SAF DUYGUYA ULAŞMAK MÜMKÜN MÜ? -1-

Duyguya saf haliyle ulaşmak veya saf duygu tezahürlerini yaşamak veya saf duygu üretmek mümkün mü? Hemen ifade edelim ki, insanlar saf duyguya ulaştıklarında elde edecekleri “zevk”in nasıl bir şey olduğunu bilselerdi, hayatları boyunca, bir saniyelik dahi olsa “saf duygu”ya ulaşmak için canhıraş bir çaba gösterirlerdi.

İnsanın ruhi ve zihni dünyasında meydana gelen sayısız faaliyetin iki temel kategorisi olduğu malumdur. Duygu ve düşünce… Gerçekleşen faaliyetlerin tamamı bu tasnif içinde mütalaa edilebilir. Duygu ve düşüncelerin normal şartlarda birbirinden tamamen müstakil olarak meydana gelmedikleri ise sabittir. Mesele, duygu ve düşüncenin birbirinden tamamen bağımsızlaştırılmasının mümkün olup olmadığıdır. Saf duyguya ulaşabilmek aynı zamanda saf düşünceye de ulaşabilmektir.

Duygu veya düşünceyi saf haliyle elde etmek için takip edilecek yolların neler olduğu sorusuna ilk bakışta verilecek cevap; ya “birbirinden tefrik etmek” veya “birini sıfırlayarak diğerine sahip olmak” şeklindedir.

Duygu ve düşünceyi birbirinden tefrik etmek kabil değildir. Zuhur etmiş olan duyguya, düşünce herhangi bir safhasında nüfuz etmiştir. Nüfuz etmiş olan düşünceyi duygunun muhtevasında teşhis etmek bile fevkalade zordur. Teşhisi kabil olmayanın tefrik edilmesi imkânsızdır. Keza, düşünce faaliyeti cereyan ettiğinde ve düşünce meydana geldiğinde, duygu herhangi bir safhasında düşünceye nüfuz etmiş haldedir. Düşüncedeki duygu izlerini teşhis etmek kabildir ama birbirinden tefrik etmek fevkalade zordur. Meydana gelmiş düşünceden duyguyu, zuhur etmiş duygudan düşünceyi tefrik edemiyorsak yapmamız gereken duygu ve düşünceyi kendi kaynaklarına kadar takip etmek ve kaynaklarında zapt altına almaktır. Kaynağına kadar ulaşırsak belki saf hallerini müşahede etme imkânına kavuşabiliriz.

*

Düşünce faaliyetinin merkezlerinden birisi zekâdır. Fakat zekânın gerçekleştirdiği düşünce faaliyeti eksiktir. Başka bir ifadeyle zekânın gerçekleştirdiği faaliyet, düşünce faaliyetinin başlangıcıdır. Zekânın faaliyetine “tam düşünce” değil de “ham düşünce” diyebileceğimizden dolayı düşüncenin saf haline yaklaşmak ne kadar mümkün olur?

Zekânın akıl ve şuurdan bağımsız olarak tek başına gerçekleştirdiği düşünce faaliyeti, düşüncenin tüm şartlarına sahip olmaz. Düşünce faaliyetinin kendini ikmal etmesi için en azından birkaç tane “metodu” kullanması gerekmektedir. Muhakeme, muhasebe, mukayese, istidlal vesaire düşünce metotlarından birkaçını kullanmaksızın gerçekleşen zihni faaliyet, düşünce faaliyeti mahiyetine kavuşamaz. Bu ve benzeri düşünce metotlarını kullanan “merkez” ise zekâ değil akıldır. Zekânın gerçekleştirdiği faaliyetlerden elde ettiği verimleri akıl, değerlendirmezse (düşünce metotlarını kullanarak yoğurmazsa) düşünce faaliyeti meydana gelmez. Tam düşünce faaliyetinin olmadığı ihtimalde, saf düşünceye ve dolayısıyla duygunun saf haline ulaşmaktan bahsetmek doğru görünmüyor.

Düşüncenin kaynaklarından (düşünce merkezlerinden) birisi de, akıldır. Akıl düşünce faaliyetinde bulunan merkezlerden birisidir. Aklın düşünce faaliyeti, “tam düşünce” faaliyetidir. Aklın düşünce faaliyetine başlayacağı anı tespit edip o noktadan sonra düşünce faaliyetini takip edebilirsek belki saf düşünceye yaklaşmış oluruz. Düşünce merkezlerinden birisi de şuurdur. Şuurun düşünce faaliyeti, “mütekâmil düşünce faaliyeti” olarak ifade edilebilir. Saf düşüncenin aranması gereken yer, esas olarak şuurdur. Saf düşünceye en fazla yaklaşabilecek kişiler de şuur sahibi kişilerdir.

*

Saf duyguya yaklaşabilmek için duygunun merkezine seyahat etmek, saf düşünce arayışından daha zordur. Düşüncenin kaynakları (merkezleri) daha bilinebilir olduğu için belki de daha kolay ulaşılabilir. Fakat duygunun kaynağı, düşüncenin kaynakları kadar kolay ulaşılabilir değildir. Duygunun kaynağı, birinci basamakta “ben hassası” olarak ifade edeceğimiz “benlik” merkezidir. İnsandaki “ben merkezi” dikkatle tetkik edildiğinde aklın da zekânın da kaynağı olduğu görülür. “Ben merkezi” insan iç dünyasının görünür (anlaşılabilir) ilk merkezidir. Bu merkez, aklın ve zekânın da kaynağı olmak bakımından hem düşünceye ve hem de duyguya kaynaklık etmektedir. “Ben merkezi” sadece şuuru taşıyamaz ve şuur insan benliğinin dışında ve üstünde teşekkül eder. Şuurun temel özelliklerinden birisi zaten budur. Yani şuur, insanın, benliğinden daha yükseklere çıkabildiği bir “varoluş” seviyesidir.

Benlik merkezi, duygunun görünür ilk kaynağı olmasına rağmen düşüncenin ikinci basamaktaki (daha derindeki) kaynağıdır. Bu sebeple duygu aklın ve zekânın gerçekleştirdiği düşünce faaliyetlerine daha derinlerde nüfuz etmektedir. Dolayısıyla düşünce faaliyetindeki duyguyu teşhis ve tefrik etmek daha fazla zorlaşmaktadır.

*

Şuurun benlik merkezi üstünde gerçekleşen bir idrak (ve tefekkür) merkezi olması, saf düşünceye şuurun faaliyetlerinde yaklaşmayı daha fazla mümkün hale getirmektedir. Fakat saf duyguya şuurun faaliyetlerinde daha kolay yaklaşmanın mümkün olduğunu söylemek kabil değildir

*

Duygunun nihai kaynağı ruhtur. Duygu, ruhi hamlelerin vasıtasız (doğrudan) tezahürüdür. Ruhi hamleler insan iç âleminde bulunan birçok merkez marifetiyle (vasıtasıyla) zuhur eder. Akıl, zekâ, şuur, hafıza, vicdan, irade vesaire iç âlem merkezleri ve mekanizmaları marifetiyle zuhur eden ruhi hamleler, bu merkezlerin mahiyetine bürünerek görünür hale gelir. Fakat ruhun vasıtasız olarak eşya (obje) âlemine saçtığı aksiyonları da vardır. Duygu, budur. Duygunun vasıtasız tezahür eden ruhi hamle olması, ona, hiçbir şeyin karışmayacağı veya nüfuz etmeyeceği manasına gelmez. Düşünce, duyguya bir şekilde nüfuz etmekte ve onun safiyetini bulandırmaktadır.

Burada alaka celbedici olan nokta, duygunun kaynağının düşüncenin kaynaklarından daha derinde olmasına rağmen duyguya düşüncenin karışabilmesidir. Bu durum, duygunun saf haliyle kaynağından zuhur ettiğini fakat insanın iç âleminden (zihni evreninden) geçerken düşünceyle karıştığını göstermektedir. Bu sebeple “saf duyguya” ulaşmak, “saf düşünceye” ulaşmaktan daha kolay gibi görünmektedir. Zira insan iç dünyasında derinleşmek kabil olursa saf duyguya ulaşılabileceği anlaşılmaktadır. Saf düşünceye ulaşmanın zorluğu, duygunun kaynağının düşüncenin kaynağından daha derinlerde olmasıdır. Öyleyse duygu, düşünceye daha doğarken karışmakta ve hatta düşüncenin doğumunu gerçekleştiren sebepler veya kaynaklar arasında bulunmaktadır. Duyguya muhtaç olmaksızın düşünce faaliyetinde bulunabilmek kabil olmalı ki, saf düşünceye ulaşmak mümkün olsun…

*

Duyguya düşüncenin karışması, her türlü insani endişe, ihtiyaç, korku, tabu, peşin fikir, ümit vesaire halin karışması manasına gelir. Bunların tamamının düşünce olmadığı vakadır ama düşünceyi harekete geçiren saikler olduğu için düşünceyle beraber duyguya karışırlar. Düşünceye duygunun karışması, düşüncenin muharrik gücünün (aslında enerjisinin) duygu olmasındandır. Genellikle duygu olmadan düşünce faaliyeti meydana gelmemektedir. Düşüncenin sebebi değil ama enerji kaynağı duygudur. Saf düşünceye ulaşmak veya yaklaşmak, duyguya muhtaç olmadan düşünebilme kudretine kavuşmaktır. Zorluğu da buradadır. Saf düşüncenin enerji kaynağı, duygu değil düşüncenin sebebi olan şeydir. Duyguya muhtaç olmadan düşünebilmek, “doğru düşünce faaliyetinin” teminatıdır. Çünkü duygu, düşünceyi insan benliğine doğru vakumlar. Bu vakumlama düşünceyi sübjektivitenin parantezine hapseder.

*

Saf duygu, sınırsız zevktir. Saf düşünce, derinliği ölçülmez idraktir.

Duygu, zevkin kaynağıdır. İnsanın zevk katsayısını duygunun saflık derecesi tayin eder. Duyguya bilgi ve düşünce ne kadar karışırsa safiyeti o nispette kaybolmakta ve zevk katsayısı düşmektedir. Akıl ile duygunun zıt ilişki içinde bulunmasının sebebi budur.

Saf duygu, aşkın ta kendisidir. Saf düşünce, idrakin ta kendisidir.

Saf düşünceye yaklaştıkça “idrak”, saf düşünceden uzaklaştıkça “kabul” ortaya çıkar. Saf düşünce, varlık ve vakıaları “her neyse o” haliyle yani eşyayı kendi merkezinde idrak etmeyi mümkün kılar. Saf düşünceden uzaklaştıkça, varlık ve vakıalar, “nasıl olması isteniyorsa o haliyle” kabul edilir. Kabul edilir zira orada idrak etmek değil takdir etmek veya değer atfetmek vardır.

*

Saf düşünceye her insanın yaklaşabileceği vaka, kırk derece ateşte düşünebilmektir.

Kırk derece ateşte düşünebilmek başlı başına bir maharettir mutlaka fakat düşünebilen insanlar görürler ki, düşünce faaliyeti duygudan bağımsızlaşmıştır. Kırk derece ateşte düşünebilmenin zorlukları, duygu tezahürleri olmadığı için düşünce faaliyetinin enerjisi temin edilememekte ve duygunun düşünce faaliyetine kattığı anlamlandırma yok olmaktadır. Duygu olmadığı için enerji ve anlam meydana gelmemekte bu da düşünmeyi lüzumsuz göstermektedir. Kırk derece ateşte düşünmenin en önemli özelliği derin bir anlamsızlıktır. Anlamsızlığın kaynağı ise zevksizliktir. Hakikaten insanın yaşadığı her hadisede zevk, bir boyut olarak bulunmaktadır. Zevkin bulunmadığı hadiselerde ise bir anlam vardır. Gereklilik de bir anlam ihtiva etmektedir. Anlamsızlık ve zevksizlik, düşüncenin pratik lüzumunu ortadan kaldırmaktadır. İnsan iç âleminin sıfır anlam ve sıfır zevk noktası, garip görünse bile “saf düşünce”ye en fazla yaklaşıldığı yerdir. Anlam, bir açıdan bakıldığında insanın o ana kadar hayata dair biriktirdiği kabulleridir. Anlam kaybı, insanı kabullerinden bağımsızlaştırmaktadır. Kabullerden bağımsızlaşmak, saf düşünceye yaklaşmak cihetinden fevkalade bir hamledir.

İnsanın kabullerinden bağımsızlaşması veya kabullerinden azade şekilde düşünebilmesi normal şartlar altında mümkün değil. Kabullerden bağımsızlaştığında insanların düşünce faaliyetinde bulunması anlamsız ve lüzumsuz geliyor. İşte bu lüzumsuzluk ve anlamsızlık haleti içinde gerçekleştirilen düşünce faaliyeti, idrak edebilmenin birçok şartına sahiptir.

Saf duyguya her insanın yaklaşabileceği hadise, orgazm halidir.

Orgazm hali, bedeni bir boşalmadır ama daha çok hissi (duygusal) bir boşalmadır. En önemli özelliği ise, duygu tezahürünün düşünceyi asgariye indirmesidir. En şiddetli duygu tezahürlerinden biri olan öfke de bile düşünce, orgazm halindeki kadar azalmamaktadır. Orgazm halinin “bedeni aksiyon” olduğu düşüncesi temel yanlışlardandır. Her nedense orgazm halini meydana getiren fiilleri ruha yakıştıramadığımız için vakayı, bedeni aksiyon olarak kabul etmek çabasındayızdır.

Duygu tezahürü, ruhun varlığa yönelmesinin “bilgisiz” halidir. Bilginin sıfır halinde meydana gelen aksiyon, “mananın” suret olmaksızın zuhur etmesidir. Duygunun mutlaka suret aramasının sebebi de mananın suretsiz zuhur etmesidir. Bilginin (aklın) Varlığa yönelmesi ile duygunun varlığa yönelmesi arasındaki kesafet (yoğunluk) farkı bu sebepledir. Duygunun varlığa yönelmesindeki kesafetin daha fazla olması, acil suret ihtiyacı içinde bulunmasındandır.

Orgazm halindeki duygu kesafetinin fazla olması ve düşüncenin sıfıra yaklaşması, zuhur eden duygunun mahiyeti ile ilgilidir. Bu halde zuhur eden duygu, çocuk sahibi olma arzudur. Çocuk sahibi olma arzusu, orgazm halinde meydana gelen duygunun, yeni bir insanı ihtiva etmesidir. Orgazm halindeki duygu, bir insandan insan zuhur etmesidir. İnsandan insan meydana gelmesi, kâinattaki en büyük hadiselerden biridir. Bu çapta bir hadiseyi gerçekleştirecek olan duygu, en şiddetli duygulardan biridir. İnsan denilen varlığın meydana gelmesi o kadar büyük bir hadisedir ki, bu hadiseyi gerçekleştiren duygu, insanın tüm bedenini ve benliğini esir alabilmektedir. Hadisenin bedeni (biyolojik) boyutu, sözkonusu duygunun insan vücudunda meydana getirdiği etkiden başka bir şey değildir.

*

Saf düşünceye yaklaşmak, fikir adamı olmak için şarttır.

Saf düşünceye yaklaşma mahareti, fikir adamı olmak için temel şarttır. Zira saf düşünce idrakin ta kendisidir. Düşünce faaliyetini duygudan azade hale getirmeden “idrak” mümkün değildir. İnsanın kabullerine uygun bilgileri toplayıp onlarla meşgul olması, idrak değildir. Düşünce faaliyetini duygunun mecralarından uzaklaştırabilmek, insanın benlik merkezinin üstüne çıkabilmesidir. Benliğinin üzerine çıkarak düşünce faaliyetinde bulunamamak, fikir adamı olmaya manidir. Benlik merkezinde düşünebilen insanlar, fikir adamı değil, menfaat adamıdırlar.

Saf duyguya yaklaşmak, sanatçı olmak için şarttır.

Saf duyguya yaklaşma mahareti, sanatçı olmanın temel şartıdır. Sanatçılar genellikle manaları lisan dışında bir dil ile ifade etmektedir. Ulaştıkları manaları lisan ile ifade etmeyi gerektiren sanat dallarında bile sanatçılar, lisanı diğer insanlar (mesela fikir adamları) gibi kullanmazlar. Sanatçı üslubu, aynı lisanın içinde yeni bir dil oluşturabilmektir. Duygunun manaların suretsiz olarak zuhur edip acilen bir suret edinme çabası içinde bulunması, sanatçıların o manaları suretsiz olarak keşfedip bir suret üretmelerini gerektirmektedir. Manalar suretsiz olarak zuhur ettiği için, aklın kullandığı metotlara uygun olması gerekmediği malumdur. Bu sebeple lisanın kalıpları genellikle sanat için dar gelir. Sanatçı olabilmek için, manaları suretsiz halde keşfedebilmek gereği açıktır. Bu gereklilik, saf duyguya yaklaşabilmeyi şart kılar.

*

Saf düşünce duyguyu iptal eder. Saf düşünce gerçekleşir ve kalıcı hale gelirse duygunun kaynakları kuruyabilir. Fakat duygunun kaynakları kurursa hayat nihayete erer. Saf duygu zuhur ettiğinde düşünce iptal olur. Saf duygu tezahürleri süreklilik kazanırsa insan düşünce melekelerini kaybeder. Aşk zaten budur.

*

İnsanın ulaşabileceği en büyük maharet, saf düşünce ile saf duyguyu hemzaman olarak yaşayabilmesidir. Birbirine karışmadan ve birbirini iptal etmeden her ikisini hemzaman olarak yaşayabilmek, insan türünün ulaşabileceği en yüksek seviyedir. Saf düşüncenin duyguyu, saf duygunun düşünceyi iptal ettiği veya önce meydana gelenin diğerinin zuhur kanallarını kapattığı doğrudur. Fakat insanın kendi iç dünyasında daha fazla derinleşmesi ve kaynaklarını, imkânlarını ve istidatlarını kullanabilme maharetini geliştirmesiyle her ikisini hemzaman olarak yaşaması mümkündür. Ne kadar zor olduğu ise aşikâr…

Saf duygudaki zevkin ölçülmez bir derinliği olduğu vakadır. Fakat saf düşüncenin de sınırsız bir zevk ürettiği unutulmamalıdır. Zira idrak aynı zamanda misilsiz bir zevktir. Duygudaki zevk ile idrakteki zevkin farkı, duygudaki zevk her insanın yaşabileceği türdendir ama idrakteki zevk bazı insanların yaşayabileceği zevktir. İdrakteki zevk, yüksek zekâların ve dehaların yaşayacağı zevktir ki, özellikle dehalar için idrakteki zevk hiçbir duyguda yoktur.

*

Duygu iradi olarak üretilemez. Duygu, kendisi zuhur ettiğinde insan onu yaşar. Duygunun tetiklenmesi mümkündür ama üretilmesi sözkonusu olmaz. Bu durumun tek istisnası, saf düşünceye ulaşan insanlardır. Saf düşünceye ulaşabilen (veya çok yaklaşan) insanlar duyguyu üretebilmektedirler. Duyguyu üretebilmek, kişinin istediği “hal” üzere bulunabilmesini mümkün kılar. İnsanın istediği duyguyu üretebilmesi ve onu yaşayabilmesi harikulade bir maharettir. Bu maharet, insanın bedenine olduğu gibi ruhuna da sahip ve hâkim olmasıdır. Oysa insan bedenine hâkim olabilse de ruhuna hâkim olamaz. Ruh insana hâkimdir. Fakat saf düşünceye ulaşabilmek ve duygu üretebilmek ruha hâkim olmaktır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir