıtlarında açıkça bellidir: “Gökleri, yeri, kişioğlunu Tanrı yaratmıştır”… Tanrı Tek’tir, Tanrı Bir’dir, Tanrı Mengü’dür (Ebedi)… Gök Tanrıya yakın olan ve iyi eylemlerde bulunan kurtulmuştur. Tanrı Sonsuz Gök’tür. Yani varlığın tamamı… Görünen ve görünmeyen; bilinen ve bilinmeyen…

“BÜTÜN DİNLER TÜRK İNANCINDAN DOĞMUŞTUR”
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-2

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-2

(Evvel emirde belirteyim ki gayem, Hadiümü’l Harameyn olan ve İslâmlaşınca millet olmak vasfını kazanan Türklerin idrakini bir asırdır ve hâlen karıştıran bâtıl ve seküler Türkçülüğün ârızalarını göstermektir. Bu mevzuda yazdıklarımızda Türklük hüviyetine asla karşı bir anlayışımız söz konusu olamaz. Aksine, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz hilafet sahipliği yapan Hakk’a tapan Türklerin bâtıl, yâni İslâm dışı tesbit ve târiflerden, ideoloji ve fikirlerden korunması çabası taşımaktadır)

Türkiye’nin geleceğindeki ideolojik tehlikelerden biri de bâtıl Türkçülüğün zararlı fikirleridir. Bâtıl Türkçünün hülâsa ettiğimiz aşağıdaki düşünceleri, İslâmlaşınca millet hüviyetine sahip olan Hakk’a tapan Türklere zararlı olmadığını kim söyleyebilir? Aşağıdaki satırlar ara başlıklar da dâhil Türklüğü yozlaştırmaya çalışan bu gürûhun düşünceleridir:
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-1

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-1

(Evvel emirde belirteyim ki gayem, Hadiümü’l Harameyn olan ve İslâmlaşınca millet olmak vasfını kazanan Türklerin idrakini bir asırdır ve hâlen karıştıran bâtıl ve seküler Türkçülüğün ârızalarını göstermek. Bu mevzuda yazdıklarımızda Türklük hüviyetine asla karşı bir anlayışımız söz konusu olamaz. Aksine, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz hilafet sahipliği yapan Hakk’a tapan Türklerin bâtıl, yâni İslâm dışı tesbit ve târiflerden, ideoloji ve fikirlerden arındırılması çabası taşımaktadır.)

Hakk’a tapan Türk gençlerinin Batıl Türkçülerin ifsad edici ve zehirleyici düşüncelerine kapılmaması için bu gürûhun dediklerinin arka plânını anlamak gerek. Birikimi olmayan gençler Türk kelimesinin cazibesi altında dehşet verici şu düşüncelerle kandırılıyor. Yorum yapmadan son paragrafa kadar hülâsa ettiğimiz ifadeler bu gürûha aittir:

BÂTIL TÜRKÇÜYE GÖRE DİN YOK İNANÇ VARDIR
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçüye göre din değişebilir, milliyet asla!

Bâtıl Türkçüye göre din değişebilir, milliyet asla!
Müslüman Türklüğü ifsad eden Bâtıl Türkçü’ye göre millet târifinde İslâm’ı esas aldığımızda Şaman, putperest, Budist, Musevî, Hıristiyan ve hattâ dinsiz olan Türkleri bu dairenin dışında tutmak gerekecektir.

Diyor ki bâtıl Türkçü: Orta Asya veya Asya’nın kuzey bölgelerinde Şaman ve putperest denilebilecek Türkler olabildiği gibi, Moğolistan ve Çin gibi ülkelere yakın yerlerdeki Türkler arasında az da olsa Budizm’e veya bu ülkelerdeki diğer dini inançlara mensup Türkler vardır. Bugün Azerbaycan’da bile Musevîlik dinine mensup olup, Hazar İmparatorluğu’nun bakayası olan Karaim Türkleri yaşamaktadır. Moldova’daki Gagavuz, yâni Gökoğuz Türkleri ise Hıristiyan’dır. Şu halde, din unsuru bir milleti millet yapan asli bir unsur değildir, olsa olsa tâli bir unsurdur.
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçü ile Hakk’a tapan Türk bir değil

Bâtıl Türkçü ile Hakk’a tapan Türk bir değil

Türkiye’nin kenetlendiği, cehdini ve gücünü bulduğu en önemli değer olan Hakk’a tapan Türk milleti mefhumuna sarılmanın İstiklâl meselesi olduğu bugünlerde Türk kelimesini bâtıl, ırkçı ve İslâm’a mugayir bir üslûp üzerine bina ederek itici bir kimlik derekesine düşürenlere karşı müteyakkız olmalı ve yanlış yolda oldukları umumi efkâra anlatılmalı.

Toplum tabanı olmasa da bu ülkede virüs gibi bâtıl Türkçü, yâni ârızalı Türkçü anlayışlar çoğalıyor, genç dimağları ifsad ediyor dediğimizde, dil, tarih gibi her cephesiyle İslâmlaşmış Türk değerlerini reddeden Kemalist seküler Türkçülüğün ârızalarını yazdığımızda Türk’ü Arap İslâmcılığı kafasıyla târif ettiğimizi tehditler savurarak söyleyenler bugün yine ortalıkta dolaşıyor, bâtıl Türkçü ideolojileriyle Türk gençlerinin dimağını ifsad etmeye çalışıyorlar.

LÜMPEN TÜRKÇÜLER TÜRK MEFHUMUNU YOZLAŞTIRIYOR
Okumaya devam et

Share Button

Ne haçlı, ne şaman Türk! Müslüman, Müslüman Türk”

“Ne haçlı, ne şaman Türk! Müslüman, Müslüman Türk”

Üstad Necip Fâzıl’ın başlık yaptığımız muhteşem sözünün, İslâm’la meczolmuş Türk’ü anlatan en doğru tariflerden biri olduğu tartışılmaz bir hakikat.
Türk mefhumunu asliyetinden uzaklaştırarak Batılı “nation” yamalarla yozlaştıran oryantalist kafalı Kemalist Cumhuriyet aydınlarına ve şamanlıkta Türklük arayanlara beş kelimeyle ciltler dolusu kitapların yapamadığı fikrî bir sarahatle “Türk Müslüman olduktan sonra Türk’tür” diyerek cevap veren ilk mütefekkirdir üstad.

“TÜRK, MÜSLÜMAN OLDUKTAN SONRA TÜRK’TÜR”
Okumaya devam et

Share Button

Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler

Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler

Üstad Necip Fâzıl’da Türklük İslâm’la aynı mânaya geliyor. Türk tarihi aynı zamanda on bir asırlık İslâm tarihidir. Hilafet’in kaldırılması ve Devlet-i Âliye’nin yâni Osmanlı Devleti’nin yıkılışı Türk’ün siyasî ve medenî hâkimiyetinin dağılması demektir. İslâm ümmetinin ayağa kalkması yalnızca Türklerin yeniden dirilişiyle mümkündür. Türkler, Doğu ve Batı hesaplaşmasında topyekûn Doğu’nun mümessili olmuşlardır. (İdeolocya Örgüsü, s. 63)

Bu sebeptendir ki Türklüğü kavmiyetçi veya ulusalcı kimlik zannedenler üstadın şu sözleri üstüne çokça tâlim etmeli:

“TÜRK’TE DÜZELİNCE HER YERDE DÜZELİR…”
Okumaya devam et

Share Button

Hakk’a tapan Türk milleti

Hakk’a tapan Türk milleti

Türkler, Türklüğünü asırlardır İslâm’la idrak ettiği ve soydaşı, ümmetdaşı bütün Müslümanlarla ünsiyeti bu kimlik üzerinden olduğu için;

Hüviyetini kavmiyete bağlı değil, İslâm’la vücut bulan medenî, siyasî ve kültürel bir üst kimlik olarak addettiği için;

Hiçbir amel ve siyasetinde ırkçı ve kavmiyetçi düşüncelerle varlığını dikte etmediği, kendini bütün İslâmların kardeşliğini tesis etmek ve korumakla mükellef bildiği için;

İslâmlaşmış millet hüviyetiyle İ’lâ-yı Kelimetullah’ı yaydığı, uhrevî vazifelerinde olduğu gibi dünyevî muamelat ve siyasetini Müslümanca yaptığı için;
Okumaya devam et

Share Button

Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca…

Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca…

Maraş’ın istiklâline Maraş Kalesi’ndeki bayrak sevindi önce. Ulu Câmii sevindi, Uzunoluk sevindi, Göllülü Yusuf, Çuhadar Ali ve bütün Maraşlı şehitlerin ruhu sevindi. Abdal Halil Ağa “din bahsi” üzere bir daha davul çaldı yüreğinden.

11 Şubat1920’nin soğuk gününde Maraş Maraşlılara gülzar, kâfire mezar oldu. Maraşlı İslâmlar, yâni Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca, Vatan-ı İslâmiye üzerine başlatılan Maraş müdafaası bütün Anadolu’ya yayıldı. Maraş, Anadolu’nun kahramanı oldu. Maraş’ta görülen İstiklâl rüyâsı devlete inkılâp etti.

Şimdiki zamandan sıyrılıp, ruhum ve düşüncelerimle konuk oldum Maraş’ın Kurtuluş (İstiklâl) Bayramı’na. “Maraş Maraş derler de uy amman amman” türküsünün yüreklerden söylendiği 12 Şubat 1920 günü Fransız’ı kovan Maraşlıların arasındayım.
Okumaya devam et

Share Button

Maraş Maraş derler kahramanlığın adına

Maraş Maraş derler kahramanlığın adına

Asırlardır kâfir ayağı değmemişti İslâmların yurdu Maraş toprağına. Fransız ve ellik gâvurunun şeameti kol geziyordu sokaklarında. Semâlarında kara bulutlar dolaşıyordu. Düşman gelip dayanmıştı şehr-i Maraş’ın kapılarına.

Fransız kâfiriyle ellik gâvurunu kovmak için cümle Maraşlı gazâ aşkına, vatan aşkına tutuldu. İstiklâl Harbi’nin ilk kıvılcımı olacaktı Maraş. Dua etti Şeyh Ali Sezai Efendi.

İlk kutlu müjde Uzunoluk’tan geldi. Sütçü İmam, din ü namus üzere sıkmıştı ilk kurşunu kâfirin küstahlığına karşı.

İşgalci Fransızlar, bin yıldır Maraşlı İslâmlara, yâni Maraşlı Türklere ait olan kaleden ay yıldızlı bayrağı indirince, yüreği cihad aşkıyla yandı Maraşlının, ateş topuna döndü ve Ulu Câmii’de saf oldular.
Okumaya devam et

Share Button

Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez

Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez

Doksan yıldır İslâmî kavramlar tahrif edilerek milletle İslâm arasındaki köprüler yıkılmaya çalışılıyor. Millet hüviyetimizin dilimizde, mekteplerde, siyasette ve kamuda yasaklandığı yıllar geride kaldı fakat bugün millet kavramı hakkındaki târif ve anlayış yanlışları ciddi bir mesele olarak devam ediyor.

Cumhuriyet’le başlayan tahrifler ve yanlış târifler neticesinde üç kuşağın idrakinin kirlendiğini, milleti târif edemeyen milliyetçi-muhafazakâr çoğunluktan anlıyoruz. Batılı ve seküler milliyetçilik anlayışının tesirinde kalan bu zümreye göre millet “Dil, tarih, ülkü birliği, örf-âdet, vatan ve din gibi unsurlardan” meydana gelmektedir. Görüldüğü üzere din, yâni İslâm asıl zemin değil, unsurlardan bir unsur…
Okumaya devam et

Share Button

Kemalizm’in ihânetini yazan Türkçe’nin hasbî müdâfii D. Mehmet Doğan

Kemalizm’in ihânetini yazan Türkçe’nin hasbî müdâfii D. Mehmet Doğan

Yıl 1978. İdeolojilerin kol gezdiği yıllar… “Kabukta kalmış” ham bir Türk milliyetçisi olarak mensubu olduğu Türkiye’nin asıl kimliğini ve yakın tarihini arayan Anadolu’da bir genç…

Vurdulu kırdılı, içi doldurulmamış ham hamaset dolu kitaplardan Türk milliyetçiliğini, bu ülkenin yakın tarihini ve millet kimliğini ezber etmeye çalışan toy bir insan “Batılılaşma İhâneti” adlı kitapla buluşuyor ve bir gecenin sabahına varmadan okuyup bitiriyor.

O geceye kadar okuduğu Türkçü-milliyetçi düşünceyi ve yakın tarihi anlatan kitapların hepsi boşa çıkıyor… Bu kitap uyandırıyor onu. Okuduğu kitapların eksik ve Atatürkçü tarih anlayışı zemininde yazılmış “milliyetçi düşünce” kitapları olduğunu fark ediyor.
Okumaya devam et

Share Button

“Kılıcı kılıç için değil, fikir için çeken ordu”

“Kılıcı kılıç için değil, fikir için çeken ordu”

Üstad Necip Fazıl’ın “Altun Ordu” olarak vasıflandırdığı Türk ordusu heybet ve merhamet cephesiyle mayalanmış Mehmetçikler ordusudur. Üstadın, “Altun Ordu” fikrine bugün ne kadar da muhtacız… Bin yıllık İslâmlaşmış Türk ordusunun madde ve mâna cephesini icazlı birkaç cümleyle takdim ediyor üstad. Hülâsası şöyle:

Ok, tüfek veya atom bombası… Üçü de keyfiyet ve gayede bir… Farkları kemmiyette… Ok da, tüfek de, atom bombası da bir gaye ve dâva emrine girmedikçe kendi zatî maddesi ve iş görme avantajlarıyla hiç bir hak ve imtiyaz belirtmez. Hak ve imtiyaz, onları kullanan ele, elin bağlı olduğu kafaya, o kafaya yön veren ruha göredir.

Aynı ok, Kerbelâ’da Peygamber Torununun mukaddes yüreğine saplanabileceği gibi, kör Deccal’ın iki kaşı arasından da girip geçebilir. Ordu bir oktur onu kullanan el aynı okun şuur merkezi subaydır; bağlı olduğu kafa, fikir ve hakikattir; kafaya yön verici ruh, millet ve cemiyettir.

“ORDU, CEMİYETİN YUMRUĞUDUR”
Okumaya devam et

Share Button

Maraş İstiklal Harbi ve İstiklal Beyannamesi Programı

MARAŞ İSTİKLAL HARBİ VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ PROGRAMI

1.OTURUM

Panel Yöneticisi: Kemal Kavak

1-Prof. Dr. Veysel Aslantaş
(Tebliğ; Kültürel İşgal ve Kültürel İstiklal)

2-Şevki Karabekiroğlu
(Tebliğ; Maraş’ın istiklali, milletin ve ümmetin istikbalidir)

3-Telman Nusretoğlu (Telman Telman Nusretoğlu) (Azerbaycan)
(Tebliğ; Rus işgalinden günümüze Kafkasya İstiklal Mücadelesi)

4-Şehsuvar Kabaşi (Kosova)
(Tebliğ; Kosova İstiklal Mücadelesi)

Tarih 04.02.2018
Mekan Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi
Saat 14.00

2.OTURUM
Okumaya devam et

Share Button

“Savletinle titresin” düşman ey Türk ordusu!

“Savletinle titresin” düşman ey Türk ordusu!

Vakit kışlalarda kışlamanın vakti değil. Vakit topyekûn PKK düşmanını kırıp geçirme vakti.

Göster Âl-i Osman savletini ey Türk ordusu!
“Savletinle titresin yeniden doğu-batı / Ufukları kaplasın bayraklarımız al, al…”

Bir cihad, bir savaş türküsü söyleyip, ardından tekbirler çekerek saldırmalısın. Davran ve taarruz et, dağlarını ve mağaralarını ateşle erit ki bir daha yeşermesin bu belâ.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL BEYANNAMESİ-ÖZET-

MİLLETE HİTAP

1-Ey Millet-i Necibe-i İslamiye, vaktine hazır ol.
2-1400 küsur seneden beri Hz. Allah’ı ve Peygamber-i Zîşan’ını hizmetine razı ettiğin İslam ölüyor.
3-Ecdadının kanı pahasına fethettiği kalelerin burçlarındaki “Medeniyet Sancağın”, bugün Batı tarafından indirilip, yerine kendi sancağı çekildi.
4-Medeniyet Sancağını burçlara tekrar dikecek hiç mi İslâm gayreti yok!
5-Korkma, korkma seni Batının bütün kuvvetleri birleşse kıramaz.
6-Sen mütevekkilen Alellah kendi mevcudiyetini gösterecek olursan, değil Batının kültür ajanları, nükleer füzeleri bile yıkamaz.

MİLLETİN CEVABI

1-İmanımız ve sadakatimiz Allah’a ve Resulünedir; itaatimiz Allah’a ve Resulüne sadık olanlaradır.
2-İnanırız ki; Müslümanlar muhakkak muzafferdir; dünyada veya ahirette… Okumaya devam et

Share Button

SANAT NEDİR?

SANAT NEDİR?

Sanat, en girift bahislerden biridir. Tabiatındaki müphemlik, zuhurunda geniş bir alanı işgal etmesine imkan tanıyor. İzahındaki zorluk, bitmez tartışmaları ateşliyor. İdrakten ziyade tatbikat olarak karşımıza çıktığı için, eserlerine muhatap oluyoruz. Çerçeve oluşturmak tabiatına mugayir… Çerçevesiz bırakmak, dost mu düşman mı olduğunu tayine imkan vermiyor.
Akılla bir şeyler anlar gibi olduğumuz ama bir türlü meseleyi kuşatamadığımız malum. Belli ki akıl ötesi bir vakıadan bahsediyoruz. Akli tertip ve tanzim, sanat eserini vücuda getirmek için kafi olmadığına göre, “ruhi nizam” veya “mana nizamı” gibi bir meseleden bahsediyor olmalıyız. Ne var ki akılsız bir faaliyetin neticesine sanat eseri demek mümkün değil. Öyleyse sanat; ruhun, aklı kullanmaksızın keşfettiklerini, akılla şekillendirmesidir. Okumaya devam et

Share Button

Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…

Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…

Hakk’a tapan Türk milletinin şanlı ordusu mehter gülbangı vurarak girdi Afrin’e… Dillinde Allah Allah nidalarıyla ezip geçiyor terör yuvasını…

“Allah Allaaah, celîlü’l-cebbâr, muînü’s-settâr, hâliku’l-leyli ve’n-nehâr, lâ yezâl, zü’l-celâl. Birdir Allah, O’nun birliğine, resûl-i enbiyâ peygamberimiz cenâb-ı Ahmed-i Mahmûd-ı Muhammed Mustafa, âl-i evlâd-ı resûl-i müctebâ imdâd-ı rûhâniyyetine, pîrân, mürşidân, âşıkân, vâsılîn, hamele-i Kur’ân, güzeştegân, ehl-i îmân ervâhına, avn ü inayetine, bilcümle ehl-i İslâm’ın necât ve saâdet ve selâmetine… hû diyelim, huuu!”

Diyerek kahrediyor düşman PKK’yı.
Okumaya devam et

Share Button