Sanal Akıl Çözülüyor Kemalist Rejim Çöküyor

Ülkede doksan yıldır cari olan Kemalist siyasi rejim çöküyor. Sanırım artık çöküş sürecinin çoktan başladığı ve sonlarına geldiği hususu tartışma dışıdır. Öyleyse bu çöküşün tahlili doğru yapılmalıdır. Tahlilde hatalar yapılırsa, çöküş süreci uzayabilir veya yanlış istikametlere savrulabilir.
Kemalist siyasi rejimin çok güçlü olduğu düşüncesi sadece vehimdi. Bu vehmi besleyen kaynaklar, rejimin kurulduğu tarihten beri hukuku umursamadan büyük katliamlar yapabilmesi, şapka gibi “çok basit sebeplerle” insanları asabilmesi, ülkeyi mütemadiyen “fiili durum” halinde tutan bir çete yönetimi kurması gibi hadiselerdi. Özet olarak, zulmü, “yönetim anlayışı” haline getirmiş olmasıydı. Zulmetmeyi, “kudret”, hukuk ve ahlakı ihlal etmeyi, “zekâ” olarak halka sunan rejim bekçileri, ülkede, bir “sanal akıl” oluşturdu. Sanal akıl, Kemalist siyasi rejim bekçilerini, çok kuvvetli ve çok zeki olarak tanımladı ve halk bu tanımı uzun süre benimsedi.
Kudret ve kuvvetin tezahürü, zulmetmek, katliam yapmak değil, farklı olan insanlarla beraber yaşayabilecek ruhi, zihni ve akli kaynaklara sahip olmaktı. Katliam yapabilmek için “maddi kuvvetin” olması gerektiği doğruydu. Fakat ruhi, zihni ve akli kuvvet kaynaklarınız kâfi değilse, hiçbir maddi kuvvet, zamana dayanamazdı. Bunu, Kemalist rejimin bekçileri hiç anlamadı, aydınlar uzun süre anlayamadı, halkın ise anlaması zaten beklenmezdi.
***
Kemalist Rejim, “Sanal akıl” oluşturacak kadar zihni donanıma sahip değildi aslında. Bir ülkede yaşayan halkın tamamını tesiri altına alacak çapta bir “sanal akıl” üretmek ve bunu yaklaşık seksen yıl sürdürebilmek, hakikaten müthiş bir başarıdır. Kemalist kadrolarda bu çapta iş yapacak bir zihni donanım hiçbir zaman olmadı. Öyleyse “sanal akıl” nasıl oluştu? İşte bu sorunun cevabı mühim…
Cumhuriyetin kuruluşundan 1950 seçimlerine kadar geçen devirde, çok ağır bir zulüm uygulandı. Bu zulmün, dünyadaki başka zulümlerden farklı bir özelliği vardı. Küçücük sebeplerle insanlar idam sehpalarında sallandırıldı. Şapka gibi basit sebeplerle insanlar idam edildi. Düşünün ki, “tişört giydiğiniz için sizi asmış olsunlar veya tişört giydiği için babanızı asmış olsunlar”… Bu tür hadiseler, tüm cemiyeti ağır bir travmaya soktu. Travma, uzun bir devir devam etti ve yerleşik hale geldi. Neticede meydana gelen psikiyatrik tesirler, insanların “gerçeklik kavrayışı” ile beraber aklın tüm kaynaklarını berhava etti. Bu ağır zulüm, insanlarda “sanal gerçeklikler” ve “sanal gerçeklik kavrayışları” oluşturdu.
İnsanların Kemalist yönetime kadar bildikleri her şey bir günde değişti. Mesela, “suça orantılı ceza verilir” hukuk ve adalet şiarı, bir anda yok oldu ve insanlar küçücük sebeplerle idam edildiler. Bu çaptaki bir zulüm, tüm psikolojik organizasyonları darmadağın etmeye kafidir. O devirde zulme karşı mukavemet eden “sağlam” insanlar idam edildiği için geriye zayıf insanlar kaldı. Doğal seleksiyon bu defa tersinden işledi ve kuvvetli insanlar değil zayıf insanlar hayatta kaldılar. Zayıf insanlar hayatlarını devam ettirebilmek için, zulmün gölgesinde yeni bir akıl inşa ettiler. Siyaha beyaz, beyaza siyah diyen bir “sanal akıl”… Kemalist kadrolar, “sanal akıl” üretebilecek zihni donanıma sahip değildiler ama öyle bir zulüm yaptılar ki, güçlü insanlar darağacına gitti, zayıf insanlar mevcut duruma intibak edebilmek için derhal kendi psikolojik dünyalarında yeni bir akıl inşa ettiler. “Sanal akıl”, böyle ortaya çıktı.
“Sanal aklı” üreten halkın kendisidir. Ağır zulüm karşısında hayatta kalabilmenin psikolojik manevrasıydı bu. Hiçbir fikri/felsefi altyapısı yoktu. Zulüm sınırsız bir korku üretti, bu korku da “sanal aklı” doğurdu.
Sonraki devirlerde sanal akla karşı sürekli bir mücadele yürütüldüğü doğrudur. Fakat bu mücadeleyi yürüten “yiğitler”, ya idam edildiler, ya hapse atıldılar, ya da fail-i meçhul cinayetlere kurban gittiler. Dolayısıyla halkın (zayıf insanların) ürettiği sanal akıl, mütemadiyen kendini besleyen misallere sahip oldu. On yıllık periyotlarla yapılan, anayasal suç çapındaki askeri müdahaleler, sanal aklı besleyen en kapsamlı uygulamalardı.
***
Rejime karşı mücadele için sesini biraz yükseltenler, rejimden önce kendi fikri havzalarında ya “mit ajanı” veya “rejimin adamı” gibi ithamlarla karşılaştılar. Rejimin zaman zaman bu tür provokasyonlar yaptığı doğruydu ve bu türden provokasyonlar, “sanal aklı” besleyen misaller olarak sürekli dikkatlerde tutuluyordu. Fakat rejimin yaptığı provokasyonlarından daha fazla olan mücadele birimleri, rejimin savunma reflekslerinden ziyade, halkın sahip olduğu “sanal akıl” tarafından engellendi. Duruma bakar mısınız? Rejim bir tane provokasyon yapıyorsa, “sanal akıl” on tane mücadele teşebbüsünü akim bırakıyor. Manzaraya bu açıdan bakıldığında, Kemalist siyasi rejim ne kadar zayıf fakat halkın sahip olduğu “sanal akıl” ne kadar güçlü, anlaşılıyor.
Ne tür misallerini gördük, “sanal aklın”? Hatırlayalım… “Herkesi dinliyorlar, herkesi izliyorlar”, “ne yaparsanız yapın, biliyorlar”, “bugün serbestçe çalışıyorsanız, bilin ki suçunuzun artmasını bekliyorlar”, “Rahat çalışıyorsanız, rejimin adamısınız”, “Nasıl bu kadar cesaretli konuşabiliyorsun, mutlaka arkanda birileri var”, “Sizin de sıranız gelir, sizin de hesabınızı görürler”, “Nasıl bu kadar büyüyebilirsiniz, kimle çalışıyorsunuz?” vesaire… Panoramik olarak hadiseye bakıldığında, “yeryüzü tanrısı” oluşturmuşlardı başımızın üstünde…
Evet, doğruydu, birtakım provokasyonlar yapmış bir rejim vardı karşımızda. Fakat rejimin yaptığı provokasyonlardan hareketle tüm hayatı (veya mücadeleyi) izah etme teşebbüsü, “sanal akıl” veya “hastalıklı akıl” değil de neydi? Sanal akıl ne yapıyordu? İnsanların iç dünyalarında psikolojik bariyerler kuruyor ve onları muhafaza etmek için fevkalade bir çaba gösteriyordu. Dolayısıyla siyasi rejimin kendini korumak için herhangi bir faaliyet göstermesine gerek kalmaksızın, insanlar kendi kendilerini sınırlıyorlardı.
*
Sanal aklın en vahim şekli, Kemalistlerde oluştu. Kemalistlerde oluşan “sanal akıl” tam anlamıyla “uçuk” türdendi. Hiçbir şekilde ayağı yere basmadı. Kemalist sanal akıl nasıl bir şeydi? İşte misaller… “Atatürk’ün ilah olduğunu” söylediler, “peygamber olduğunu” söylediler, “kerametleri olduğunu” söylediler. Tam manasıyla sapkın bir akıl formu… Bu misaller hoşunuza gitmedi mi? Veya bunları söyleyenlerin dikkate alınmaması gereken “sapkın cahiller” olduğunu mu düşünüyorsunuz? Peki sosyoloji doçenti olan bir adamdan misal verelim. Ha bu adam aynı zamanda yaklaşık yirmi yıl büyük bir gazetenin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Anladınız, Ertuğrul ÖZKÖK… Buyurun 05.10.2010 tarihli yazısından…
“- Beyaz Türk, Cumhuriyet ilkeleri ile büyümüştür. Atatürk’ü fanatikçe seveni de vardır, ona her dönem çağdaş anlamlar yükleyerek seveni de. Ortak özelliği ise, Atatürk’ün kişiliğine dokunulmasından hazzetmemesidir.

– Beyaz Türk’ün çocuğu “biat” değil, “itiraz” kültürü ile büyür. Aile kültürü, aile bağı, “Babaya sorgusuz sualsiz itaat” manasına asla gelmez.”
Bu iki paragraf farklı tarihlerdeki yazılarından alınıp birleştirilmiş değil. Aynı yazıdan alınmış alt alta iki paragraftır. İfadeye bakar mısınız? Birinci paragrafta Atatürk ile ilgili tespit tam bir “biat” kültürünü izhar etmekte fakat bir sonraki paragrafta “itiraz” kültüründen bahsetmektedir. İşte Kemalist aydınların “sanal aklı” bu kadar sarih şekilde çelişkiye düşer fakat bunun çelişki olduğunu fark etmez. Çünkü sanal aklın bünyesi, Atatürk’e biat etmiş, hatta ona “iman” etmiştir. İtiraz ise Atatürk’ün dışındaki konularadır. Bu iki paragrafı arka arkaya yazabilme mahareti ancak “Kemalist sanal akla” aittir.
Aktüel konulardan olan Hanefi AVCI bahsini nasıl anladıklarına bakın, sanal aklın ilginç verilerinden birini daha göreceksiniz. Hanefi AVCI’nın sağcı filan olduğunu söyledikten sonra, solcu bir örgüte yardım etmesinin mantıksızlığından bahsediyorlar. Oysa bu millet, sağcısının da solcusunun da “derin devlet organizasyonlarında” kol kola, kucak kucağa oturduğuna dair sayısız misalleri gördü. Sanal akıl hala gerçeklikten fersahlarca uzakta yaşamaya devam ediyor.
Ne var ki artık “sanal akıl” deşifre oldu. Hızlı şekilde çözülüyor. Kemalist rejim, “sanal akıl” üzerine bina edilen “sanal rejimdi”. Teorik gerekçelerinin tamamını, sanal akıldan alıyordu. Sanal akıl çözüldükçe sanal rejim çöküyor.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir