“Sahaf-ı bi-insaf” kurbanı kitap tiryakileri

“Sahaf-ı bi-insaf” kurbanı kitap tiryakileri

Kültür tarihi araştırmacısı Seyfettin Sağlam “Bir Kitapseverin Anatomisi” yazısında (Türk Yurdu dergisi, Mayıs 1999) kitapla tanışıklığının çok küçük yaşta başladığını hikâye üslûbuyla anlatıyor.

Kitapla tanışıklığı bir aile faciasıyla başlamış. Tahminen beş-altı yaşlarındadır. Ankara’da eski kasaba evlerinden birine kiracı olarak taşınırlar. Evi temizlerken duvarın içine gömülü gusülhânenin içinden bir kucak kitap ve gazete çıkar. Komşularının dediğine göre evin kızı bu kitapları okuyarak kafasını bozmuş ve sinemada makinist olarak çalışan bir adamla kaçmış. Aile de utancından insan içine çıkamaz olmuş ve memleketi terk edip gitmiş. Dolayısıyla kitaplar da ona kalır.

Pazardaki Darendeli kitapçıdan aldığı Hazreti Ali Cenkleri’den başlayarak çocuk yaştan olgunluğa erişinceye kadar nice kitapları bir avcı gibi takip edip okumaya başlar. İlerleyen yaşında yazarlığa başlar ve kendisi gibi birçok kitap hastasını yakından tanıyan bir kitap kurdu olup çıkar.

Müdavimi olduğu sahaflardan dinlediğine ve Reşat Ekrem Koçu’dan okuduğuna göre eskiden nice kitapseverleri insafsız sahaflar yakmış ve verem etmişlerdir. Kitapseverlerin asırlar süren bedduaları sonucu sahaf esnafının Osmanlılar zamanında mezarları bile ayrılmış. Cellâtlar gibi sahaflar da Müslüman mezarlığına alınmıyormuş.

Evliya Çelebi bir bayram namazındadır. Câmide geçen bir hâdiseyi şöyle anlatır: “Hoca duaya ‘Allah yorgancı esnafının ecdâdına rahmet eyleye’ diye başlar. Kunduracı esnafı, bakırcı esnafı, derici esnafı derken sıra sahaf esnafına gelir. Cemaatten biri çıkar: “Hocam durun. O sahaflar ki, sahaf bî-insaftırlar. Onlara rahmet okumayın” der.

Anlatılanlarda biraz tevâtür havası olsa da “sahaf-ı bi-insaf” (insafsız sahaf) tabirinin kitapsever câmiası tarafından bugün de kullanıldığını ilâve ediyor.

“SENİN ADAMI SAHAFLARDA GÖRMÜŞLER İKİ DE KİTAP ALMIŞ”

Sağlam, okuduklarından hareketle, sahafların eline düşmüş bir kitap tiryakisinin hanımının endişesini mizahi bir üslûpla anlatıyor:

“Geçen asırda Fatih semtinde iki kadın evlerinin cumbasından sarkmış dedikodu ediyorlar:
-Hanım, hanım! Senin adamı Tavukpazarı’nda meyhânede görmüşler.
-Olsun, parası biter, midesi bulanır, bırakır gelir.
-Hanım, senin adam bir Ermeni dilbere tutulmuş.
-Olsun, Ermeni dilberinin bıyığı çıkar usanır. Sonracığıma, içerde uyuyan oğlu küçük Sait’i de çok sever, bir gün yuvasına döner.
-Hanım, hanım senin adamı sahaflarda görmüş bizim herif, iki de kitap almış bohçaya sarmış.
-Eyvah! Bunun çâresi yok. Evime kuma geldi. Artık mezar paklar, hangi hocaya gidip okutmalı, üflemeli, muska yazdırmalı…

Bu trajik hâdise Mustafa Kutlu’nun “Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı” kitabının mistik kahramanı yaşlı sahaf İskender Bey’in bir nasihatini hatırlatıyor ki kitapseverlerin çokça düşünmesi gerek:

“Kitap aşkı başka sevda kaldırmaz. İki karpuz bir koltuğa sığmaz. Sığdırmaya kalkışırsan ömrün ıstırap içinde geçer. Kitapsever mücerret bekâr kalmalıdır.”

Hâsıl-ı kelâm, geçmişin ve bugünün kitap tiryakilerine gıyaplarında ta’zimde bulunuyorum. Cemiyet onlardan bir zarar görmedi.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir