PARAPSİKOLOJİ VE RUHİ İLİMLER

PARAPSİKOLOJİ VE RUHİ İLİMLER

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Batıda bilim mecrası, materyalist, rasyonalist, pozitif çerçeveye oturduğu günden itibaren idrakini “beş hassa”nın dışına kapadı. Beş hassa ile bilemediği varlığın ve vakıanın olmadığına inandı. Dikkat, inandı… Çünkü bilim ya kaynağında bir inanç taşır veya bir müddet sonra bazı kaideleri inanç haline getirir. Materyalist felsefe zaten bir inançtı, maddeyi de sadece akılla anlamaktan ibaret bir rasyonalist inanç eklendi, bunların bilim mecrası olarak da pozitivizm geliştirildi.

Bir varlığın mevcudiyetini kabul etmesi için görmesi gerekiyordu ama bazı kimselerin görmesi yetmiyor, herkesin görmesi isteniyordu. İlk sapmayı psikiyatride yaşadı, psikiyatrik hastaların bir kısmı, başka insanların görmediği varlıkları görüyordu. Pozitif bilim temelli psikiyatri, bazı insanların gördüğü ama herkesin görmediği varlıkların mevcut olabileceğine inanmadı, herkesin görmediği varlıkları gördüğünü iddia edenleri “psikiyatrik hasta” teşhisi ile derdest etti. Adına halüsinasyon gibi şeyler dedi ve psikiyatristlerin görmediği varlıkları gördüğünü iddia eden kişileri “hasta” statüsünde toplumdan uzaklaştırdı.
Pozitif bilim mecrası, konusu madde olan her meselede iyi gidiyordu, ta ki “insan” bahsine gelene kadar. İnsan maddeden ibaret değildi, tün bakış ve anlayışını maddeye sıkıştıran pozitif bilim mecrası ise insanda maddeden başka bir şey görmüyordu. Açıklamakta zorlandığı meseleleri ise, “bilim henüz o kadar ilerlemedi, maddi bir izahı vardır, ileride izah edilecektir” türünden bir mazeretle kendini ve insanları aldatmaya başladı.
Psikiyatri, “halüsinasyon” ifadesiyle, “olmayan varlıkların görünmesini mümkün” ama “görünmeyen varlıkların olmasını imkansız” saydı. Hangisinin “mümkün” olma ihtimali daha fazlaydı? Batının epistemolojik işgali o kadar derindi ki, hem batıda hem de doğuda herkes, psikiyatri bilimi böyle diyor diye bu saçmalığı kabul etti. Epistemolojik işgal… Bu mesele mühim… Bir epistemolojik evren üretiyorsunuz, insanlığı o evrenin içine alıyorsunuz, o evrenin dışı zifiri karanlık haline geliyor. O evrenin dışındaki her varlığı reddediyorsunuz, her sesi inkar, her hadiseyi tevil ediyorsunuz. Hayal diyorsunuz, halüsinasyon diyorsunuz ila ahir… Epistemolojik evreni kurup da insanlığa kabul ettirdiğiniz andan itibaren, “gerçeklik” sizin mülkiyetinize giriyor, neyin gerçek, neyin halüsinasyon olduğunu siz belirliyorsunuz. Böylece ne “olmazlar” olur hale, ne “mevcutlar” muhal hale geliyor.
Psikiyatrinin yalpalaması, halüsinasyon ifadesi ile tam bir illüzyon haline getirildi ve dünyanın batısı da doğusu da bu illüzyona teslim oldu. Hiç kimse çıkıp da, “görünmeyen varlığın olması” ihtimalinin, “olmayan varlığın görünmesi” ihtimalinden daha yüksek olduğunu söyleyemedi. Oysa dünyanın kahir ekseriyeti “görünmeyen varlıkların” olduğu bilgisini ihtiva eden bir epistemolojiye sahipti, buna rağmen batının epistemolojik taarruzu karşısında mukavemet edemedi.
*
Mesele psikiyatri ile sınırlı kalmadı. İnsan ve hayat o kadar girift ve derindi ki, pozitif bilim mecrasının dışında her gün sayısız hadise yaşanıyordu. Pozitif bilimin ölçüleriyle izah edilemeyen, ufkunun dışında cereyan eden sayısız hadise, kaçınılmaz olarak yeni bir bilgi alanı oluşturdu, parapsikoloji… Bilgi alanı diyoruz çünkü batıdaki pozitif bilgi nazariyesi bu alanı “bilim alanı” olarak kabul etmesi uzun süre. Batının pozitif epistemolojik evreninin dışında cereyan eden, her yıl on binlerce insanın gördüğü ve yaşadığı hadiseler, uzun müddet bilim dışı olarak kabul edildi ve ciddiye alınmadı ama bu bilgi alanıyla ilgilenen insanlar ısrarla devam ettiler. ABD bilimler akademisine yapılan çok sayıdaki müracaatın reddedilmesinden bıkmadılar, hem çalışmalarını hem de müracaatlarını sürdürdüler. Nihayet ABD bilimler akademisi, 1969 yılının aralık ayında “Parapsikoloji”nin bilim olduğunu kabul etti.
İşin en ilginç noktası, parapsikoloji alanındaki çalışmaların ciddi bir kısmı, bilim adamlarının gerçeği arama iştiyakından ziyade istihbarat teşkilatlarının ufuk ötesi imkanları araştırma teşebbüsüydü. Psikiyatri ve içinde bulunduğu pozitif bilim mecrası, görünmeyen varlıkların olmasını imkansız görse de, istihbarat servisleri onları ciddiye almıyor, parapsikoloji ile ilgilenen “bilim” adamlarını istihdam ve çalışmalar için büyük kaynaklar tahsis ediyordu.
Parapsikolojinin “bilim” olarak kabul edilmesiyle aslında pozitif bilim mecrası, önce insan meselesinde sonra da madde bahsinde iflas etti. Fakat pozitif bilim mecrası hala parapsikolojiyi ciddiye almamakta direniyor, böylece kendi varlığını ve temel tezlerini savunmanın “paranormal” mazeretlerini ve yollarını hazırlıyor.
*
Batının macerası bir tarafa, Müslümanların ruhun, cinin, meleğin, şeytanın varlığına inanmalarına rağmen psikiyatrinin muhayyel mefhumlarını kullanarak, görünmeyen varlıkları gören insanlara “halüsinasyon” gördüğü teşhisiyle kimyevi-tıbbi tedavi uygulaması, epistemolojik işgalin derinliğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Batıda parapsikolojinin bilim olarak kabul edilmesinin üzerinden kırk beş yıl geçmesine rağmen, Müslüman psikiyatristlerin hala “halüsinasyon” üzerinden teşhis ve tedaviye devam etmesi, hem batı tarafından derin şekilde işgal edildiğini gösteriyor hem de batıyı geriden takip ettiklerini…
Bu kadar da olmaz… Bir işinizi iyi yapın. Batının bilim telakkisini kabul ediyorsanız bari batıyı iyi takip edin. Kur’an-ı Kerim’e inanıyorsanız, “iman” mevzuunun ne olduğunu tekrar çalışın.
Evet, iman mevzuunun “ne olduğunu” tekrar çalışmak gerekiyor. Bu çalışmanın, iman ettiğimiz kaynaklarımızın mahiyetinin ne olduğunu anlamaktan başlaması şart. Kur’an-ı Kerim’e iman eden müminlerin ilk yapması gereken iş, “Kur’an-ı Kerim” ve “Sünnet-i Seniyye”nin mutlak ilim olduğunu, sınırsız mana hacmine sahip bulunduğunu, mutlak ilimden sayısız nispi ilim keşif ve inşa edileceğini anlaması şart.
Mesele, bir ayeti kerimeyi mealinden açıp okumak ve anlamaya çalışmak değil, her şeyi kuşatan bir medeniyet tasavvurunu, ona bağlı ilimlerin tasnifini, bunların temelini teşkil edecek bilgi telakkisini idrak ve inşa etmektir.
Fikirteknesi külliyatından yayınlanan, “İslam Medeniyet Tasavvuru-1-Terkip ve Tefekkür” isimli eserde zikredildiği üzere, Beşeri İlimler Mecrasının terkip ilmi olan “insan ilmi”nin ruhiyat şubesi, meseleyi “takdim” mahiyetinde izah etmektedir. Ruhi ilimler bahsi, tabii ki tevhid ilimleri mecrasının muhteva ufkuna dahildir ve tasavvufun tasarrufu altındadır. Tasavvuf gibi bir müktesebatı olan Müslümanların bu meselelerde patinaj yapması anlaşılabilir bir durum değil.
SELAHATTİN ADANALI

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir