SALİH TUNA NEDEN KAHVEHANEDE DEĞİL DE GAZETEDE

SALİH TUNA NEDEN KAHVEHANEDE DEĞİL DE GAZETEDE
Takip edebildiğim kadarıyla Salih Tuna’nın, herhangi bir konu hakkında orijinal bir tespit yaptığını, bir teklif sunduğunu, bir fikir ürettiğini görmedim. Varsa benim takip eksikliğime verilsin.
Fikir adamı (ve yazar) olmadığını anladık da, yazdığı karalamalar, kahvehane dili, üslubu ve seviyesinde. Neden kahvehanede değil de gazete köşesinde. Doğrusu benim bildiğim bazı kahvehanelerin dili daha edepli, daha seviyeli, daha orijinal… Neden kadınlar hamamında değil de gazetede diyeceğim ama erkek olup olmadığı hususunda kamuoyunda bir tartışmaya rastlamadım.
Her gün yazı yazmanın ne kadar zor olduğu malum… Eğer her gün yazacak kadar hacimli, dolu ve üretken değilseniz, birçok yazarın yaptığı gibi haftada birkaç gün yazın. Makul yolu bu… Çapınız müsaade etmiyor fakat yine de her gün yazmaya çalışıyorsanız, kahvehaneyle gazete köşesini karıştırmaya başlarsınız.
Yazarı anladık, o maaşını alıyor ve köşesini dolduruyor. Peki gazete yönetimi ve patronları neden bu zırvalara tahammül ediyor? Üstüne bir de maaş vererek…
01.12.2011 tarihli yazısına bakın; başlığı da “Hayatınızı Yiyim!”… Kahvehane gevezeliklerini gazetede yapsınlar diye maaş verecek kadar zengin gazete patronu var mı bu ülkede? İş dünyası akılsızlığa müsaade etmez, çünkü riskleri çok yüksektir ve insanı batırır diye biliyordum. Fakat gazetelerdeki yazarlara bakınca (sadece Salih Tuna değil) gevezelikler için maaş ödeyen çok sayıda iş adamı (gazete patronu) olduğunu görüyorum. Bir kısmı milyar dolarlarla bir kısmı yüz milyon dolarla meşgul olan gazete patronlarının bu gevezeliklere para ödeyeceğini zannetmiyorum. Problem ne öyleyse?
Emin Çölaşan vakasında olduğu gibi, köşe yazarlarını aslında gazete patronlarının dışında başka güç merkezleri mi tayin ediyor? Bu durumu Aydın Doğan gazetelerinde görmüş ve kanıksamıştık. Muhafazakar gazetelerde (hele de fikir gazetesi rolünde) bu tür yazarların bulunmasının anlamı ne? Bu gazetelerin yazar kadrosunu damı patronların dışında güç merkezleri tayin ediyor? Tamam da Salih Tuna’nın yaptığı gevezeliklere maaş ödeyecek gazete patronu dışında bir güç merkezi varsa, onların da akıbeti “derin devlet”, nam-ı diğer “Ergenekon” gibi olur. Çünkü derin devlet denilen herze, son dönemlerde “toplumun gerisinde kalan bir akıl formuna” sahip olduğu için yenildi. Mücadelenin dayandığı son merkez akıl hacmidir çünkü. Eğer Yeni Şafak gazetesinin yazarlarını da başka güç merkezleri tayin ediyorsa, yenilmeye mahkumdurlar. Bu seviyedeki insanlara “yazar” muamelesi yapıyorlarsa, zaten yenilmişlerdir, haberleri yok. Teorik alanda yenilmemek gerek, bu alanda yenildiğinizde pratikteki sonuçları biraz zaman alır ama mutlaka ortaya çıkar.
Yazının ortasına koyduğu pasaja bakın.
“’Ayakkabılarım su alıyor anne!..’
‘Tamam kızım, biraz daha sabret, alacağız…’
‘Simiiiyt, sıcak simiiyt…’
‘………………..’
Pardon, araya ‘mamat’ karıştı; biz ‘hayata’ devam edelim.”
Ne demek lazım buna? Bu yazının bir gazetede köşe yazısı olarak yayınlanması karşısında insan ne yapabilir? Bu yazıyı yazan, yayınlayan, yayınlanmasına müsaade edip üstüne para ödeyenlere söylenecek bir söz var mı? Sözün bittiği yer derler ya… Bu ondan daha beter.
Yazının her tarafı aynı… Çeşitlilik sadece zırvalama şeklinde… Şuna bakın…
“KCK. Aziz Yıldırım. Dersim. Kürt. Alevi. Öcalan. Kürt sorunu. Mehmet Eymür. İnönü. Nihat Doğan grup seksi İsrail’e bağladı. Celal Bayar. Balyoz. Kılıçdaroğlu. Sabiha Gökçen. Bomba. Ergenekon. UEFA. Şike. Heron. Tarihle yüzleşme. KCK. Operasyon. Suriye. İçişleri Bakanı. Heron. Hantepe. Gürsel Tekin. Askeri Şura. Hülya Avşar hala taş gibi.”
Bu arada öğrendik ki, Hülya Avşar da hala taş gibiymiş. Büyük bir bilgi ihtiyacımızı karşıladı sağolsun yazar.
Bunu yayınlayanlara hayret ettiğimizi ifade ederken, sansürden bahsetmiyoruz. Yazarların yazılarına müdahale eden bir yönetim ve patronaj talebimiz yok. Bizim derdimiz, gazete köşe yazarlarının bir seviyesi ve çapı olması gerektiği hususudur. Bu kadar seviyesiz biri yazar olamaz. Kahvehane dilini gazeteye taşıyamaz.
Gazetenin ve fikir dünyasının ve hayatın seviyesini düşürenlere ödül gibi maaş verilmesi hayra alamet değil. Batılılaşmış olan elitlerin bu ülkede bir “misyoner” gibi çalıştıklarını biliyoruz. Ülkeyi ve milleti batılılaştırarak tarihlerinden uzaklaştırmanın gönüllü misyonerleri… Muhafazakar medyanın böyle bir şey yapmayacağı kanaatindeyiz. Fakat onlarda seviyesizliğe fikir muamelesi çekmeye mi başladılar ne? Ülkedeki toplam kalitesizlik her şeye, herkese, her kuruma sirayet ediyor demek ki.
Bu türden eleştiri getirdiğinde ilginç savunmalar yapıyorlar. Yazarın “tarzı”, onun orijinal “üslubu” filan gibi. Yahu zırvanın tevili olur mu kardeşim? Ne tarzından, üslubundan bahsediyorsun, eldeki malzeme zırvanın ta kendisi.
İBRAHİM SANCAK
İbrahimsancak2011@gmail.com

Share Button

SALİH TUNA NEDEN KAHVEHANEDE DEĞİL DE GAZETEDE” üzerine 3 düşünce

  1. Salih Tuna’ya maaaş ödeniyor, ve bunun en önemli sebebi çok basit: Çok okunuyor. Yenişafak’ın en çok okunan yazarı desek mübalağa etmiş sayılmayız..

    Ayrıca,burada söz konusu edilen yazıda sanal gündemin arasında küçük hikayelerin kaybolduğu, asıl önemli olanın bunlar olduğu mesajı veriliyordu. Bunu farklı bir tarzda anlatmış olmasının garipsenecek bir yanı yok.

  2. Gazeteleri kahvehaneye çevirdiler, kahvehaneye fazla müşteri çekiyoruz diye övünüyorlar. Kahvehane simsarlarını da yazar diye piyasaya sürdüler, çok müşteri getirsin diye…

  3. Meseleyi esaslı bir şekilde kaleme almışsınız.Doğrusu bizim mahallede bu manada bilgi ve hikmet ufuklu eleştiri kalemleri olduğunu (geç oldu ama )yeni öğrendim.Yusuf KAPLAN ın Bediüzzaman yazısı vesilesiyle sizi tanıdım.Temennim yazılarınızın kitlelere ulaşması.Tebrikler..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir