PKK VE BDP’NİN STRATEJİSİ

PKK VE BDP’NİN STRATEJİSİ
Dünyadaki gelişmeler, yeni denge teşebbüsleri, İslam coğrafyasındaki halk hareketleri Türkiye’yi bir eşiğe getirdi. Batı blokunun iktisadi bunalımlarla boğuşması, doğu blokunun kendini inşa çabası, dünyayı, soğuk savaş dönemindeki yoğun işgal durumundan kurtardı ve nispi bir rahatlama meydana getirdi. Batının ve hususen ABD’nin Afganistan ve Irak işgallerinin pahalıya patlaması ve işgal düşüncenin nihai maksadına ulaşamaması, aksine bu işgallerin iktisadı maliyetlerinin devasa krizleri tetiklemesi, dünyadaki rahatlamayı arttırdı. Bunlara paralel olarak Türkiye, ciddi bir iktisat kadrosunun yönetimiyle krize savrulmadığı gibi kalkınmasını devam ettirerek özellikle İslam ülkelerine bir model haline geldi.
Arap baharı eksenindeki gelişmeler, İslam coğrafyasındaki halkların harekete geçtiğini, ülkelerine sahip çıktıklarını, yabancı güçlerce kurulan rejimleri ve iktidarları devirdiğini gösteriyor. Türkiye’deki gelişmelerin Arap baharını etkilediği, tetiklediği, güç kattığı artık sır değil. Dünyada, İslam coğrafyasında ve Türkiye’de yeni bir devir başlıyor, bu yeni devirin İslam coğrafyasındaki kısmı ise büyük oranda Türkiye mührünü taşıyor. Türkiye’nin geldiği eşik, en azından İslam ülkelerine yeni bir siyasi rejim modeli sunmaktır. Bu durumun rejim ihracı şeklinde anlaşılması gerekmiyor, “güzel bir rejim” inşa etmek, İslam coğrafyasındaki halk hareketlerinin model alması için kafidir. Şu anda olagelen de budur, şimdi yapılması gereken ise siyasi rejimin içerdeki problemleri halletmiş bir model haline gelmesidir.
Türkiye, içtimai mutabakatı sağlamış bir siyasi rejim kurduğu takdirde, kendinin ihraç etmesin gerek kalmaksızın, İslam ülkelerinin ithal edeceği model haline gelecektir. Akparti tecrübesini nakletmek için çabaladıkları aşikardır. Mesele, Akparti tecrübesinin naklinde çıkmalı, bir siyasi rejim modeli haline gelmelidir. Bunun şu andaki tek eksiği, Kürt meselesinin çözümüdür. Kürt meselesi, çatışma zemininde varlığını devam ettirdiği müddetçe, İslam ülkelerinin Türkiye’den ithal edecekleri kıymet, Akparti tecrübesidir.
*
PKK ve BDP, ülkeyi, Akparti tecrübesi ile siyasi rejim modeli arasına sıkıştırdı. Türkiye, Akparti tecrübesiyle alabileceği mesafenin büyük kısmını katetti. Hala alınacak mesafe var ama fazla değil, bundan sonra (yakın gelecekte) Türkiye, İslam coğrafyasında patinaj yapmaya başlayacaktır. Akparti tecrübesini siyasi rejim modeli haline getiremediği takdirde, on yıldır elde edilen verimler eksik kalacak ve belki de eksiklik elde edilecek verimi aşağıya çekecektir.
Ülke içinde içtimai mutabakatı sağlamak, siyasi rejim meselesidir. Siyasi rejim, içtimai mutabakatı sağlamak için gerekli olan “geniş alanı” üretemezse, “model” olma imkanını kaybeder. İçtimai mutabakatı sağlayamayan siyasi rejim, iç meselelerle uğraşmaktan kurtulamaz ve o devlet dünya siyasetinde ciddi bir aktör haline gelemez.
Akparti’nin bunu bilmediği, anlamadığı söylenemez. Kürt açılımı eksenindeki çözüm çabaları, temelde bu anlayışa ve ihtiyaca işaret ediyor. Kürt meselesinin halledilmesi istikametindeki teşebbüslerin samimi olmadığı iddiaları doğru değil. Türkiye’de Kürt meselesini çözmek, tarihe geçmek ve bu ülkeyi tarih yapan bir noktaya taşımaktır. Bunu görmeyenin kalmadığı bir vasatta sadece Akparti’nin anlamadığını iddia etmek, komikliktir.
Herkesin bildiği bu gerçek, en fazla Akparti tarafından anlaşılmıştı zira Akparti’nin ülkeyi getirdiği eşik, seksen yıldır hayal bile edilemeyen bir gelişme hacmini gösteriyor. Ülkenin gelişmesi, genişlemesi, büyük devlet haline gelmesi, Kürt meselesine endekslenmiştir. Ülkeyi bu aşamaya kadar getiren Akparti’nin Kürt meselesini çözmekten imtina ettiğini söylemek nasıl mümkün olabilir?
*
Bazı Kürt siyasetçilerinin de kabul ve beyan ettiği gibi, Kürt meselesini Akparti ve Erdoğan’ın çözeceğini, çözmek zorunda olduğunu, çözmek için de samimiyet taşıdığını görmemek kabil değil. Öyleyse problem nedir? Ülkedeki seçmenin yarısının oyunu alan ve cumhuriyet tarihinin en kudretli iktidarlarında biri olan Akparti, Kürt meselesini neden çözemiyor? Bir taraftan bu meseleyi çözmek konusunda samimi olduğunu diğer taraftan ülkenin geldiği eşik itibariyle bu meselenin çözülmesinin mecburiyet halini aldığını, ülkenin en kudretli iktidarlarından biri olduğunu kabul ettikten sonra hala çözülemiyor olması nasıl izah edilir? Her şeyi yanlış mı anlıyoruz, Akparti’nin Kürt meselesini çözmek konusunda samimiyeti mi yok, Kürt meselesinin çözülmesinin ne kadar hayati bir konu haline geldiğini mi anlamıyor? Hayır… Yanlış anlamıyoruz. Akparti, Kürt meselesinin çözümünde, hem samimiyet hem mecburiyet hem de ehemmiyet konularına sahip ve vakıftır. Buna rağmen çözülememesinin sebebi, karşı tarafın şımarıklığı, anlayışsızlığı ve yanlış stratejisidir.
PKK ve BDP, Türkiye’nin önüne geldiği eşiğin farkında, Kürt meselesinin çözülmemesi halinde ilerlemesinin yavaşlayacağı ve belki de bir müddet sonra duracağı gerçeğini görüyor. Tüm stratejisini bu gerçek üzerine bina ediyor. Türkiye’nin sıkıştığını, Kürt meselesini çözme ihtiyacının aciliyet ve ehemmiyet kazandığını, bu dönemde direndikleri takdirde büyük tavizler alacaklarını düşünüyor ve stratejilerini bu merkezde oluşturuyorlar. PKK ve BDP açısından doğru bir strateji mi? Kaba bir bakışla doğru görünüyor. Peki gerçekten doğru mu, bir misal üzerinden tetkik edelim.
Misalimiz bir şirket olsun… Şirketin hissedarları var, yüzde on hisseye sahip olan hissedar, şirketin çalışmasını bloke ediyor. Şirket, milyarlık bir ihaleye girmek üzere, zaman daralıyor, karar alınması ve tam kapasite çalışılması gerek fakat yüzde on hisseye sahip olanlar şirketi çalıştırmıyorlar. Taleplerinin haklı veya haksız olması bir tarafa, şirketin milyarlık ihaleye girmesine mani olacak bir tavrı, şımarık şekilde sürdürüyorlar. Şirketin büyük ortağı, problemin çözümü için samimi bir gayret içinde fakat küçük ortak bir türlü yanaşmıyor. Büyük ihaleye girme aşamasında “büyük tavizler” alacağını hesaplayarak ayak diremeye devam ediyor. Türkiye’nin durumu tam olarak bu değil mi?
Şirket küçük ortağın şımarıklığına ne zamana kadar dayanır? Büyük ihaleye girme fırsatını kaçırana kadar… Eğer şirket büyük ihaleyi, küçük ortağın şımarıklığı ve ahmaklığı yüzünden kaçırırsa, nazını çekmeyi bir tarafa bırakın, ona büyük tavizler vermek yerine büyük bedeller ödetmez mi?
*
BDP ve PKK, doğru görünen fakat özünde yanlış olan bir strateji uyguluyor. Kürt meselesinin çözümü etrafındaki pazarlıklar, şirketin toplam menfaatini zedelemeyecek şekilde yapılmalıdır. Şirketin toplam menfaatini zedeleyecek her yaklaşım, şirket ruhuna aykırıdır. Şirket (ülke) ruhuna aykırı stratejiler, “birlikte yaşama” iradesinin bittiğini gösterir. Birlikte nasıl yaşanacağı sorusu, kısıtlanmaksızın konuşulmalıdır ama birlikte yaşama iradesi dışındaki her teşebbüs, Kürt meselesinin lehinde değil aleyhinde gelişmelere sebep olur.
BDP ve PKK, “ana meseleyi” gözden kaçırıyor. Ülkenin ana meselesi, Kürt problemi değil, “içtimai mutabakattır”. İçtimai mutabakat, birlikte yaşama iradesi ile görünür hale gelir. Birlikte yaşama iradesi Kürt cenahında neden yeterince sergilenmiyor?
*
Türkiye’nin Kürt meselesini çözmek mecburiyetinde olduğu bu vasat, Kürtleri temsil ettiği iddiasında olan teşkilatların samimiyet, gayret ve teşebbüs imtihanıdır. Kürtler, kurtuluş savaşında hiçbir ayrım olmaksızın Türklerle beraber savaştılar, bu sebeple Türk halkı ile Kürt halkı arasında hiçbir problem yok. Kurtuluş savaşından sonra kurulan siyasi rejimin Kürtleri asimile etmek istemesi, bu ülkenin problemi değil, bir avuç Kemalist azınlığın problemidir. Ülkenin yeniden kurtuluş savaşındaki ruhu yakaladığı bir dönemde, Kemalist tortuları ileri sürerek Akparti ve Erdoğan’dan hesap sormaya çalışması, şımarıklık ve ahmaklıktan başka nasıl açıklanabilir.
Türkiye, kurtuluş savaşından sonra ilk defa bu kadar büyük fırsatlar yakaladı. Kurtuluş savaşında birbirine yaslanan iki halk, şimdi yine birbirine yaslanmalıdır. Kürt halkının bu dayanışmayı göstereceğine dair bir şüphemiz de yok. Fakat onları temsil ettiği iddiasındaki PKK ve BDP, tarihi bir yol ayrımına geldi. Büyük ihaleye fazla zaman kalmadı, bu ihale kaçarsa ülkeye maliyeti çok yüksek olur. Ülkeye maliyetinin yüksek olması, PKK ve BDP’ye de maliyetinin yüksek olacağını gösterir. Büyük ihalenin kaçmasına sebep olanlar da kendileri olduğu için, maliyetin tamamı veya büyük kısmı onlara çıkarılır. İyi niyetli şekilde yardımcı olmaları halinde ortaya çıkacak gelişmeler, hem Kürtlere hem de Türklere fazlasıyla yetecektir. Ama PKK ve BDP şımarıklığına devam eder de, büyük ihale kaçarsa, ne kadar süreceği belli olmayacak bir ihanet damgasını alınlarında taşıyacaktır.
Tarihin dönüm noktalarındaki “iyilikler” de “kötülükler” de unutulmaz. Türkiye Kemalist rejimin tortularından bir an önce kurtulmalıdır. Kürtlerde olduğunu düşündüğümüz “birlikte yaşama iradesi”, onları temsil ettiğini iddia eden kuruluşlarda da ortaya çıkmalıdır. Tarihi bir fırsatın önünde, bu ülke birbirini “iyi halleriyle” hatırlayacak teşebbüsleri derhal başlatmalıdır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir