PARAPSİKOLOJİ VE YÜKSEK ZEKA HASTALIKLARI-1-Tasavvur İstidadından Kaynaklanan Anomaliler

PARAPSİKOLOJİ VE YÜKSEK ZEKA HASTALIKLARI-1-
TASAVVUR İSTİDADINDAN KAYNAKLANAN ANOMALİLER
Yüksek zeka ve dehaların zihni dünyaları, diğer insanlardan farklıdır. Özellikle dehaların zihinleri bambaşkadır. Psikiyatrik ve psikolojik hastalıkların bir kısmı yüksek zekalara hastır, bunların diğerlerinden ayrılması ve farklı bir disiplinle incelenmesi gerekir.
Dehalardaki tasavvur istidadı müthiştir. O kadar ki, deha olan müzisyen, besteyi, yapmadan ve çalınmadan “duyar”, deha olan heykeltıraş, heykeli, mermere baktığında “görür”, deha olan matematikçi, formülü, ispat etmeden zihninde gerçekleştirir, deha olan mimar, binayı, zihninde şekillendirir ila ahir. Bunlar, eserlerini, vücut bulmadan, görür, duyar, şekillendirirler, hem de gerçekleştirildiğindeki halinden daha mükemmel şekilde. Bu istidat, özellikle sanatçılar için harikulade bir özelliktir. Çünkü bir eser, inşa edilmeden önce tasavvur edilebilmelidir. Eser, zihni evrende ne kadar eksiksiz ve ne kadar mükemmel tasavvur edilebilirse, o kadar kolay ve güzel inşa edilir.
Yüksek zekalardaki tasavvur istidadı ve idrak derinliği, bedeni gözden başka bir gözlerinin de olduğuna işarettir. Akıl gözü, zihni göz, ruh gözü vesaire gibi isimlendirmeler mümkün. Belli ki, beden gözünden başka bir göze daha sahiptirler.
Yüksek zekaların iç gözü tasavvur edilen şeyi (düşünceyi), tasavvur gücü ne kadar büyükse o nispette canlı olarak görür. Dehalar, düşünceyi canlı varlıklarmış gibi görebilmeleriyle bilinirler. Neyi düşünüyorlarsa, o şeyi zihni dünyalarında o kadar net bir şekilde tasavvur ederler ki, bazı zamanlar gerçek ile düşünceyi bir birine karıştırdıkları vakidir.
Haki Demir’in şu tespiti yol göstericidir. “Ruh gözü ile beden gözü aynı noktaya bakmıyorsa, görme fiili gerçekleşmez, beden gözü ne kadar bakarsa baksın”. Gerçekten de gözümüz açık ve bir noktaya bakıyoruz ama daldığımız için iç gözümüz zihni dünyamızda başka bir noktaya baktığı için beden gözümüz baktığı şeyi görmüyor. Öyleyse tasavvur istidadı, iç göz ile beden gözü arasındaki birlikteliğin arasını açıyor ve aradaki alanı genişletiyor olmalı. Tasavvur istidadı, iç gözü, beden gözüne ihtiyaç duymaksızın görebilme kabiliyetine kavuşturuyor sanki.
Neticede tasavvur istidadı, insanın zihni dünyasında varlıkları görebilme gücü oluşturuyor. İstidattaki keskinlik ise düşüncenin şekillendirilmesinde yüksek bir canlılık kazandırıyor. İç gözün yalnız başına görme alışkanlığı ilerlediğinde, dış göze (beden gözüne) ihtiyaç duymadan tasavvur ettiklerini dış dünyada da görmeye başlıyor. Zihni dünyada şekillendirme ve görebilme kabiliyeti, çok önemli bir özellik ve güçtür. Fakat zihni dünyada şekillendirilen varlığı dış dünyada da görmeye, duymaya, dokunmaya başlamak, psikiyatrdaki “halüsinasyon” denilen anomaliyi meydana getiriyor.
Düşünceyi (tasavvur edilen şeyi) görmeye başlamak psikiyatrik hastalık mı? Buna hastalık dersek, tasavvur ve tecrit istidatlarını bir maharet olarak değil hastalık olarak tespit etmiş oluruz. Bu durumda dehaları ve yüksek zekaları ve büyük sanatçıları psikiyatr servislerine doldurmamız gerekir ki bu insanlığa yapılacak en büyük kötülüktür. Hastalık değil dersek, olmayan bir varlığı görmeyi “normallik” olarak görmemiz gerekir ki, bunun açıklaması yoktur. Geriye kalan yol şu; tecrit ve tasavvur istidatları çok kıymetli kabiliyetlerdir fakat bunları geliştirmenin ve kullanmanın bir sınırı olmalıdır. Bir noktaya kadar kıymetli istidatlardır, bir noktadan sonra hastalığa doğru yol almaya başlamıştır. Muhtemelen en doğru yaklaşım bu olsa gerek.
Öyleyse sınır sınırı tespit etmemiz gerekiyor. İstidat ile hastalık arasındaki sınırı doğru tespit edemezsek, hastalara deha, dehalara hasta muamelesi yapabiliriz.
Tasavvur gücü ile gerçeklik kavrayışı arasında bir tahterevalli denklemi var. Biri güçlendikte diğeri zayıflıyor. İnsan zihninin tabiatı böyledir ve tabii haline bırakıldığında birinin güçlenmesi diğerini zayıflatıyor. Fakat bu ters denklem düz denklem haline getirilebilir. İnsan bunu yapabilir. Daha doğrusu akl-ı selim buna güç yetirebilir.
Ters denklemin geçerli olduğu insanlar (yüksek zekalar) tecrit ve tasavvur istidadını hastalığa kadar ilerletiyorlar. İşin ilginç tarafı, ters denklem geçerli ise insan bunu fark etmekte zorlanıyor. Çünkü bir müddet sonra halüsinasyon gördüğünü kabul etmiyor ve gördüğünü başkalarının görmediğinden dolayı kendini “yüce varlık” olarak kabul etmeye başlıyor. Bu noktadan sonrası hastalıktan da ileri bir aşama.
Tarihte bazı fikir ve sanat adamlarının bu girdaba yakalandığı ve kendilerini heba ettikleri biliniyor. Dehaların hastalığını tedavi edecek kimse yok. Çünkü dehanın hasta olduğunu bile anlatmak kabil olmaz. Aynı problemi bu gün de yaşayan fikir ve sanat adamları var. Müslümanların dikkatli olması lazım… Çünkü bu adamlar, feda edilecek cinsten değil, çok kıymetlidirler.
SELEHATTİN ADANALI

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir